
|
|
|
Aman moralleri bozmayalım
Son bir yıldır ithalat ve ihracat arasındaki fark giderek artıyor. Ocak-Mart 2004 döneminde ilk üç aylık dış ticaret açığı 7.2 milyar dolar, cari açık ise 5.1 milyar dolar olarak gerçekleşti. Böyle giderse oluşacak cari açığın yıl sonu itibariyle 11-13 milyar dolar civarında olacağı tahmin ediliyor. Esasen bunda şaşılacak bir şey de yok. Çünkü Türk Lirası cinsinden giderek ucuzlayan ithalat artışının getireceği döviz ihtiyacının, günü geldiğinde dövize olan talebi tetikleyeceğini söylemek için uzman olmaya gerek yok. Hatta bu gidişat işimize bile geliyordu. Dolar cinsinden hesapladğımızda milli gelirimiz daha çok artmış gözüküyordu. Dış borçlarımızı daha kolay çevirebiliyorduk falan. Ancak günü geldiğinde artan döviz talebinin nasıl karşılanacağını düşünmek zorundasınız. Keza, ABD'nin kendi dış ticaret açığını kapatmak için yürüttüğü, düşük faiz politikası ve düşük dolar kuru politikasının bir gün değişebileceğini hesaba katarak tedbir almak zorundasınız.
Üç yıldır kemer sıkarak tasarruflarımızı artırmaya ve faiz dışı fazla vermeye çalışıyoruz. Niçin? Borçlarımızı ödeyebilmek için. Peki borçlarımızı ödeyebiliyor muyuz, ödüyoruz ancak borç stokumuz azalacağına giderek artıyor. Toplam konsolide bütçe borç stokumuz nisan sonu itibariyle 205 milyar dolar oldu; bunun 62.3 milyar doları dış borç, 142.7 milyar doları (yaklaşık 203.7 katrilyon TL) iç borç oluşturuyor. Geçen sene nisan sonu itibariyle konsolide bütçe borç stokumuzun toplamı 165.6 milyar dolardı. Bunun 58.2 milyar dolarını dış borç, 107.5 milyar dolarını ise iç borç oluşturuyordu. Reel faiz oranlarında bir azalma yok. Düşük kurla şişen milli gelirimiz nedeniyle, toplam konsolide bütçe borç stokumuzun milli gelire oranında bir miktar iyileşme var hepsi o kadar. Bu da fiziki mal ve hizmet üretimimizde anlamlı bir artışa tekabül etmiyor. Peki burada yanlış bir hesap yok mu?
Borç stokumuz artıyorsa, bu işte bir yanlışlık var demektir. Mali piyasamıza akan yabancı fonlar dolar bazında iki yılda çok güzel paralar kazandı, bileşik kaplar misali, kayıplar ise yerli tasarrufçulardan çıktı. Şimdi kazandıklarını realize etmeye başlıyorlar, bunun ilk işaretleri gelmeye başladı. Beraberinde de faizlerde ve kurlarda da artışlar yaşandı. Yine hep beraber diyoruz; aman moralleri bozmayalım, ekonomide beklentiler önemlidir. Zaten zar zor tesis edilen makro ekonomik dengeler sarsılmasın. Fakat kimse ülkemizin sadece mali piyasalarına gelen bu kısa vadeli yabancı sermayenin; hem girerken, hem de çıkarken, Türk tasarrufçusunun ve yatırımcısının dengelerini alt üst ettiğini görmüyor. Her seferinde yerli tasarrufçunun elinde ve avucunda ne varsa giderek eriyor. Hep yanlış finansal enstrümanda yakalanan yerli tasarrufçu, bu nasıl oluyor? Koca koca köşe yazarlarımızın bunun için dikkat dediklerini duymadık. Varsa yoksa aman ürkütmeyelim, moralleri bozmayalım. Çalışanda moral yok, işsizlik artıyor, yerli yatırımcıda moral yok, çünkü para kazanamıyor. Yerli bankalar bir bir tasfiye ediliyor. Peki kimin moralini bozmamak için çırpınıyoruz. Yerli yatırımcı, para kazanamazken, biz uzun vadeli yabancı yatırımcı gelsin diye sanki yağmur duasına çıkıyoruz. Türk lirasının istikrarsız bir şekilde değer kazanması, birçok yönüyle işimize geliyordu. Şimdi, Türk lirasından gelen istikrarsız değer düşüşünün tehdidi altına girmiş gözüküyoruz. Zira faiz dışı fazlanın artacak borçlanma maliyetleri karşısında, ihtiyacımız olan ana para ve faiz geri ödemelerini karşılayıp karşılamayacağını tekrar hesap etmek zorundayız.
|
|
|
|
|
|

|