Yaman Törüner
Çözüm
Dikkat: Bazen dövizi yükseltmek düşürmekten zordur
Doların değeri uluslararası piyasalarda artarken, Türkiye'de düşüyor. Doların Türk Lirası karşısındaki Gerçek Efektif Değişim Oranı neredeyse kriz öncesi değerlere ulaştı. Merkez Bankası hala büyük bir rahatlık içinde döviz kurlarına müdahale etmemeyi politika olarak görüyor. IMF'in isteğinin de bu yönde olması ve 'Dalgalı Kur' uygulamasının Niyet Mektubu'nda yer alması nedeniyle Merkez Bankası'nın eli kolu bağlı.
Hatırlanacağı gibi, kriz zaten halktan gelen aşırı döviz talebi nedeniyle değil, Merkez Bankası'nın kendisini kayıtsız şartsız IMF emirlerine uymak zorunda hissetmesi nedeniyle çıkmıştı. IMF ve Merkez Bankası piyasa güçlerine bilgisizce diretince, birkaç milyar dolarla halledileek mesele ülkemize en az 30 milyar dolara mal oldu. Şimdi yeniden aynı senaryo başka bir sahnede tekrarlanıyor. Bu politikalarda direnilirse, bunun sonu yeni bir krize çıkacak.
Şimdi sıcak para kazanı yeniden ısınıyor. Bankalar bir öcü gibi gösterilen açık pozisyonları yeniden açmaya başladılar. Döviz artışı ile Türk Lirası faiz getirisi arasındaki marj çok büyümüş durumda. Döviz fiyatı bırakın artmayı ve sabit kalmayı, düşüyor. Düşerken de Türk Lirası faizler iyi kazanç sağlıyor. Bir yıla yakındır frenlenmiş olan ithalat yeniden artıyor.
Dalgalı Kur'un zaman içinde bir denge kuracağı söyleniyordu. Olmadı. Döviz fiyatının gerçek anlamda nerede olması gerektiğini, artık Merkez Bankası, Hazine ve siyaset adamları dahil hiç kimse bilmiyor. Merkez Bankası elindeki dövizlerin üzerine yatmış, bunları Hazine'nin ve kendisinin dış borç ödemeleri için ayırmış durumda. Elinde en büyük rezervi bulunduran Merkez Bankası piyasaya girmeyince de, 30-40-50 milyon dolarlık arz ve talep, piyasayı yönlendiriyor. Birkaç gün içinde Türk Lirası % 20-30 değer kazanabiliyor, ya da kaybedebiliyor. Bu belirsizlik iş ve yatırım yapmayı zorlaştırıyor.
Derviş, alaylı bir biçimde 'Dövizin yükselmesi kolay, bir kavga çıkarırım, olur biter' diyor. Oysa, bu iş zannettiği kadar kolay değil. Döviz krizi, herkesin sandığının aksine siyasi kavga sonucu çıkmadı. Siyasi kavga bardağı taşıran son damla idi ve istenseydi Merkez Bankası tarafından bir süre daha geciktirilebilirdi.
Dövizin bir süre daha düşük fiyatla kalmasına, hatta düşmesine seyirci kalınırsa bakınız neler olacak:
-Şahıslar ve kurumlar ellerindeki dövizi satıp, gittikçe artan oranda Türk Lirası almaya başlayacaklar.
-Bu döviz Merkez Bankası'na satılacak. Merkez Bankası zorunlu olarak döviz alımı yapacak. Alım yaptıkça da, piyasaya ilave para verecek.
-Merkez Bankası döviz alımı yapmazsa, döviz daha da düşecek. İthalat patlayacak. Ama, bir süre sonra Türk Lirası faizleri de önemli ölçüde düşeceğinden, Döviz Tutma Eğilimi yeniden başlayacak. Yeni bir döviz bombası oluşacak.
-Merkez Bankası sonsuz olarak döviz alıp, piyasaya Türk Lirası veremeyecek. Yani, döviz karşılığı da olsa para basamayacak. Çünkü, bu seferki Niyet Mektubunda Net İç Varlıklar değil, Merkez Bankası'nın tam hakimiyetinde olan bölümü Emisyon olan, yani Tedavüldeki Banknotlar olan bir parasal büyüklük Performans Kriteri.
-Merkez Bankası en ehven yol olarak, döviz satın alarak piyasaya sürdüğü Türk Liraları'nı faiz vererek açık piyasa veya para piyasası işlemleri ile piyasadan çekmeye çalışacak. İşte bu sırada, kısır döngü devreye girecek. Ellerindeki Türk Liraları'nı Merkez Bankası'na satıp satmama tercihi piyasanın eline geçmiş olacak. Aynen 1994 öncesinde olduğu gibi, Merkez Bankası kendi piyasaya sürdüğü paraları piyasadan çekebilmek için bankalara gittikçe artan oranda faiz verecek. Krizi anaparalar değil, faizler çıkarır. Bu işlemler sonucu biriken faiz, döviz satılarak çekilebilecek paranın üzerine çıkınca yeni bir kriz için bardağı taşıran damlalar aranacak. İşte, o zaman sıra bir siyasinin diğerine kitap fırlatmasına gelecek.
Artık deneme tahtası olmaktan bıktık. Ekonomiyi yönetenler aklınızı başınıza alın. Yeni krizler istemiyoruz.
|