Pazartesi
27 Eylül 2004 
 

 
 
Şakir Süter
Deniz Gökçe
Zülfikar Doğan
Kürşat Başar
Semih İdiz
Yaşar Erdinç
Coşkun Kırca
Burhan Ayeri
Ali Tezel
Ersan Özer
Bölge
Mustafa Bayraktar
Mevlüt Yeni
Spor
Turgay Renklikurt
Coşkun Kırca

 
coskun.kirca@aksam.com.tr
coskun.kirca@superonline.com
 
Kürtçe resmi dil mi?

Avrupa Birliği Türkiye'den kürtçenin türkçenin yanında resmi dil olmasını ve ayrıca, eğitim ve öğretimin her kademesinde türkçenin yanısıra kürtçenin de yer almasını isteyecekmiş! Bu istem yerine getirilebilir mi?

Anayasanın 3.üncü maddesinin ilk fıkrası şöyle der: 'Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.' Anayasanın 4. maddesi de, yukardaki hükmün değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif edilemeyeceğini hükme bağlamaktadır.

Dikkat edelim: Anayasanın 3. maddesi, Devlet'e atfederek, 'resmi dili türkçedir' demiyor. 'Dili Türkçedir'. diyor. Bu ifadeyle, toplumun siyasi kurumlaşması demek olan Devlet'in yanısıra ülkenin ve Millet'in dilinin de türkçe olduğu 'belirtiliyor. Bu suretle sadece Devlet'in ve diğer kamu tüzel kişilerinin resmi ilişki, belge ve işlemleri ile onlar adına yapılan beyanların ancak türkçe olabileceği söylenmiş olmuyor; aynı zamanda, ülke coğrafyasında kullanılan kelimeler ile eğitim ve öğretim gibi toplumsal kamu hizmetlerinde ve siyasi faaliyetlerde kullanılması gereken tek temel dilin türkçe olması gerektiği de belirlenmiş oluyor. Bu ilke çerçevesinde Devlet'çe öğretilmesi gereken ve bilim, düşünce ve sanat alanında evrensel değerdeki yabancı diller dışında türkçeden başka dil ve ağızların kamusal alanda yer alamayacağı açıktır. Gerçekten, kürtçe ve sair yerel ağızlar, ancak kişinin özel alanında özel kurslarda öğretilebilir ve kişinin özel hayatında kullanılabilir. Demek ki hiçbir eğitim ve öğretim kademesinde kürtçenin türkçe mertebesine çıkarılması mümkün değildir. Bu istem, ayrıca tekil Devlet'in gereklerinden biri olan öğretim birliği ilkesine de aykırı düşer. Bu yola girebilmek ancak Anayasanın 3'üncü maddesinin değiştirilmesiyle mümkün olabilir. Oysa böyle bir değişiklik yapılamaz. Böyle bir değişikliğin yapılmasını teklif etmek bile bu teklifte bulunanları tam olarak meşruiyet dışına atar.

AB böyle bir istemde bulunursa, Hükümet, bu milletlerarası kuruluşa bu ve buna benzer istemlerin Türkiye tarafından batıl sayılacağını bildirmelidir. Çünkü, hiçbir Devlet ve milletlerarası kuruluş Türkiye'nin temel milli yapılanması konusunda söz sahibi olamaz. Ayrıca, hiçbir Devlet ve milletlerarası kuruluş sonuçta Türkiye'nin bölünmesine yol açabilecek istemlerin yerine getirilmesini Türkiye Cumhuriyeti'nden talep edemez. Bu gibi isteklerde bulunmak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Damat Ferit Hükümetiyle bir tutmak anlamına gelir. Oysa Türkiye Cumhuriyeti'nde hiçbir Hükümetin vatan hıyanetine sapması ya da saptırılması düşünülemez.

Zina Macerası: Türk ailesini kurtarmak için zinanın suç olmasını ısrarla isteyen Başbakan Brüksel'e AB'yi bu konuda ikna etmeye gitti ve bir gün içinde kendisi karşıt görüşe katılmakta ikna ediliverdi! Ne var ki bu iktidar kendisini ne kadar gülünç kılarsa kılsın AB'nin işine geliyor. Çünkü AKP her gafından sonra AB'ye bir miktar daha borçlanıyor. AB için AKP'nin Kıbrıs, Ege, Ermeni ve Güneydoğu konularında kendisinden en fazla ödün koparılabilecek seçenek olma vasfı büsbütün güçlenmiştir.

Kimi yorumcularımıza göre AKP lideri reformcuymuş! Eşinin baş tuvaletine gözü ilişenler için bu iddianın tam anlamıyla saçma olduğu apaçıktır.

 
 
PAZAR
CUMARTESİ
AKŞAM-LIK




Shubuo