Sinyalleri iyi alalım, hayatta 'Mükemmelliği' arayalım...
Önce dış ticaret, ardından cari işlemler açığı rakamları geldi. İkisi de pek 'iyi şeyler' söylemiyor. Şubat sonu itibariyle dış ticaret açığı yıllık 27 milyar, Ocak sonu cari işlemler açığı da 783 milyon dolara (geçen yılın aynı ayında 189 milyon dolardı) yükseldi. Merkez Bankası cari açık artışını, 'dış ticaret açığındaki' büyüme ve dışarı para kaçışına bağlıyor. Kaynağı belli olmayan dövizde 1.2 milyar dolar 'geri gidiş' olmuş. Dış ticarette açığın nedeni ise, ihracattaki patlamaya karşın, ithalatın daha fazla patlaması!
Her iki rakam da döviz kurları, giderek de faizler üzerinde 'yukarı' baskı yaratacak unsurları oluşturuyor. Hemen akıllara 2000'de yaşananlar geliyor. Şartlar farklı olabilir. O dönemde 'kurda çıpa, bir nevi sabit kur politikası vardı, şimdi serbest dalgalı kur politikası izleniyor' denilebilir. Devlet Bakanı Tüzmen 'Günaydın' diyor, 110 milyar dolarlık dış ticaret hacmi içinde 27 milyar dolarlık açığın fazla tesiri olmayacağını, açığın daha da büyümesi durumunda 'ahvale bakılacağını' söylüyor. Devlet Bakanı Babacan, 'ABD Merkez Bankası'nın faizleri artırması, dış ticaret açığı, cari açık, AB'nin Türkiye'ye gün vermemesi de dahil hiçbir şey programı etkilemez. Serbest kur politikası sürüyor. Ekonomik Program, geçmiş krizlerle kıyaslanmayacak ölçüde dayanıklı' diye konuşuyor.
Açıklamalar, 'hissetmek istiyorum abi' diye, AIDS'e karşı 'kaput - kılıf kullanmayı reddeden' babayiğitliği akla getiriyor. Yani 'alnımıza yazılmışsa olur, kaderin önüne geçilmez' tavrımız! Belki bir, iki aylık rakamlara bakıp, değerlendirmek yanlış. Önümüzdeki aylarda daha olumlu veriler olabilir. Ama yine de sinyalleri iyi almak, algılamak, işi 'kadere, kazaya, alın yazısına', bırakmamak gerek. Nitekim Merkez Bankası, döviz alımını durdurdu. 30 Nisan'da ilan edilecek Mayıs programında da muhtemelen bu tavrı sürdürecek. 'Madem dövize talep var, kurların artacağına inanç var, o zaman ben almıyorum, arzu eden buyursun alsın' dedi. Dolayısıyla 'risk sizin, yakında yine çıkıp da dövizden elim yandı vay anam!!' diye ağlaşıp - sızlaşmayın demek istedi.
Ancak şunu da görelim. Her ne kadar bakanlarımız 'Türkiye'ye yatırım ilgisi zirvede, ecnebiler bol bol arz istiyor, kuyruğa girdiler' deseler de, hala yatırım yok. Büyümenin temelinde, 'içerdeki tüketim - talep artışı, onun da temelinde tüketici kredilerine hücum, borçla, krediyle, kredi kartıyla yaşam' var. Kredili otomobil satışları patladı, kuyruklar var. Bir yanıyla canlanma iyi, bir yanıyla da 'gelirinin üzerinde harcama, borçlanma' kötü. Dikkatli olalım. Hala devlet bütçesi borçla dönüyor. Hala, Hazine'nin borcu, öde - öde azalmıyor artıyor. Hala işsizler ordusu hızla büyüyor. Güzelliklerin, olumlu gelişmelerin yanında riskleri, gözardı etmeyelim. Kötüyü hesap edemeyen, iyinin kadir kıymetini bilemez.
* * *
Yine de Kalite Derneği (Kal - Der) İzmir Şubesi'nin düzenlediği '5. Mükemmelliği Arayış' sempozyumunda, Türkiye'nin ekonomik, sosyal, kurumsal ve insan 'kalitesinin' yükselmesi, mükemmele ulaşılması için üç gündür devam eden oturumlarda, geleceğe umutla bakmak, heyecanlanmak için pek çok neden olduğu ortaya çıkıyor. Küresel rekabet, verimlilik, AB sürecinde Türkiye'nin değişim gücü, sosyal sorumluluk, şeffaf devlet tartışılırken, bir yandan da 'kendin kendini çal' yani bedenini kullanmak, yalın düşünmek, gibi konularda yoğun ilgi gören sunuşlar gerçekleşti. Benim de yer aldığım bugünkü 'Kalite Meydanı / Kalite Kültürü, Değişim ve Türkiye' başlıklı kapanış oturumda ise, meslektaşlar, akademisyenler ve öğrenciler, 'Kalite Kültürü, Kaliteli Medya' başta, pek çok konuyu münazara edeceğiz. Yerimiz bitti, onu da sizlerle ileride paylaşırız.
|
|
|