
|
|
|
Aferin bize!
Geçenlerde Mahfi Eğilmez köşesinde yazdığı bir makalede 'Reel döviz kurunun düzelmesi için bir kriz çıkarmamız gerekli, başka yolu pek yok!' demişti. Zaten o günlerde tüm medya var gücü ile kuru yukarı oynatacak felaket senaryolarını üretmekle meşguldu.
Kimine göre dünya çapında gelişen ülkelerden çıkış vardı! Bu nedenle Türkiye'den de çıkış olacaktı! Ama bu senaryoları üretenlerin Türkiye'den çıkacak paranın ne kadar olduğu konusunda bir fikirleri, verdikleri bir rakam yoktu.
Bir başka grup ABD Merkez Bankası'nın faiz yükselteceğini, bunun da bizi batıracağını gündeme getiriyordu. ABD ne zaman faiz yükseltir, ne kadar yükseltir, neden yükseltir konusunda bir bilgi verilmiyordu, sadece adam korkutuluyordu!
Bir diğer grup Kıbrıs'ta evet-hayır kombinezonu oy gerçekleşmiş olması nedeni ile beklentilerde daha da iyileşme olmayacağı varsayımından hareketle, beklentileri değiştirecek bir şey olmaması nedeni ile de satış geldiği teorisine abone olmuştu. Bunun mantığını pek anladığımızı da söyleyemeyiz.
Ve nihayet en son olarak da ocak ayı dış ticaret ve cari denge rakamları ilan edilmişti. Burada gerçek veriler vardı. Neydi? Ocak cari dengesi 800 milyon dolar civarında açık vermişti. Buna karşılık Türkiye'ye kayıtlı sermaye hareketlerinden 2.4 milyar dolar girmişti, ayrıca da net hata ve noksan kaleminde de 1.2 milyar dolar kadar çıkış görülüyordu. Bunları alt alta topladığınız zaman ülkeye net 400 milyon dolar girmişti. Bu 400 milyon doların 225 milyon doları ile de IMF'ye olan bir borç ödendiğinden resmi döviz rezervleri ocak ayında 200 milyon dolara yakın bir miktar artmıştı.
Ve tabii bütün bu işler ocak ayında olup bitmişti. Tarih olmuştu. Geçmişte gerçekleşmişti. Üstelik Merkez Bankası son aylarda yani (o günden bu güne) günde 140 milyon dolara kadar çıkan döviz alımları yapmıştı. Yani piyasada döviz arz fazlası vardı. Son bir yılda olduğu gibi.
Bu arz fazlası kurları düşük, TL'yi ise değerli tutuyordu. Üstelik bir devlet politikası da değildi. Nerede ise yılda 15 milyar dolar döviz almış olan Merkez Bankası'nı kimse döviz kurunu düşük tutmakla itham edemezdi. Döviz satın alıp TL satarak TL aşırı değerli tutulabilir mi?
Ayrıca bir başka grup analist de Merkez Bankası'nın faizleri düşürmesi ve böylece kurları hızlandırması gerektiğini söylüyordu. Bu geçmişte, geçen yıl, denenmiş ve kur hareketi gerçekleşmemişti. Kur piyasadaki dengeyi takip etmişti. Kaldı ki faiz düşürme uzun vadede reel genişleme ve bunun sonucu olarak da ithalatta, dış ticarettte, cari dengede kötü, hatta enflasyonda arzu edilmeyen sonuçlar üretebilirdi.
Geriye ne kalıyor? Mahfi'nin dalga geçerek söylediği gibi bir kriz çıkartmak! İşte medya rüzgarı bunu dün sağladı! Ödemeler dengesi tablosuna (kendileri bir akım göstergesidir) ödemeler dengesi bilançosu diye hitap edecek kadar derin bilgili olanların yorumları kurda düzeltme yapıyor (bilanço bir stok göstergesidir)! Bu da bir tür ekonomi politikası! Tabii Merkez Bankası'nın almayacağım demesinin nedenlerini de doğru anlamak lazım da, nedenlerini birkaç gün sonra toz yerine oturunca tartışırız!
Ulu Türkler'in serbest kur sistemini de hiç anlayamadığımın altını çizerek burada duralım!
|
|
|
|
|
|

|