Pazartesi
03 Mayıs 2004 
 

 
 
Şakir Süter
Serdar Turgut
Deniz Gökçe
Zülfikar Doğan
Semih İdiz
Yaşar Erdinç
Coşkun Kırca
Burhan Ayeri
Ali Tezel
Ersan Özer
Bölge
Mevlüt Yeni
Spor
Turgay Renklikurt
Süleyman Korkmaz
Mustafa Bayraktar
Coşkun Kırca

 
coskun.kirca@aksam.com.tr
coskun.kirca@superonline.com
 
Müzakere tarihi

Avrupa Birliği, yıl sonuna kadar Türkiye'ye üyelik müzakerelerinin ne zaman başlayacağına dair kesin bir tarih verecek mi? Vermeyecek mi?

Önce şunu belirtelim ki, müzakere tarihi verilmesi, en az on yıl sürecek bu müzakerenin üyelikle sonuçlanacağı konusunda hiçbir vaat içermekte değildir. 1963 Ankara Andlaşması'nın yürürlükte olmasına rağmen! Bu Andlaşma'ya göre, Türkiye'nin hazırlık dönemi ve geçiş döneminden sonra, gümrük birliği dönemine girilecektir ki bu hedefe ulaşılmıştır. Türkiye bu vesileyle ortak ticaret ve hizmetler politikalarına da çok geniş ölçüde uyum sağlamıştır. 1 Mayıs'ta AB'ye üye olan diğer ülkelerin hiçbiri AB'yle ilişkilerinde bu kadar ileriye gitmiş değildir. Aslında AB ülkeleri Ankara Andlaşması'yla bağlanmak suretiyle Türkiye'nin adaylığını daha o zaman kabullenmişlerdi. Bu açıdan Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin aday olarak kabulü bile malumun ilanıdır. Müzakere tarihinin verilmesi bu açıdan bir yenilik getirmez.

Türkiye, Kıbrıs halkoylamalarının bilinen sonucundan sonra KKTC'nin de, kendisini de mükafatlandırmasını bekliyor ve bu mükafatın kendisine müzakere tarihi verilmesi olacağını düşünüyor. Böylece, Hükümet, zaten çoktan gerçekleşmiş olması gereken bir usuli işlemin yerine getirilmesini, sanki konunun esası üzerinde bir ilerleme kaydedilmiş gibi karşılamaya hazırlanıyor. Türk kamuoyu da bu beklentiye kilitlenmiştir. AB yıl sonunda müzakere tarihi vermezse, bu karar Türk kamuoyunda-AB üyeliğinden vazgeçmeye kadar varabilecek çok sert tepkilere yol açacaktır.

Bu durumda AB'nin iki seçeneği vardır. Bu seçeneklerden biri, AB'nin Türkiye'yi iyi niyetle üye olarak kabul etmeyi gerçekten düşünmesidir. İkincisi de, tamamıyla aksine, AB'nin maksadının, Türkiye'yi çok uzun bir zaman dilim içersinde aldatarak oyalamak ve oyalarken ondan, Helsinki'den beri yaptığı gibi, büyük ödünler isteyerek üyeliği bu ödünleri yerine getirmesine bağlama taktiğini devam ettirmek olmasıdır. Ne var ki her iki seçenek de AB'nin Türkiye'ye müzakere tarihi vermesini gerektiriyor. Sanırım ki AB'nin başlıca ülkeleri bu kesin zorunluluğu görüyorlar.

Ancak, Türkiye, AB'nin hangi seçeneğe göre davrandığını iyi teşhis etmek zorundadır. İşleri çabuklaştırmak ve AB'nin eşiğinde pinekleyerek tüm geleceğimizi AB'nin takdirine bıraktığmız izlenimini bundan böyle yaratmamak için, sinemize asla çekemeyeceğimiz istemlerin hangileri olacağını Türkiye, müzakerelerin fiilen başlamasından önce muhataplarına açıklıkla bildirmelidir. Bunlardan biri, Türkiye'nin bölünmez ve tekil devlet ilkelerinden vazgeçmeyi ve bu ilkeleri yerel idarelerin fiilen özerk bölge haline getirilmesi suretiyle ihlal etmeyi kabullenmeyeceğidir. İkincisi, ecdadımızın Ermeniler'e karşı jenosit yaptığı ithamını kabul etmeyerek onlardan özür dilemeyeceğimiz ve onlara aynı sebepten ötürü arazi ve tazminat vermeyeceğimizdir. Üçüncüsü, Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik anlayışına aykırı istemlerde bulunulmamasıdır. Sonrasına bakarız.

 
 

YAŞAM
CUMARTESİ
AKŞAM-LIK



Shubuo