2000'de IMF ile niye anlaşmıştık? Yoksa, üç yıl daha mı deli gömleği?
Yine geldik 'cari açık' tartışmalarına kilitlendik. Cari açığın, dış ticaret açığının, finansmanı için yol arıyoruz, Uluslararası Para Fonu (IMF) kapısında dolanıp, yeniden masaya oturuyoruz. Peki 2000'den beri iki kez ülkeyi krize sokan, Derviş fikriyle takviye edilip, zikriyle sürdürülen IMF programı değil miydi? Sabit kuru uygulatan da, sonra cari açık patlayınca, 21 Şubat'ta devalüasyonla dibe vurunca, onlarca banka, binlerce işyeri batıp, milyonlarca insan işsiz kalınca, yazar kasalar atılınca, 'dalgalı kura geçin yırtarsınız' diyen de aynı IMF değil miydi? Ne dedilerse yaptık. Şimdi aynı IMF ve yeni başkanı Rodrigo Rato 'cari açığa dikkat, yanarsınız ha!' diyor. Peki, bu uygulanan programın sonucuysa, dört yıldır bunca çileyi niye çektik?
İhracatta rekorlar kırılıyor, hedef 60 milyar dolara, 2005'te 'kişi başına 1000 dolar, yani 72 milyar dolara' çıkıyor. Turizm dövizi gelirlerinde rekor üstüne rekor, büyüme hızında, eksi enflasyonda 'cumhuriyet tarihi' rekorları kırılıyor. Döviz gelirleri artıyor. Merkez Bankası'nın döviz stokları tarihinin en yüksek düzeyine çıkıyor. Üretim artışında, kapasite kullanımında, tarımdaki fiyat düşüşlerinde yine rekorlara tanık oluyoruz. Ama işsizlikte, yoksullaşmada da rekora gidiyoruz! İşsizlik, 10.9'dan, 12.9'a tırmanıyor. Nihayet 'tek çare' diye uyguladığımız, IMF patentli programın bizi getirdiği noktada yine döviz açığı, cari açık problemi ile karşı karşıyayız ve IMF kapısındayız.
Biz bu 'deli gömleğini' 2000 yılında niye giymiştik? İflah olmak, aklın yolunu bulmak için değil mi? 2000'in başında borç stoğunun Gayrı Safi Milli Hasılaya (GSMH), milli gelire oranı yüzde 57 idi. AB'nin yüzde 60'lık Maastrich kriterinin de altındaydı! Şimdi yüzde 85! IMF bir de 'net borç stoku' diye bir şey çıkarttı (o da ayrı bir kandırmaca ya), ona bakarsanız yüzde 70! İç borçların ciddi bölümü 'dövize endeksli' ve uzun süredir de dolarda fazla artış olmadığı halde yüzde 85. Döviz yükselmeye, örneğin dolar 1.800 - 2 milyon lira olduğu an, iç borç stoğunun milli gelire oranı yüzde 100'ün de, üzerinde ona göre. Yine 2000'in başında, yüzde 69'luk enflasyona karşın, reel faiz yüzde 13'tü. Şimdi enflasyon yıllık yüzde 9.50, reel faiz yüzde 16 - 17! Hazine'nin, haftada ödediği faiz 1 - 1.5 milyar dolar.
Deli gömleğini giydiğimizden beri, yemedik, içmedik, tüketmedik, yatırım, yol, hastane, okul, yapmaktan vaçgeçtik, işçiye - memura - emekliye - çiftçiye - esnafa parayı, desteği kestik, işimizi, ekmeğimizi, geleceğimizi kaybetmek pahasına kendimizi dünyanın gördüğü, göreceği en yüksek oranla, yüzde 6.5 faiz dışı fazlaya (FDF) mahkum ettik. Aynı IMF, yüzde 3.25'ten zırnık fazla FDF veremeyeceğini söyleyip, rest çeken Brezilya'ya 3.5'lik FDF'yi kabul ettiremedi. Biz ise, üç yıl daha aynı FDF'yi sürdüreceğimizi, bakanlarımızın ağzından 'teyit ve taahhüt' ediyoruz.
***
IMF ve Dünya Bankası'nın dayattığı Tarım Reformu fiyasko. Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) son tarım ve ticaret paketi ile tarım tümden çökecek! Özelleştirme fiyasko. Sosyal Güvenlik fiyasko. Devleti, kamuyu küçülteceğiz, diyerek, kamunun tüm yatırımlarını durdurduk, kamudan 40 bin, kamu bankalarından 15 bin memuru azalttık, daha da atacağız. Faiz dışı bütçe - kamu harcamalarının GSMH'ya oranını yüzde 20'ye, en yoksul Afrika ülkeleri düzeyine indirdik. OECD ortalaması yüzde 30, AB ortalaması 35 - 40, ABD'de yüzde 40, yıllardır IMF boyunduruğundaki Latin Amerika ülkelerinde bile yüzde 30 dolayında. Herhalde faiz dışı bütçe harcamalarını bu kadar kısmak, kamuyu - devleti - sosyal harcamaları bu kadar düşürmek 'matah' bir şey olsa, en başta AB, ABD yapardı. Şimdi üç yıllık yeni program - anlaşma için, yine kapısını biz çaldığımızdan, IMF daha ağır şartlar karşılığı, yeni borç ödeme takvimini kabul eder, yeni borç verirse, cari açık ve 'yeni programın sosyal boyutu' finanse edilecek. Daha önce yazdığım ve Bakan Babacan'ın açıkladığı 'ipuçlarından' ortaya çıktığı gibi, sözün özü, IMF programı aynen sürecek. Borçlar, faizler, yoksulluk katlanarak büyüyecek. Peki, IMF aklıyla, ecnebi aklıyla, nereye geldiğimiz ortada. Hani ulusal akıl, kolektif akıl, ulusal program? Üç yıl daha mı deli gömleği? Yok mu kurtaracak, IMF kucağından, kundağından bahtı kara maderini?
|
|
|