|
Araştırmacı Mustafa Armağan son kitabında Patrona Halil İsyanı'ndan kapitülasyonlara kadar birçok konuda Osmanlı tarihinin çarptırıldığını yazdı. Armağan'a göre Sultan Abdülhamid 'çok sever' diye sürgündeki Namık Kemal'e Çırçır suyu göndermiş, ulema da matbaaya karşı çıkmamıştı
Patrona Halil tellak mı, yoksa 'tellal' mıydı? 'Osmanlı'yı kapütülasyonlar çökertti' ders kitaplarının zihnimize kazıdığı beylik bir cümle ama işin doğrusu bu mu? 'Kızıl Sultan-Ulu Hakan' inatlaşması içinde ne yapıp ettiği doğru dürüst anlaşılmamış Sultan II. Abdülhamid sürgüne yolladığı Namık Kemal'e eza mı etti, 'pek sever' diye düşünüp Magosa'ya Çırçır suyu mu gönderdi? Yoksa tarih, bazen düşünmeden yutulan bir masal projesi mi?
Mustafa Armağan 42 yaşında, edebiyat fakültesi mezunu bir yazar. Ama tarih düşkünü okur, onu her hafta gazetesinde, özellikle de Osmanlı tarihi üzerine yaptığı çözümlemelerle ve geçen hafta piyasaya düşen 'Osmanlı / İnsanlığın Son Adası' adlı kitabıyla tanıyor.
Kapitülasyonlar, Katolik-Haçlılar'ı bölmeye yaradı
Aslında hemen söylenmeli: 'Osmanlı / İnsanlığın Son Adası' her yönüyle iddialı bir kitap. Bir kere bugüne kadar pek sorgulanmadan inanılmış, resmi tarihte, okul kitaplarında 'ezber edilmiş' bilgileri tersinden yorumlayarak yeni tespitlere ulaşıyor. Mesela diyor ki; 'Belki inanmayacaksınız ama ben kapitülasyonların Osmanlı Devleti için 19'uncu yüzyılın başlarına kadar
fevkalade faydalı olduğuna ve bu kadar uzun süre ayakta durmasına katkı sağladığına inanıyorum.' Bu tespitini de şöyle temellendiriyor: 'Kanuni'nin Fransa'ya verdiği kapitülasyonlar bir yandan Katolik-Haçlı güçlerini bölmeye ve Fransa'yı kendi safına çekmeye yönelik bir girişimken öbür yandan da Akdeniz limanlarını canlardırmaya yönelik 'akılcı' bir tebdirdi ve her iki açıdan da işe yaradı.'
Ya da şu cümleler: 'Tarihimizde seçtiğimiz ünlü kurbanlardan biri de Patrona Halil'dir. Güya 1730 ihtilalini çıkaran Patrona Halil o sırada Beyazıt Hamamı'nda tellaklık yaparmış da, 'aç' ve 'her türlü yeniliğe düşman' kitlenin başına geçip bir sırığın ucuna taktığı peştamalıyla saraya yürümüş... Koskoca payitahtta bir padişahı tahttan indirecek derecede geniş kapsamlı bir isyanı çıkarmak sıradan bir hamam tellağına kaldıysa, tarih diye bir disipline ihtiyaç kalmadı demektir... (Ayrıca Patrona Halil İstanbul'a ilk geldiğinde hamam tellaklığı yapmışsa da asıl işi bir tür komisyonculuk olan tellallıktır)...
Armağan'ın kitabında lüks ve israf devri olarak anılıp aşağılanan Lale Devri'ndeki harcamaların öteki dönemlerden pek farklı olmadığından matbaanın geç gelmesinde ulemanın herhangi bir sorumluluğu olmadığına, sonuçları bakımından Karlofça - Lozan kıyaslamalarına, Abdülhamid'in gülen yüzünden halkçılığına resmi tarihe aykırı 'kışkırtıcı' birçok görüş var. Bu da doğru ya da yanlış olmasının ötesine tarihe farklı bir bakış açısı getirmesi açısından önemli görünüyor. Bir düşünsenize peki ya Sultan Hamid, Namık Kemal'e gerçekten Çırçır suyu gönderdiyse, o zaman ne olacak?
Baron de Tott ve Osmanlı mollaları
Mustafa Armağan'ın 'Osmanlı İnsanlığın Son Adası' adlı kitabından bir üçgen hikayesi: 'Fransız Baron de Tott ve Sultan III. Mustafa anlaşarak bir mühendishane kurmaya girişir ancak zamanın geometri hocalarının tepki göstereceklerini varsayarak onları sınavdan geçirmeye karar verirler. Gerisi de Tott'un ağzından: 'Mühendislere bir üçgenin üç açısının toplamının değerini sordum. Bir müddet düşündükten sonra içlerinden en cüretli olanı üç açının toplam değerinin üçgenine göre değiştiğini, her üçgenin ayrı değere sahip olacağını söyledi. Böyle saçma bir cevap alacağımı bilseydim bu soruyu hiç sormazdım'. Bunu okuduktan sonra siz yine Osmanlı mollasının cevabına mı gülüyorsunuz yoksa Baron de Tott'un cahilliğine mi?
Kitapta birçok sarsıcı iddia var
Yeniçeriler değişimi değil, sömürgecileri engelliyorlardı.
Patrona Halil çapulcu değil, halk kahramanıydı.
Osmanlı ekonomisi büyük 17. yüzyıl krizini kapitülasyonlar sayesinde aştı.
Abdülmecid, aç kalan İrlandalılar'ı Kraliçe Elizabeth'den daha fazla düşünüyordu.
Matbaayı din adamları değil, okumaya olan meraksızlığımız geciktirdi.
Osmanlılar olmasaydı Don Kişot yazılamazdı.
Voltaire, Osmanlı yönetimini 'demokratik' bulmuştu.
Osmanlıların gerilediğini söylemek, günümüzdeki geriliğimizi örtmek içindir.
Osmanlılar 'Küçük Buz Çağı'nda dondu!
Celali isyanları bir tür Kontgerilla organizasyonları mıydı?
Abdülhamid sürgünde bulunan Namık Kemal'e 'pek sever' diye Çırçır suyu göndertiyordu.
Mehmet Kenan KAYA
|