Coşkun Kırca
Günün İçinden
Laiklik ve Erdoğan-II
17 Eylül günkü yazımda laikliğin vicdan ve din hürriyetinden ibaret olmadığını; laikliğin Devlet ve hukuk düzeninin dini ve dini konular hakkındaki felsefi inançlara dayandırılamamasını ve bu inançların sadece kişinin özel hayatı çerçevesinde yer alabilmesini gerektirdiğini belirttim. İmdi bu unsurlar dahil edilince de laiklik kavramı bütünlüğüne erişmez. Laikliğin insanoğlunun varlığının özünden doğan bazı başka unsurları da vardır.
Akılcılık, insanoğlunun ayrıca niteliğinin Akıl olduğunu söyler. Akıl'a sahip olan insanoğlu yekdiğerine eşittir. Descartes, insanlar arasında en iyi bölüşülmüş olan şeyin Akıl olduğunu ileri sürer. İnsanoğlu için önemli olan, Akıl'ını kendisine özgü doğru yöntemlerle kullanmasını bilmektir.
Bu da ancak Akıl'a dayanan laik eğitim ve öğretimle elde edilebilir. Bu felsefe, cinsine, ırkına, kavmine, diline, dini konulardaki inançlarına bakılmaksızın insanların birbiriyle eşit olarak görülmesini gerektirir.
Bu görüş, insanoğlunun sadece evrenin kurallarını araştırmaya girişmesi halinde değil, toplum olarak yaşamak açısından gerekli ahlak ve hukuk kurallarını tespit etme çabası için de geçerli. Spinoza'yla birlikte insanoğlunun hür eşitliği fikrini yayan büyük feylesoflardan Bayle, toplumun bir arada yaşayabilmesi için dini kaynaklı yani vahiy yoluyla nakledilmiş dogmalara ihtiyacı olmadığını ve insanoğlunun sırf toplum içinde yaşadığı için toplum hayatının kurallarını da Akıl yoluyla bulabileceğini anlatır.
Voltaire (ki deisttir ve evrenin ulu mimarı olarak tek Tanrı'ya inanır) kişilerin doğruluğunu ancak inanç yoluyla mutlak gerçek olarak kendilerine mal edebilecekleri fikirlerin hepsine hoşgörüyle bakılmasını ister. Çünkü vahiy yoluyla gelen gerçeklerin -başta vahiy olarak gelmiş olma dogması olmak üzere- ne doğruluğu, ne de yanlışlığı akli yöntemlerle kanıtlanabilir. İşte Akıl'ın gerek evren, gerek insan ve toplum hakkındaki bulgularına açıkça aykırı değilse, bu inançların hepsine saygı duymak lazımdır. Meleklerin, Şeytan'ın ve cinlerin varlığı veya var olmayışı ispatlanamaz; ama meleklere, Şeytan'a ve cinlere inanarak topluma, kişinin kendisine ve diğer kişilere zarar vermez. Madem ki zarar vermez, Locke'un dediği gibi, inançlara müsamaha göstermekte sadece fayda vardır.
(Devamı var)
|