
|
|
|
Ekonomiyi değil beklentiyi yönetmek
Yıllardır yapılan bu. Borç bulma, borç ödeme ve borç erteleme marifeti, topluma 'ekonomi yönetimi' diye sunuluyor. Uluslararası piyasalardan binbir takla attıktan sonra birkaç milyar dolar borç bulunursa histerik sevinç çığlıkları yükselmeye başlıyor. Bu işte uzmanlaşmış bir yazarlık türü de var zaten! Düğmeye basınca tümü birden gaz veriyorlar.
'Faiz indi çıktı, piyasalar mutluluktan azdı kudurdu' vs.
Bu kafaya göre borç gelince paça kurtuluyor. 'Beklenti yönetiminin' yayın politikasına göre bu 'müthiş bir performans'. Bu performansa bir de 'Türkiye bölge gücü oldu', 'turizm patladı' haberleri eklendi mi! Ekonomiyi değil de 'beklentiyi yönetenlerin' ekmeğine kalın bir yağ tabakası sürülüyor. Yağlama, yıkama, yalakalık kotasından dört dörtlük bir sanal ortam!
Buna inanmaya 'zorlanıyorsunuz'! Keriz damgası yememek için bu yalana dolana inanmak 'zorundasınız' yani!
Dış ödemeler krizi olmadığı sürece, Türk Lirası değerlendikçe 'ekonomiyi değil de beklentiyi yönetenler' çakırkeyf bir yaşantı sürdürüyorlar. 'Ekonomi değil de beklenti yönetilirken' ithalat patlıyor, İstanbul gibi büyük kentlerde sokaklara sığmayan 'jeep'lerin sayısı artıyor. Lüks otomobil, lüks bilmem ne patlıyor!
'Ekonomi değil de beklenti yönetilirken' işsizlik istatistikleri tutulmuyor. Eğitim yılındaki düşüş yayın politikalarının gündeminden düşüyor. Teknolojide yaya kalmışlık kimsenin umrunda olmuyor. Dinamizmi ile övünülen gençliğin bir 'umut proleteri' haline gelmesini kimse ciddiye almıyor.
Dünün merkez sağ partileri bu yolun öncüleriydiler. Seçim meydanlarında yoksullardan oy isteyen AKP de iktidara yerleşince, merkeze gözünü dikti böylece 'ekonomiyi değil de beklentiyi yönetmeye' talip oldu. Tıpkı geçmiştekiler gibi. Ve dar sokaklarda 'jeep'lerle dolaşanlar huzura erdi. 'Şimdi ekonominin değil de beklentinin yönetilmesine' alışmış çevreler bu çarpık düzenin devamını büyük mutlulukla izliyolar.
Siz de onları izlemeye devam edin!
* * *
Eğer 'beklenti değil de ekonomi yönetiliyor' olsaydı...
Eğitimli gençlerin bile iş bulma umudunu yitirmesi bir 'kalkınma' meselesi olarak gündeme gelirdi.
58 üniversitede 37 bin 680 öğrenci ile yapılan bir araştırmanın ortaya koyduğu gibi, her 100 öğrenciden 80'inin çalışmak için yurtdışına gitmek istemesi 'büyük alarm' olarak algılanırdı.
'Yatırımsızlık' panik yaratırdı.
Türkiye'ye yatırım için değil de paradan para kazanmak için gelen yabancıya geçen yıl yüzde 56 oranında faiz ödenmesinin adı 'Türkiye kazandırıyor' değil 'Türkiye soyuluyor' olurdu.
Tarım ürünleri ithalatının çiftçiyi ezmesi ciddi bir mesele olarak gündeme gelirdi.
Ve de takkeyi öne koyup, 'genç nüfusumla, teknoloji yarışındaki geri kalmışlığımla, bir türlü toparlayamadığım mali sistemimle, vergi ödemeyi sevmeyen iş dünyamla, bunca yolsuzlukla ne yapacağım' diye düşünülürdü. Küresel ekonomide rekabet edebilmenin şartları oluşturulmaya çalışılırdı.
* * *
Dar sokaklardaki jeep'lerin sahipleri 'ekonominin değil, beklentilerin yönetiliyor' olmasından memnunlar. Dün de öylediydiler bugün de!
'Yoksullukla mücadele' diye varoşlardan oy isteyen AKP'nin 'beklenti yönetimine' diyecekleri yok!
Ekonomi yönetilmediği sürece bu kesimin keyfi çakır! İktidarda, ister ANAP-DYP olsun ister AKP. Zaten bunların tümü birden Demokrat Parti'nin mirasına sahip olma iddiasındalar.
|
|
|
|
|
|


|