Babacan 'Herkes kendi yüzmeyi öğrensin'... Felluce'ye Saddam Paşası Hammet gelsin...
Devlet Bakanı Ali Babacan ile dünkü görüşmemizde, IMF ile 'yeni dönem - yeni anlaşmayı' ve piyasalardaki 'oynaklığı' sorduk. Bakan soğukkanlı bakıyor gelişmelere. Cari açıktaki büyümenin Şubat ve Mart'ta artarak süreceği, bunun kurlar üzerinde yeni bir psikolojik çıkış dalgası yaratabileceği değerlendirmelerine karşın 'Cari açık büyüyorsa, kurlar yükseliyorsa yükselir. Buna yapılacak bir şey yok. Serbest piyasada, serbest dalgalı kurda kendi dengesini bulur. Herkes eski alışkanlıkla devletten bir şey bekliyor. Devlet müdahale etsin, dövizi durdursun ya da düşürsün. Portakalı, patatesi alsın, hemen yeni kararlar alsın, diye bekliyor. Yok böyle bir şey. Herkesin kendi kendine yüzmeyi öğrenmesi, riskleri analiz etmesi, lazım. Üstelik bu sadece Türkiye'de yaşanan, Türkiye'ye özgü bir şey değil. ABD Hazinesi'nin borçlanma faizleri de yükseliyor. 10 yıl vadeli olanlarda 3.5'tan, 4.5'a, 5 yıl vadede 1.5'dan, 2.5'a çıkmış durumda. Yani yaklaşık olarak söylüyorum 1 puanlık artış az değil. Önemli yansımaları oluyor. Tabii bu tüm dünyaya, bu arada bize de yansıyor. Bundan hemen olumsuzluklar, karamsarlıklar krizler üretmek yanlış.' diyor.
Babacan, 2005 Şubat'ında bitecek mevcut stand-by sonrası IMF ile ilişkinin bir an evvel 'netleştirilmesi' konusunda ise 'Üç seçenek üzerinde durduğumuzu söyledik. Yıl ortasını, gelişmeleri, verileri görmemiz lazım. Yani piyasalar, istiyor, öne çekmek gerek falan gibi değerlendirmelerle, aceleye getirmek, hemen oturup doğru - yanlış anlaşmak olur mu? Temmuza kadar, kararı oluşturacağız. IMF ile de sürekli görüşüyoruz. İlişkinin nasıl süreceği üzerine de görüşüyoruz. Ekonomik gelişmelere, kendi programımıza, hedeflerimize bakacağız. Uygulanan, reformlardan, sıkı maliye politikalarından da taviz vermeyeceğiz. Yani bu anlaşmaya çok büyük şeyler bağlamak, kapsamlı değişiklikler, programlar, politikalar beklemek de doğru değil. Yapılması gerekenler ne ise onlar yapılacak.' diye konuştu. Kısaca yakın dönemde gündemde 'önlem paketi, müdahale' benzeri durumlar yok. Herkes kendi yüzmeyi öğrenecek, kendi kararını verip, riskini de üstlenecek. Sonra da 'kurtar bizi Devlet Baba' diye ağlayıp, sızlanmak yok. Babacan'ın sözlerinin 'hulasası' bu.
* * *
ABD'nin Irak'ta nükleer, kimyasal, biyolojik silah yalanları fos, Irak'ı işgali fıs çıktı. 'Saddam'ın elinde ABD'yi, Ankara - İstanbul'u yerle yeksan edecek füzeler var' yalanlarına ortaklık eden, Türkiye 'cephe' açmalı diyen, 'Yalanlara alet olmayın, Amerikalı'dan fazla Amerikalı, CIA ve Beyaz Saray çanakçısı gibi durmayın' diye yazıp - çizen ben ve benim gibi, birkaç gazeteciyi de 'aymazlık - ahmaklık - aptallıkla' ve 'ileriyi görememek, Türkiye'nin çıkarlarını bilememekle' itham eden kalem sahipleri sus - pus. Şükür ki, TBMM tezkereyi reddetmiş. Demokrasi götürmeye giden Amerikan ordusu, ırz düşmanı olmuş. Iraklı esirleri çırılçıplak soyup, birbiriyle 'malak usülü' cinsel ilişkiye zorluyor. Keyifle seyredip, fotoğraf çektiriyor. İngiliz asker, Iraklı esirin yüzüne işiyor. İspanyol, Bulgar askeri, Irak'tan, ABD'nin yanından kaçıyor. Nerede bizim Amerikan malı Türk kalemler? Nerede 'Türk ordusu Amerikan ordusunun yanında yer almalı' diye ahkam kesen, manşet çeken, strateji üretenler? 'Türkiye bitti, önemi gitti, ABD şamarı yüzümüze inecek' diye içten içe 'gizli sevinç' yazıları döşenenler? Saddam Hüseyin hapiste, ordusunun Paşası Casim Hammet Salih tekbirlerle ve hem de ABD ordusunun ricatı, ricası ve davetiyle, Felluce'de görevde. Medya köşelerini tutmuş bu aklı evvellerin, ABD çıkarlarını düşünmekten 'beyni zedelenenlerin' dedikleri olsaydı, tabut uçaklar Türkiye'ye Mehmetçik cenazeleri taşıyordu. ABD büyük devlet, ordusu büyük ordu olabilir. Ama işgal altındaki bir ülkede herkes işbirlikçi olmadığı gibi, hiçbir şey de 'vatan, ülke sevgisinden büyük' değildir.
|
|
|