
|
|
|
Krizimiz ne durumda?
Geçtiğimiz haftada piyasada kur, faiz yükseldi ve borsa düştü! Beklentiler çalkalandı, ama kalıcı şekilde değişti mi bilemiyoruz! Merkez Bankası müdahaleler yaptı! Siyasetçi beyanatları zikzak yaptı! Bazı iç ve dış taraflar ise bir kere daha spekülatörlüğe soyundu. ABD faizi, IMF ile boşanma, faiz dışı fazla düşürülmesi, İmam-Hatip kavgası, askerlerin çıkışı konuları gündemi doldurdu. Konuların esası pek tartışılmadı, ama esas kadar zamanlama da kaosa etki etti. Kesin olan tek şey önemli ölçüde kredibilite kaybının gündeme geldiği. Zaman, oluşan yaralanmanın, itibar zedelenmesinin boyutunu gösterecek.
Ekonomimizde aslında şu anda önemli bir ekonomik sorun yok. Tabii ki çok ciddi bir krizden çıktık. Bu nedenle, dışa dönük çalışanlar toparladı, ama iç piyasa toparlanma sürecinde idi. 2004 yılında da sorun yaratmadığımız takdirde toparlanma devam edecek. Kriz sonrasındaki istihdam, batıklar gibi durumları bir kenara koyarsak (krizlerden çıkış zaman alıyor) ülke yavaş yavaş büyümeye başlamıştı. Fakat önemli bir sorun TL'nin aşırı değerli olması idi. Bu ise kamunun kura müdahalesi ile gerçekleşmiyordu. Ama kurun cari denge üzerindeki etkisi de konuyu dikkatli incelemeyenler tarafından abartılıyordu. Türkiye 2002 ve 2003 yıllarında, yani Derviş'in son yılı ile AKP'nin döneminde tarihinde uzun zamandır görmediği kadar sıkı maliye politikası ve para politikası yaşadı. Bu bir başarıdır. Ayrıca yapılan yapısal değişiklikler ülkedeki kırılganlığı önemli ölçüde azaltmıştı. Bu nedenle kalıcı düzelme gündemde idi. Ülke normalleşiyordu. Ama nedense birden gene huzursuzluk yarattık, beklentileri bir ölçüde bozduk.
Durumu bir kere daha inceleyelim. Türkiye 2001 krizinde serbest kur sistemine geçmişti. Çünkü bir kere daha kriz yaşamak istemiyorduk. Burada kriz derken vatandaş fiyat çalkalanması anlıyor (kur oynaması), halbuki kriz fiziki miktar olarak dövizin sisteme girip çıkmasıdır. Arz ve talep miktar dengesizliği demektir, sokaktaki insan kriz denince kurların zıplamasını anlıyor. Ama diğer taraftan da vatandaşın geçmişten gelen, ülkemizde döviz kıtlığı olduğu şeklinde bir değerlendirmesi var. Bu tamamen geçmişten gelen bir hayal, ama bu hayal yerleşik. Döviz nasıl olsa biter diye düşünüyorlar. Halbuki ülkemizde döviz kıtlığı yok, tersine fazlalığı var.
Ülkemiz konvertibl para sisteminde. Böyle bir ortamda hem faizi hem de kuru aynı anda kontrol etmek mümkün değil. İkisinden sadece birini kontrol edebilirsin, diğerini piyasa belirliyor. Beklentiler iyi olduğu sürece, portföyler TL varlıklara döndü, kur aşırı değerli hale geldi. Faiz de düştü. Beklentileri kötümsere çevirdiğimiz anda da, hem kur hem de faiz tersine döndü.
Vatandaşların bazıları kuru Merkez Bankası'nın yavaş götürdüğü kanısında idi. Böyle bir şey yok. Serbest kur sisteminde kamunun kafasında hedef bir kur yok. Merkez Bankamız da kafasında hedef bir kur bulundurmuyor. Bunu da defalarca söylüyor. Merkez Bankası kur konusunda ne yapıyor? Kur oynaması çok oynak hale geldiğinde rüzgara karşı direniyor, müdahale ediyor. Düzeyi belirlemiyor. Sadece oynaklığı engellemeye çalışıyor. Bütün geçen 14 ayda döviz alarak kurun daha da düşmesinin yarattığı oynaklığı engelledi. Yani geçen yıl da müdahale yapıyordu. Son günlerde de, tersine, döviz satarak kurun yukarı doğru dalgalanmasını törpüledi. Yani oynaklığa hep müdahale ediyordu.
Özetleyelim: Serbest kur sisteminde Merkez Bankası kuru belirlemiyor. Kura sadece volatilite olmasın diye müdahale ediyor. Ülkemizde de fiziki döviz sorunu yok. Sadece iyimser beklentileri (nedense) kötümsere çeviren siyasiler, medya mensupları ve kişi ve kurumlar var. On, yirmi milyon dolar satılarak durdurulan 'kriz' kriz değildir. Ama biz konuyu abartmaya, siyasiler de ortamı germeye devam edersek, hep beraber büyük itibar kaybına uğrar, gerçek kriz bile yaratabiliriz. Bu gücümüzün olduğunu 2000-2001 sürecinde sergilemiştik!
|
|
|
|
|
|

|