Salı
22 Haziran 2004 
 

 
 
Şakir Süter
Serdar Turgut
Deniz Gökçe
Yalçın Pekşen
Nuray Başaran
Oya Berberoğlu
Zülfikar Doğan
Zeynep Atikkan
Güler Kömürcü
Yaşar Erdinç
Ahmet Tan
Burhan Ayeri
İsmail Küçükkaya
Ersan Özer
Bölge
A.Nedim Atilla
Mevlüt Yeni
Spor
Deniz Gökçe
Turgay Renklikurt
Ömer Ural
Ferdi Leflef
Yalçın Pekşen

 
yalcin.peksen@aksam.com.tr
yalcin.peksen@superonline.com
 
Geçmiş zaman olur ki...

Yener Süsoy'un Hürriyet'te eski kara kuvvetleri komutanı emekli korgeneral İzzettin İyigün'le yaptığı konuşma beni aldı, eski günlere götürdü.

28 Şubat'a giden günlerde tank yürüyüşü emrini veren emekli paşa 'Balans ayarını yapan benim..' diyordu.

Bugün biliyoruz ki 'ayar' tutmamıştır. Tanklar geçip gittikten sonra durum eskisinden beter olmuştur.

Bundan bir ders çıkarmak mümkün...

Artık tankla ayar olmuyor...

Oysa 28 Şubat'tan sonra demokrasi yoluyla daha sağlam bir ayar yapmak mümkündü, olmadı. Bugün hala imkan var ama yine olmayacak gibi görünüyor.

Anlatalım...

O günlerde S. Demirel Cumhurbaşkanı, Necmettin Erbakan Başbakan, R.Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı'ydı.

İktidarda Erbakan-Çiller koalisyonu vardı ve her alanda 'geriye gidiş' başlamıştı. Halk '1 dakika karanlık' sloganı altında tencere-tava çalarak hükümeti uyarıyordu. Aslında '...gelinim sen anla' hesabıyla CHP lideri Deniz Baykal'la DSP lideri Bülent Ecevit'i uyandırmaya çalışıyordu.

Uyanmadılar.

Oysa tankların 4 Şubat 1997'de yürüyüşe geçmesinden önce ortada birçok işaret vardı.

Ocak 1997'de Sultanbeyli İlçesi'nin RP'li belediye başkanı, C. Savcılığına başvurarak beldeye Atatürk heykeli diken askerleri şikayet etmişti.

Erbakan'ın Çalışma Bakanı Necati Çelik de söz konusu generali 'Atatürk heykeli diken zorba, omuzu kalabalık adam' diye nitelemişti.

* * *


Sincan'da zamanın belediye başkanı Bekir Yıldız'ın davetinde konuşan İran Büyükelçisi 'Fundemantalizmden korkmayın' diye nasihat verirken, Cumhurbaşkanı, hatta Genelkurmay Başkanına 'Kuran-ı Kerim' gösteren meczuplar ortaya çıkmıştı.

Aczmendiler İstanbul kapılarına yığılmış, bir yandan zikir çekerken, bir yandan da 'Başbakanlık katına' şöyle telgraflar çekiyorlardı:

'1920'lerden başlayarak Şeriat-ı Muhammediye'ye devlet ağzıyla yapılan küfür ve hakaretler sabrımızı taşırmak üzeredir. Son sözümüz Hasbünallahi ve minel vekil'dir.'

Başbakanlık konağında sakallı-cübbelilere protokol yemeği düzenleniyor, Recep Tayyip Erdoğan'ın ise Cinci Hoca lakaplı birinin çoraplarını Belediye'nin 'Yangında İlk Kurtarılacak' bölümünde sakladığı söyleniyordu.

* * *


İşte bu ortamda CHP lideri Deniz Baykal'ın DSP lideri Bülent Ecevit'e yaptığı 'Gel birleşelim, sen başkan ol...' çağrısı 'Ben genel başkanlığı başka parti liderinden almam, onu bana millet verir' diye geri çevriliyordu.

O günlerde yapılan hesaplara göre iki partinin toplam oyları yüzde 30'u buluyordu. Birleşmemeye kızarak başka partilere oy verenler de eklenirse, yüzde 35-40'a ulaşan oy potansiyelleri vardı.

Yani demokratik yoldan iktidara gelebilirlerdi.

Onlar tankların arkasına sığınmayı tercih ettiler. Bu çözüm ise demokratik olmadığı için tutmadı.

 
 
YAŞAM
CUMARTESİ
AKŞAM-LIK



Shubuo