Perşembe
29 Nisan 2004 
 

 
 
Şakir Süter
Serdar Turgut
Deniz Gökçe
Yalçın Pekşen
Nuray Başaran
Oya Berberoğlu
Zülfikar Doğan
Zeynep Atikkan
Yaşar Erdinç
Coşkun Kırca
Ahmet Tan
Ayşe Önal
Burhan Ayeri
İsmail Küçükkaya
Ersan Özer
Bölge
A.Nedim Atilla
Mevlüt Yeni
Spor
Alaattin Metin
Süleyman Korkmaz
Murat İlter
Ömer Gürsoy
Nuray Başaran

 
nuray.basaran@aksam.com.tr
nuray.basaran@superonline.com
 
Başka bir Kıbrıs ve hükümetin stratejisi

AK Parti hükümetleri ile şekillenip yola çıkan bir 'Kıbrıs'ta Çözüm' stratejisi önemli mesafeler aldı. Evet-Evet denkleminin Birleşik Kıbrıs Devleti olarak çözümlenmesi ve AB'ye tek devlet olarak üye olunması hedefi üzerine kurulu bu strateji ciddi bir kararlılık ve risk üstlenmek anlamına geliyordu. Başbakan Erdoğan, referandum sonrası yaptığı 'diplomatik başarı' vurgusu ile kendi hükümetinin ve kendi liderliğinin stratejisinin başarıya ulaştığını ortaya koydu. Gerçi denklem, evet-evet üzerine kuruluydu ve tek bir devletin 1 Mayıs'ta AB'ye üyeliğini amaçlıyordu. Bu olmadı, ama yeni bir süreç başladı. Bir yandan Kuzey Kıbrıs Türk Devleti'nin siyasi tanınma dışında kalan ve uluslararası sistemde yer edinmesini sağlayacak olan bir sürecin mücadelesi ve sonrasında tek devletli hale gelmenin 'bir biçimde' sağlanması ve AB'ye tam katılım. Diğer yandan da, Rum tarafının olmazları öne çıkartılarak yukarıdaki sürecin siyasi olarak tanınan bir devlete dönüşmesi ya da Türkiye ile özel statülü düzenleme içinde ve 'bir biçimde' birleşmenin sağlanması.

MGK bildirisinin vurguladığı gibi 'beraber ve bir bütün olarak' hareket edilmesi gereken sürecin içindeyiz. Kıbrıs'ta Rum tarafının 'hayır ama' şeklinde gösterdiği karttan istifade ederek yapılması gereken zor diplomatik ve stratejik manevraların dönemi başladı. Ayrılık, küskünlük ve iç kavgaların zamanı değil elbette ama bunun konsensüs sağlanmadan yapılacak dramatik manevralara kalkışılması anlamına gelmemesi de gerekir. Şimdi her şeyin bu adımlar zinciri içinde cereyan edeceği düşüncesini rafa kaldırmadan başka bir Kıbrıs penceresini de açmakta yarar vardır düşüncesi ile Yüksek Strateji Merkezi'nin çektiği fotoğrafı aşağıda görüşlerinize sunuyorum:

1. Rumlar kendi adalarının tekrar yönetimlerine geçmesi amacını taşıyorlardı. Daha ileri hedefleri ise Ada'yı temizlemek yani Türkleri adadan atmak veya sürmektir. Eskiden bunu katletmek ve bıktırmak şeklinde yapıyorlardı ve bunu son 1963-1964 arasında hep yapmışlardı. Şimdi ise, bunu yeniden yapmanın yeni yollarını denemeye devam ediyorlar ve edecekler. Bunu başaracaklarına dair garantileri yok.

2. Genel olarak Türkiye'nin özel olarak Türk Ordusu'nun Kıbrıs üzerinde 'yeteneklerini kullanma' imkanını ve hukuki dayanağını zayıflatmak veya ortadan kaldırmak hem Rum ve Yunan tarafının hem de bazı AB çevrelerinin stratejisidir. Bunu yapabilmek konusunda ısrarlı olunacaktır ama satranç hemen mat ile sonuçlanmayabilir.

3. Kıbrıs'ın bir askeri taarruz noktası olarak ve Rum-Yunan tehdidi karşısında konumlanma açısından ciddi önemi kalmamıştır. Çünkü, şileple tank yollamak istediğimiz günlerden çok farklı askeri üstünlüğümüz olan günlere geldiğimiz ortadadır. Ama 'başka ve gelecekte' olması muhtemel bölgesel krizler için stratejik ihtiyaç, Kıbrıs adası için hala geçerlidir. İngiltere'nin 'dinleme üssü' ve 'uzak Asya'ya uzanan dinlenme ve geçiş üssü' olarak kullandığı Kıbrıs adasının stratejik durumu ile Türkiye'nin ihtiyacı arasında dar bölgeli bir paralellik vardır. Bunu anlatabilmenin adresi ise, maalesef AB mercileri değildir. Belki NATO zirvesi sonuçları bu durumumuzu teyide yardımcı olacaktır.

Sanırım bunlardan çok önemli iki sonucun çıktığını vurgulamakta yarar vardır. Birincisi, zor ve kapsamlı diplomatik oyunun sadece hükümet ile oynanmayacak kadar önemli olduğu ve herkesin akıl ve bilgiye açık şekilde birlikte çalışması gerektiği sonucu. İkincisi ise, Kıbrıs'ta bir çözümün mecburiyeti altında AB'ye aralık için baskı yapılabilme politikasının dozunda ayarlamanın yapılması gerektiği sonucu.

 
 

YAŞAM
CUMARTESİ
AKŞAM-LIK



Shubuo