Salı
22 Haziran 2004 
 

 
 
Şakir Süter
Serdar Turgut
Deniz Gökçe
Yalçın Pekşen
Nuray Başaran
Oya Berberoğlu
Zülfikar Doğan
Zeynep Atikkan
Güler Kömürcü
Yaşar Erdinç
Ahmet Tan
Burhan Ayeri
İsmail Küçükkaya
Ersan Özer
Bölge
A.Nedim Atilla
Mevlüt Yeni
Spor
Deniz Gökçe
Turgay Renklikurt
Ömer Ural
Ferdi Leflef
Nuray Başaran

 
nuray.basaran@aksam.com.tr
nuray.basaran@superonline.com
 
Yorganın altındaki Türkiye

İnsan, günün 24 saatini planlayarak ve planlamadan belirli merhaleler halinde geçirip ertesi 24 saatine hazırlanır. Veya kendiliğinden sürüklenerek yeni saatine adapte olur. Bazen, beklentileri ile umut dolup enerji ile evden çıkar. Bazen de istemediklerinin gerçekleşme ihtimali ile ayaklarının kendisini çekmesini bekler. Fakat her durumda bir plandan ve önünde uzanan hayatın gidişatından kendine seyir haritası çıkarır. Bazen bu haritaya uymayı başarır. Bazen de kendisi veya kendisi dışındaki nedenlerden ötürü bunu başaramaz. Tüm enerjisini toplayarak geçirdiği günün sırlarını ve ruhunda biriktirdiği yansımalarını beynindeki veya fiziki ortamdaki yorganın altına saklar. Sadece kendisi ile yaşar ve sadece kendisi bir sonraki adıma hazırlanır.

Türkiye de bir insan gibi, dünü-bugünü ve yarını olan bir yapı olarak sürekli nefes alır ve bir hayatı devam ettirir. Nasıl bir insan, ailesi, arkadaşları veya içinde yaşadığı ortam nedeniyle kendini şekillendirir ise, Türkiye de içinde barındırdıkları ve birlikte dışında yaşadıkları ile kendini şekillendirir. Bunları yaparken de beyni, yani yöneticileri, ruhu yani geleceğe yürüyüşü ve kendini konumlandırması, bedeni yani toprağı, organları yani zenginlikleri, kolları yani gücü, ayakları yani ekonomisi ve damarlarındaki kanı yani insanları ile bir insan gibi 24 saatini yaşar. İnsandan farklı olarak kendini yorganın altına pek atmak istemez. Çünkü, onu dinamik kılan ve kanını en doğru ve etkin şekilde hızlandıran şeyin açıkta duran hayat belirtileri olduğunu bilir.

Türkiye, hem etrafındaki yüksek süratli değişikliklerden hem de ısınmalardan kendini koruyarak fakat, aynı zamanda kendini de kendine uygun bir düzeyde süratli ve sıcak bir yapıda tutmalıdır. Kanını harekete geçirecek dinamikleri doğru egzersizlerle yapmalı ve doğru nefes alarak sürekli oksijen ihtiyacını gidermelidir. Bunları yaparken vücudunun tek tarafını veya belirli taraflarını dinamik tutup, diğer yerlerini farklı bir davranış ile karşı karşıya bırakmamalıdır. Yani beyin içinde yer alan loblar (parçalar) aynı düzenlilik içinde olmalı ve beynin diğer organlar ile ilişkisi de uygun eşitlik içinde bulunmalıdır. Sistem iyi çalışırsa organik olarak güçlü ve dayanıklı bir bünyeye sahip olduğumuz söylenebilir. Bu noktada beynin iki engele takılmaması gerekir. Ruhun şemsiyesi altında gizlenen bir ideolojik engele ve kanın beyni yeterince beslememesi engeline dikkat etmek gerekir.

Ama, bir insanın sabahın ilk dakikalarında genel görüntüsüne bakıp güne hazırlanması gibi, ülkemizin de genel görünümüne bakıp kendimizi ve ülkemizi düşünmeye başladığımızda garip bir durum ile karşılaşmaktayız:

Türkiye yorganın altında gibi bir hava veriyor. Uyuya kalmaktan bahsetmiyoruz. Çünkü uykuyu bölecek kadar her an çalan onlarca uyandırma zili var. Daha çok olan biteni sorgulamayan veya yarına dair işaretleri saklı tutan, hatta yarından bahsetmeyen bir yorgan altı gizem havası var. Oysa bildiğimiz kadar, yarınlar hakkında beyinde umut dolu çok plan ve yol haritaları var. Ama ruhu saran bir dinamizm için henüz açığa çıkmamış durumdalar. Beynin loblarından ricamız, yarının resmini göstermeseniz bile, en azından yarın hakkında konuşmalar yapın ki, biz de bir yarın olduğunu bilelim.

Ayıp bile yorganın altından çıktığına göre, bari ülke olarak yorgan altında saklanmayalım. Aslında yorgan biraz bahane gibi, görünen şey döşeğin altımızdan çekilmekte olduğu gibi endişe asıl mesele. Ruhumuzu uyandıralım dedik, beyin biraz yorgan altı kalmış gibi de.

 
 
YAŞAM
CUMARTESİ
AKŞAM-LIK



Shubuo