Pazartesi
16 Haziran 2003 
 

 
 
Tuncay Özkan
Nurcan Akad
Serdar Turgut
Deniz Gökçe
Zülfikar Doğan
Semih İdiz
Yaşar Erdinç
Coşkun Kırca
Burhan Ayeri
Coşkun Kırca

 
coskun.kirca@aksam.com.tr
 
Diplomaside yaranma

Diplomaside bir amaca ulaşabilmek için karşı tarafa yaranmaya çalışma, bu alanda en verimsiz taktiklerden biridir. Çünkü, karşı taraf, sırf yaranma karşılığında yaranana ciddi bir bedel ödemeye sevk edilemez. Nitekim, AKP iktidara geleli beri Avrupa Birliği'ne yaranmaya çabalıyor; ama karşılığında şu ana kadar elde edebildiği kesinleşmiş bir karşılık yok.

Aslında AB'ye yaranma çabası AKP iktidara gelmeden önce başlamıştır. AB üyesi devletlerin tümünün benimsemiş olmadığı bir yöntem olarak, Türkiye kendiliğinden, AİHM'in Türkiye aleyhine karar verdiği şıklarda davanın iade-i muhakemeye tabi olmasını bir hoşa gitme taktiği olarak biz kendiliğimizden kabul ettik. Şimdi bir vatan hainleri çetesinin başını bu yüzden yeniden yargılamak ve bu durumun tüm sakıncalarına katlanmak zorunda kalabileceğiz.

AKP iktidara geldikten sonra ise bu politika daha da genişletildi. Son Ecevit Hükümeti zamanında yerel ağızlara radyo ve televizyon yayınının TRT'nin tekelinde olması kabul edilmişti. Yerel ağızları konuşanlar için bu yayınların çağdaş uygarlığa ulaşma bakımından elde tutulur bir faydası olmasa da bu tertip, hiç değilse, Anayasa'ya aykırı değildi ve AB'nin bu konudaki istemini karşılamaya yetiyordu. Şimdi ise, köktendinci bir parti olarak milleti değil, ümmeti esas aldığından olacak, AKP, denetlenmesindeki zorluktan ötürü milli birliğimizi bozabilecek bir yeni tertibe imza atarak özel radyo ve televizyonlara da bu imkanı tanımaya yöneldi. İş bununla da kalmadı ve AKP iktidarı, Meclis'ten bölücü fikir ifadelerini suç olmaktan kayıtsız şartsız çıkarabilecek ve içeriği ile sonuçları bir hayli belirsiz bir yeni düzenlemeyi Meclis'e getirdi. Bundan sonraki pakette sıra, MGK'daki asker üye sayısının beşten ikiye indirilmesine gelecekmiş! Bu talep de AB'den gelmiyor. Son defa MGK'da sivil çoğunluğu pekiştiren ve TSK'nın da kabul ettiği bir düzenleme yapılmıştı. Bundan sonra AB'nin itirazları, bu konudaki kurumsal hükümlerde yanlış bulduğu hususlara değil, TSK'nın nüfuzunun aşırı olduğu iddiasına dayanıyordu. Oysa bu konu, hukuki formüllerle düzenlenemez. TSK'nın bu rolü, bazı partiler Cumhuriyet ile niteliklerine yan baktıkları sürece devam edecektir. Halkının büyük çoğunluğu Müslüman bir ülkede laiklik olmadan demokrasi de olmaz. İran'da da ispatlandığı gibi, olduğu söylense de olmaz. Bu konuda AB'nin tatmin olabilmesi, ancak Türkiye'nin gerçeklerini kafasına sokmasıyla olur.

Belli oluyor ki AKP, kullandığı takiyye yöntemleri ne olursa olsun ileride kendi gerçek ülküsüne doğru atmaktan vazgeçmeyeceği Cumhuriyet ve nitelikleriyle bağdaşmayacak adımlara TSK'dan gelecek dirence karşı kendisini AB'nin himayesi altına sokmak istemektedir. Bu oyun oynanmamalı; oynanmasına, oynatılmasına imkan verilmemelidir.

 
 


CANTEEN
YAŞAM
CUMARTESİ
KAPRİS
AKŞAM-LIK