İzzet Sedes
Olaydan Söze
Bush kızdı Sharon özür diledi
Bir yanda askeri ve siyasi deneyimleri olan yaşlı bir başbakan, diğer yanda genç ama sık gaf yapan deneyimsiz bir başkan. Bu ezeli ve ebedi çok yakın dost iki devleti yöneten iki adamdan hangisinin kusurlu ve kabahatli olduğunu, hangisinin hafif davrandığını kestirebilmek kolay değil.
Ortada bir 'sürçü-lisan' olduğu kesin, çünkü zaten başbakan olanı, 'sözlerinin yanlış anlaşıldığını, öyle demek istemediğini' tepki görür görmez hemen açıkladı ve anlaşmazlık tatlıya bağlanır gibi oldu.
Başkan Bush, 11 Eylül'den beri bir hayli soğukkanlı ve ağırbaşlı davranıyor, konuşmaları da öyle. Halbuki, İsrail Başbakanı Ariel Sharon, o tarihten beri ABD'nin nankör bir müttefiki, seçim kampanyasına çıkmış dar görüşlü bir partizan gibi hareket ediyor.
Her şey, New York ve Washington saldırılarından birkaç saat sonra başladı . New York'ta yaşayan Yahudiler, evlerinin pencerelerine İsrail bayraklarını asarak ve hiçbir 'art düşünceleri' olmayarak, bu kentin halkına yakın ilgi ve sıcak dayanışma göstermişlerdi.
İsrailliler terörü çok iyi bilirler, Hamas'ın kör ve amansız vuruşlarını, Tel Aviv'de diskoteğe konan bombayı, Cizre'de bir serginin bombalamasını, Kudüs'te bir pizzacının kana bulanmasını ve arkasından da 'zafer' türküleri söylendiğini, v.s. daha unutmadılar. Ama Sharon'un, ani ve beklenmedik sırada, biraz düşünülmeden yapılmış garip bir çıkış olduğunu da kabul etmeleri gerekiyor.
Başbakan, konuyu politik olarak istismar etmek istedi. Batılılar terörü, nasıl bizler kadar ve bizler gibi tanıyamaz ve bilemezlerse, onlar kadar da bilemezler, çünkü bu işin içinde, terörle karşı karşıya yaşamadılar. Nihayet ancak şimdi öğrendiler?.
Sharon'a göre, Arafat, İsrail'in bin Ladin'idir ve uzun süreden beri vardır. Onun mantık ve düşüncesine göre de, 11 Eylül'den sonra dünya, İsrail ordusunun Cizre ve Gazze'de giriştiği savaşı destekleyecekti.
Yani, kabaca, Filistinliler'e en sert darbeleri vurmanın 'zamanı ve sırası' gelmişti. Ve bugünler İsrail örgütü Tsahal'ın sert harekete geçmesi için de en iyi zamanı oluşturmakta idi.
Ancak, İsrail'in meşhur Likud Partisi şefinin bu düşüncesi sadece çok bencil ve zamansız değildi, aynı zamanda büyük bir siyasi yanlıştı. Bush ve ABD'nin, bin Ladin'in çok büyük terör örgütüne karşı, Arap dünyasını yanına alma ve birleştirme çabaları en yakın müttefiki tarafından zehirlenir ve engellenir duruma gelindi.
Ve işte Başkan Bush, bu yüzden ortaya çıkarak, 'İsrail'in yanında bir Filistin devleti kurulmasına taraftar olduğunu' açıkladı. Sharon, Washington'un bu politikasını, 1938 yılında Avrupalılar'ın, Hitler karşısında Çekoslovakya'yı feda etmelerine benzetince, ipler koptu ve Bush kızdı, küplere bindi.
Bu durum doğal olarak İsrail-Filistin görüşmelerini çıkmaza sokmuştu. Ama Sharon kendini çabuk toparladı ve Bush'tan özür diledi, konuşmasının yanlış anlaşıldığını, yorumlandığını, Dışişleri Bakanı Powell'a telefon ederek bildirdi.
Arafat, geçen yıl kendini, belki ancak bir kurtuluş hareketinin başı olarak görebiliyordu. Ama Ariel Sharon bu davranışları ile, hem onu güçlendirdi ve hem de 'ciddi bir devlet adamı' olma fırsatını kaçırdı.
|