www.aksam.com.tr
27 Ekim 2004
Kemal Yavuz / Cumhuriyetimiz ve 'Kürtçülük' (2)
Bir önceki yazımızda, son dönemde, Anayasamız ve Cumhuriyet'imizin, yeni bir 'Kürtçülük' saldırısıyla karşı karşıya bulunduğunu ve yapılmak istenenin, 'Ülkesi ve Millletiyle, Bölünmez Bir Bütün' olan 'Türkiye Cumhuriyeti'nin, çok uluslu ve çok bölgeli bir 'Türk-Kürt Cumhuriyeti' haline dönüştürülmeye çalışılması olduğunu anlatmıştık. Bu yazımızda da aynı konunun devamı olarak, bu işin nasıl başladığına değinip, olayın şimdi hangi safhada bulunduğuna ışık tutmaya çalışalım.
Konuyu daha iyi anlamak için, tarihimizde biraz geriye gitmek gerekiyor. XIX. yy, Osmanlı Devleti'nin parçalanıp, paylaşılmasına Büyük Devletlerce karar verildiği bir dönemdi. Bu maksatla, her zaman olduğu gibi, önce Osmanlı'nın demografik yapısına yöneldiler. En kolay ve sonuç alıcı toplumsal grup olarak, Ermenileri gördüler ve dört güçlü ülke (Rusya, Fransa, İngiltere ve ABD) bu noktaya yüklendiler. Tüm ülkeye, binlerce 'Misyoner' gönderdiler. Okullar açarak, dernekler kurarak, 'Azınlıklara Yardım' görüntüsü altında, Ermenileri, devlete ve Müslüman halka karşı şartlandırdılar, teşkilatlandırdılar, silahlandırdılar ve sonuçta ayaklandırdılar. Oysa Ermeniler, yaklaşık bin yıldır, Müslüman halkla bölgede, bir arada huzur içinde yaşıyorlardı. I'inci Dünya Harbi, Osmanlı Devleti'nin parçalanmasının son safhasıydı. Bu safhada, ayaklanma ve saldırılar en üst seviyeye çıkarıldı. Bu durum karşısında, devletin bütünlüğü ve halkın güvenliğini sağlamak için, Osmanlı Devleti, isyan bölgelerindeki Ermenileri 'Tehcir' (Yer değiştirme)ye tabi tutmaya mecbur oldu. Büyük Devletler başlangıçta bu işi hiç umursamadılar, ta ki bu olaylardan Türkler'e karşı propaganda aracı olarak fyadalanıncaya kadar. Sonuç: Olanlar, Büyük Devletlerin sözlerine kanarak, devletlerine ve birlikte yaşadıkları halka ihanet eden Ermineler'e oldu, binlerce yıllık yuvalarından koptular, perişan oldular.
'Eğer ders alınsaydı, tarih tekerrür eder miydi?' ama, maalesef tekerrür ediyor. Ermeni olayından sadece 10 yıl sonra, aynı oyun, bu defa 'Kürtler'le' oynandı. Lozan'da Musul'u Türkiye'den tam olarak koparmayan İngiltere, iç çatışma çıkararak, onu zayıflatıp, anlaşmaya yanaştırmak için 1924'te 'Genç Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı, Şeyh Sait önderliğinde bir grup 'Kürt'ü ayaklandırdı. Sonuç: Yüzlerce 'Türk' insanı öldü, binlercesi etkilendi. Aldatılan ve acı çeken, her zaman olduğu gibi, yine devletine ve halkına ihanet edenler oldu.
Sonra, daha yakına geldik. 1960'lar ve 1970'ler Türkiye'si, yepyeni bir enerjiyle, Türk halkının ve tüm ülkenin, fikren ve fiilen, atılımlar dönemi idi. Bu durum, Büyük Devletlerin menfaatlerine ters düşünce, ülkedeki fikir akımlarını, kitlelerin silahlı çatışmasına dönüştürdüler. 12 Eylül bu çatışmaya son verince de, 1984'te tekrar 'Kürt' vatandaşlarımızın 'kullanılması'na yöneldiler. Hemen tüm Avrupa Devletleri ve ABD tarafından, fikren ve fiilen desteklenen bu büyük çatışma 10 yıldan fazla sürdü ve 35.000 'Türk'ün kaybına sebep oldu. Sonuçta, bu 'yangın'da yine 'Türk çocuğunun' temiz kanıyla söndürüldü. Ama, olanlar, büyük ölçüde, yine bölge halkına oldu.
Bu iş burada bitmedi. Şimdi, Avrupa Devletleri ve ABD, silahla ve kan döktürerek yapamadığını, yine 'Kürtleri' kullanarak 'Siyasetle' yapmaya çalışıyor. Olay, açık ifadesiyle, budur.
'Yavuz Paşa, bu tehlikeyi nereden çıkarıyor?' demenin artık hiçbir anlamı yok. Son onbeş gündür, bu konudaki olaylara, Türkiye'de ve Avrupa'daki konuşmalara bakın. Leyla Zana'dan, Diyarbakır Belediye Başkanı'na, AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk'ten, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Komisyonu'nun raporuna imza atan 'Bir avuç zibidi'ye, bir grup 'Sahibinin Sesi' yazardan, bazı 'monşer' emekli büyük (?) elçiye kadar birçok kişi ve makam, mevcut hükümetin yetersizliğinden ve Avrupa Birliği 'Hastalığı'ndan yararlanarak, Cumhuriyet'imizin 'Temel Direği' olan Anayasa'mızın, hem de '...değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez' maddelerinin değişmesi gerektiğini söylüyorlar. Hadi canım, sen de!
Bu konuya, gelecek yazımızda devam edeceğiz.
ANLAYANA..: Türkçe'mizde çok anlamlı bir söz vardır: 'Ekmek yediğin kapıya ihanet etme, sonra nimet çarpar!'
Ana Sayfa
Geri
© 1997-2001 Aslı Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.