Salı
22 Haziran 2004 
 

 
 
Şakir Süter
Serdar Turgut
Deniz Gökçe
Yalçın Pekşen
Nuray Başaran
Oya Berberoğlu
Zülfikar Doğan
Zeynep Atikkan
Güler Kömürcü
Yaşar Erdinç
Ahmet Tan
Burhan Ayeri
İsmail Küçükkaya
Ersan Özer
Bölge
A.Nedim Atilla
Mevlüt Yeni
Spor
Deniz Gökçe
Turgay Renklikurt
Ömer Ural
Ferdi Leflef
Zeynep Atikkan

 
zeynep.atikkan@aksam.com.tr
zeynep.atikkan@superonline.com
 
2024'te bir ÖSS sorusu

Pazar günü yapılan ÖSS'nin sözel bölümünün 62. sorusu şuydu:

'İngiltere, ABD ve Sovyetler Birliği'nin katılımıyla 1943 yılında yapılan Tahran Konferansı'nda Türkiye'nin II. Dünya Savaşı'na katılması konusunda karar alınmış ve bu kararın Türkiye'ye bildirilmesi için İsmet İnönü Kahire'ye davet edilmiştir.'

İsmet İnönü, Kahire'ye kararın bildirilmesini kabul etmek için değil, bu kararı taraflarla serbestçe tartışmak ve görüşmek için gideceğini söylemiştir.'

Tahran Konferansı'ndan 61 yıl sonra, üniversite sınavlarına giren 1 milyon 786 bin 924 öğrenciden bu tarihi olayı şu şıklara göre değerlendirmeleri istendi.

İsmet İnönü'nün yalnızca bu tutumuna dayanarak,

I- Ulusların eşitliğini gözetme,

II- Bağımsız devlet anlayışına saygı duyma,

III- Sorunlara kısa sürede çözüm bulma yaklaşımından hangilerini benimsediği söylenebilir?

Herhalde soruyu hazırlayanlar, İnönü'nün yanıtının 'şık' olduğunu düşünmüş olacaklar ki 61 yıl sonra bu olayı gençlere hatırlatma ihtiyacını duymuşlar.

II. Dünya Savaşı'nın seyri ortada. İnönü, Kahire'ye 'büyük güçlerden talimat almaya değil, konuyu serbestçe tartışmaya gidiyor. Ve bu kararının ne kadar isabetli olduğu bugün 'şıklara' sığmıyor.

İnsan kendisine sormadan edemiyor. İsmet İnönü, 'Meseleyi serbestçe tartışmak için Kahire'ye gideceğini açıklayınca' o günün basını (televizyonlar filan yoktu ve basın henüz medyalaşmamıştı) bugünkü gibi histeri krizine mi tutulmuştu? Büyük güçlerin Türkiye hakkında aldıkları, 'cömert, güzel, iyi niyetli, dostça kararları' tartışmanın nasıl bir statükoculuk, aymazlık, süflilik' olduğu filan mı yazılmış mıydı? Ve de 'çıkarlarımız' 'dolarcıklarımız ne olacak' diye bas bas bağrılmış mıydı?

Burada ilginç olan 61 yıl önce Türkiye, kendi güvenliği ile ilgili bir konuda 'serbestçe tartışma' ilkesini sonuna kadar uyguluyor. Bugünlere gelince müthiş bir gizlilik, kamuoyundan gelişmeleri saklama siyaseti güdülüyor.

'Serbest tartışma', kendi güvenliği ile ilgili konularda tavizsiz olma, büyük olsun süper olsun, ne olursa olsun yanlış yapanın karşında dik durabilme... Her dönem için geçerli olan ilkeler bunlar.

Bugünün gerçekleri 1940'lardan daha tehlikeli çünkü daha belirsiz. Süper askeri ve teknolojik gücünü moral otoriteyle destekleyemeyen Amerika hantal, tehlikeli bir dünya lideri pozisyonu ile durmadan yanlış yapıyor, yaptırtıyor.

Şimdi BOP mu GOP mu (Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Ortak bir Gelecek ve İlerleme için Ortaklık Projesi) neyse, birtakım tasarımlar içinde. Bizim arkamızdan da iş pişiriyor. 61 yıl önce gıyabımızda II. Dünya Savaşı'na girmemiz için nasıl karar alındıysa bugün de GOP'un baş mankeni ol vs. deniyor. Küçük elma şekerleri dağıtıyor, G-8'e davet ediyor, hükümete görülmemiş (normalde rahatsız edici olması gereken) bir destek veriyor. Ve terörle mücadele adı altında Türkiye'den istenecek yeni üsler için hesaplar yapıyor.

Zaman hızlandı. Birtakım tarihi gerçeklerin ortaya çıkması için 60 yıl beklemeye gerek kalmayacak.

Bundan 20 yıl sonra ÖSS kalır mı, bilmiyoruz. Eğer kalırsa, sözel bölümde adama sorarlar, '2004 yılında NATO İstanbul'da tarihi bir toplantı yaptı. Dünyada hiçbir itibarı kalmamış olan ABD Başkanı George W. Bush NATO Zirvesi'ne katılmak için geldi. Yeni üsler istedi. Acaba Amerika'nın baskılarına Türkiye direnebildi mi' diye.

 
 
YAŞAM
CUMARTESİ
AKŞAM-LIK



Shubuo