Perşembe
29 Nisan 2004 
 

 
 
Şakir Süter
Serdar Turgut
Deniz Gökçe
Yalçın Pekşen
Nuray Başaran
Oya Berberoğlu
Zülfikar Doğan
Zeynep Atikkan
Yaşar Erdinç
Coşkun Kırca
Ahmet Tan
Ayşe Önal
Burhan Ayeri
İsmail Küçükkaya
Ersan Özer
Bölge
A.Nedim Atilla
Mevlüt Yeni
Spor
Alaattin Metin
Süleyman Korkmaz
Murat İlter
Ömer Gürsoy
Coşkun Kırca

 
coskun.kirca@aksam.com.tr
coskun.kirca@superonline.com
 
Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçilmesi

Anayasa Mahkemesi Başkanı Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinin 4'ünün Meclis'çe seçilmesini istedi. Başbakanın da benzer bir düşünce taşıdığını biliyoruz.

Anayasa Mahkemesi Başkanı başka ülkelerde bu yöntemin de kullanıldığını ileri sürerek bizde de 1980'e kadar bazı üyeler için geçerli olan aynı sistemin tekrar uygulanmasını istiyor. Sayın Başkan, bugün Anayasa Mahkemesi üyelerinin hepsinin cumhurbaşkanınca seçildiğini; cumhurbaşkanının bu üyelerin çoğunu başka mercilerin teklifi üzerine ve sadece 3 asıl ve 1 yedek üyeyi re'sen tayin ettiğini belirtiyor. Bu teze göre, eğer Meclis'in bu yetkiyi tarafsızlığa aykırı tarzda kullanacağı farzediliyorsa, bir partinin genel başkanıyken cumhurbaşkanı seçilen bir kişinin tarafsız olabileceği de düşünülememeli veya o halde, aksine eğer parti genel başkanıyken cumhurbaşkanı seçilen bir zata Anayasa Mahkemesi üyelerini tayin etme yetkisi verilebiliyorsa, aynı yetki Meclis'e de tanınabilmelidir.

1961 Anayasası yürürlükteyken Cumhuriyet Senatosu'nca üyeliğe seçilen ve sonradan bu mahkemenin başkanlığına getirilen bir değerli şahsiyetin tarafsızlığını hiçbir zaman yitirmediği bir gerçektir. Ama bu şahsiyetin tarafsızlığının seçim yapılırken oy verenlere hakim olan saiklerden ziyade kendi üstün ahlaki vasıflarına dayandığını ileri sürmek sanırım ki yanlış olmaz. Nitekim, cumhurbaşkanı seçildiği anda parti genel başkanlığı sona ermiş olanlardan birini Anayasa Mahkemesi'ne köktendinci olduğu ileri sürülen bir zatı üye olarak seçtiği de bu vesileyle hatırlanmalıdır. Cumhurbaşkanı bu yola girebiliyorsa Meclis neye girmesin?

Konuya kapsamlı bir bakışla yaklaşırsak görürüz ki kendisine Anayasa Mahkemesi'ne üye seçme yetkisi tanınan cumhurbaşkanının seçildikten sonra tarafsızlığa uygun hareket edeceğinin teminatını aramak yerine, partilerin hakim olduğu ve olması gerektiği Meclis'i aynı yetkiyi kullanmaya ehil saymak kendi gerçeklerimize ters düşen bir yöntem olacaktır.

Kaldı ki önlenmesi gereken olgu, sadece üye seçilen kişinin tarafsızlığını teminat altına almaktan ibaret değildir. Aynı zamanda, partizan bu zihniyetin bu tayinlerde asli rolü oynadığı kuşkusunun kamuoyunda yaygın biçimde yerleşmesini önlemek de lazımdır.

Başka demokratik ülkelerde Anayasa Mahkemesi'ne üye seçimi için siyasi organların yetkilendirilmekte olmasını kendi ülkemiz için misal diye göstermek son derece yanlıştır. Çünkü, o ülkelerde yerleşik çok eski ve güçlü gelenekler hakimlerin siyasete yönelmelerini önler. Amerika'da federal mahkemeler hakimleri dışındaki hakimlerin ve bu arada federe devlet hakimlerinin çoğunun seçimini seçmen topluluğu yapar ve hatta bu seçimlerde partiler aday gösterebilirler. Buna rağmen o hakimler, pek az istisnayla, tarafsızlık gereklerine uyarlar. Aksi halde ağır cezalarla karşılaşmaktan ötede, toplumsal ahlaka aykırı davranmaktan ötürü toplum içinde yüzüne bakacak vatandaş bulamazlar. Ülkemizde ise bu gelenekler -tek kelimeyle- yoktur ve gelişmesi çok uzun bir zaman alacaktır.

Cumhurbaşkanının tarafsızlığını gerçekten sağlayabilecek anayasal tedbirleri alalım; ama partilerden oluşması zorunlu Meclis'e siyasetin karıştırılmaması gereken yetkiler vererek onun itibarının düşmesine sebep olmayalım.

 
 

YAŞAM
CUMARTESİ
AKŞAM-LIK



Shubuo