Vehbi Dinçcan
Dün dünde kaldı
BAKIYORUM da etraf toz duman...
Yıllar önce Bülent Ecevit, muhalefetin en hızlı günlerini yaşarken, Ankara'ya bir seyahat dönüşü uçağın penceresinden bakmıştı.
O şair ruhdan dökülen kelimeciklerle; 'Ankara bugün sisli, Ankara bulutlu ve hüzünlü'... demişti.
O zamanın hükümetini eleştiriyordu.
Gerçekten sisli, puslu ve hüzünlüydü Ankara...
Tabiat da o gün aynı şeyleri söylüyordu.
'Dün dünle gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım'...
Dünü unutup, bugüne bakmak... Mevlana hazretleri böyle söylemiş...
Zamanın Başbakanı, sonranın Cumhurbaşkanı da dememiş miydi; 'Dün dündür bugün bugün' diye...
Bugüne bakarken, yarını da görmek lazım...
Söz sözü açtı.. Vefa'dan çıkılıp, şans günü tespit edildi.
Kapıda Soner Arıca'yı gördüm dün...
'Çat kapı' derler ya aynen öyle...
'Neredeydin a canım' demişim.
Bu işi yapmanın zamanı eskilerdeydi de, bugün de kaybedilmiş bir şey yok tabii...
Karadeniz'in tipik erkeği Soner Arıca...
Bir de Arıca'ların, İnanır'ların tipik rengi işte...
Erdoğan Arıca, Kadir İnanır, Levent İnanır ve Soner Arıca...
Biri spora diğerleri sanata yönelmiş...
Kadir gibi Soner de Karadeniz yapısını temsil ediyor da, dayısı kadar çok hırçın değil...
'Nerelerdesin' soruma ilginç bir yanıt getirdi.
'Tanrının bildiği doğru günü bekliyorum'...
Enteresan yaklaşım değil mi?
Buralardaydı mutlaka... O çok önlerde olmasa da, hep müziğin içinde kalmıştı... Standartı belliydi...
Laubali hiç olmamış, yaşamamış, dostlukları ön plana çıkartıp, kendince çalışmayı ve yaşamayı felsefe edinmişti.
Dostluklardan söz açıldı...
'Buradayım, dostlarım yanımda, daha ziyade kendi kendime çalışacağım artık' diyordu.
Unutulmamıştı mutlaka...
Ben de ona iki küçük dörtlükle cevap verdim;
'Ne seni unutacak kadar zaman geçecek, ne de geçen zaman seni unutturmaya yetecek, bırakıp gitsem de unuturum sanma, zaman alışmayı öğretir, unutmayı asla'...
Her şeyin altında sevgi yatıyor.
Sevmesini bilmiyorsak bir hiçiz...
|