Aksam Online
   
21 Eylül 2001 Cuma
  Güncel
  Politika
  Dünya
  Ekonomi
  Para-Borsa
  Spor
  Yazarlar
  Yaşam
  İnci
  Yıldız Falı
  Sinema
Turkcell
  Bize Ulaşın
  Arama-Arşiv
  Marmara
  Ege
  Akdeniz
  İç Anadolu
  Karadeniz
  Güney Doğu
YAZARLAR

Deniz Gökçe      

E-mail
Dost acı söylermiş!

Dost acı söyler!' diyor 'Keynesyenler'! Bu cümlenin anlamı var mı? Ne demek istediğimizi açık seçik ortaya koymak için şöyle bir yardımcı cümle verelim isterseniz. 'Bütün insanlar ölünceye kadar sağdırlar.' Sağ ve ölü kelimeleri anlamı genelde kabul gören şeylerdir varsayımını yapalım. (Bu bile belli değil ya. Makinaya bağlı soluyan, ama bitkisel hayattaki biri ne ölçüde ölüdür ne ölçüde sağdır? Rahimdeki cenin sağ mı ölü mü, kürtaj adam öldürmek midir? Siz düşünün!) Kaldı ki, ölü ve sağ kelimelerinin anlamını yüzde yüz herkes kabul etse de, bu cümlenin ne anlamı ne de faydası vardır. Bu cümle doğru ama faydasız, totolojik bir cümledir. Hiç bir işe yaramaz cümle. Doğru ama faydasız. Bu cümle hiç mi hiç bir işe yaramaz!

Peki şimdi bakalım, 'dost acı söyler' cümlesinin anlamı nedir, kim dosttur, dostluk ne demektir? Birine göre cenazende tabutun ucundan tutan dosttur, birine göre şirketin battığı zaman, işsiz kalınca sana parasal yardım yapan dosttur, birine göre seninle rakı alemlerine katılan gülen kişi dosttur, kimine göre de Fatih Altaylı saldırılarına karşı seni savunmaya çalışan dosttur. Yani dost kelimesi oldukça sübjektif bir kelimedir. Acı kelimesi de böyle bir kelimedir. 'Acı söylemek' ne demektir ben onu da bilmiyorum. Bilen beri gelsin. Ludwig Wittgenstein'dan beri bu anlam sorunlarını biliyoruz.

Şimdi bu sorunları bir kenara itelim ve dost ve acı kelimelerini bildiğimiz ve anlaştığımızı, bu kelimelerden aynı anlamın çıktığını varsayalım. Bir uyduruk cümle de biz ortaya atalım: 'Eski ve yeni bürokrattan dost olmaz, bürokrat kendi masa boyunu, makam arabasının ebadını, kendi görev süresinin ebediliğini, terfisinin garantisini maksimize eder, görevden ayrıldıktan sonra da kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarını kovalar, ilk belirsizlikte de ortalıktan sıvışır' diyelim. Tabii bunu yaptığı için onu suçlamıyoruz. İnsanlar istediğini maksimize etmekte hürdürler, ama sonuçlarına da katlanırlar. Ama böyle bir yaklaşım içinde olan birinin 'dost ve acı' kelimelerinin anlamını da, biraz daha derinde aramak gerek kanısındayız. Anlayan ne dediğimizi anlar.

Bazı arkadaşlarımız yirmi yıllık monetarizmden sonra 'Keynes'yen' oldular. Keynes'yen kelimesinin bu ülkede anlamı ne? Ne diyorlar: 'Ekonomiyi stimüle etmek, uyandırmak, reel sektörü canlandırmak için bütçe hedeflerinden fedakarlık etmek, faiz dışı fazla hedefini düşürmek, toplam bütçe açığını da büyütmek gerekli. Yahu arkadaşlar, biraz beyninizi devreye sokun ve düşünün. Bu ülkede bütçe açığı GSMH oranı olarak yüzde yirmi rakamının üstünde idi. Şu anda da o boyutlarda. Yani Keynes'in aklından hayalinden geçirdiği bir açık değil, dünya rekoru bir açığın üstünde zaten oturuyoruz. En birinci Keynes'yen biziz. Hem de uzun zamandan beri bu dangalaklığı yapmaktayız. Hangi Keynes politikasını tavsiye ediyorsunuz ki?

Şimdi dinleyin! Kemal Derviş bu ülkeye bazı şeyleri değiştirmek için geldi. 1993 yılından bu yana, kenarda oturmaya alındıklarından beri, Derviş'in geldiği gibi kurtarıcı olarak gündeme gelmek için yanan dönen eskiler 'korosu', geldiği günden beri onu sabote etmek için uğraşıyor. Hazine'deki alt düzeydeki bürokratlar ile Merkez Bankası'ndaki alt düzey kişiler işbirliği içinde, işleri her gün bürokrasiden sızıntı ile haber yaparak iaşe ve ibate temin etmek, ayrıca da gerektiğinde sızıntıcı bürokratları korumak olan, Ankara tayfası 'sözde gazetecileri' de yanlarına alarak ya Derviş'e ya da onun yakınındakilere saldırmak! Bazıları gazete sütunlarında, bazıları televizyonlarda!

Bu yıkımcı zevat üç önemli girişim yaptı. Birincisi, siyasiler ekonomik konulara özelleştirmeyi engellemek gibi müdahaleler dışında katılmıyorlar, bürokrasi ülkeyi yönetiyordu. Yıkımcılar krizin faturasını söz verdiklerini yapmayan siyasiler ve bürokrasiye değil, IMF'e çıkardılar. Bu kolaycılık.

Sonra enflasyon düşürülmeye uğraşılmayan bir dönemde 'Kuru dalgalandırmayın, enflasyon artacak' diye programı sabote etmeye giriştiler, onlara göre enflasyon önemli idi.

Sonra da baktılar ki işler düzelmeye gidiyor, programı sabotajın ikinci kademesine giriştiler: 'Enflasyon düşürmeyi bırakın, reel sektörü kurtarmaya bakın!' feryadına sarıldılar. Kim enflasyon ile uğraşıyordu ki ey koro?

Ülkemizde önce kamu bankası sorunları ile uğraşıldı, fon bankaları sorunları ile uğraşıldı. Enflasyon gündemde değildi ki!

Sonra iç borcun döndürülmesi ile uğraşıldı. Kur serbest bırakılarak faizler düşürülmeye çalışıldı. Enflasyon düşürülmeye uğraşılmadı ki!

Şimdi de kimse enflasyon düşürmesi ile uğraşmıyor! Kaldı ki, bütçe açığı büyütülerek popülist kurtarma operasyonları yapılırsa, iç borç dönemez hale gelir, buna da en çok sol ideologlar sevinir!

Ne biçim 'dostluk' bu yahu'? Sevgili koro, siz hiçbir zaman dümene gelemeyeceksiniz, bunu bilin bir kere! Ayrıca bugün hükümet daha da 'Keynes'ci olduk' dese, siz hemen monetarist olursunuz, şıp diye!



5 / 19









Güncel -  Politika -  Dünya -  Ekonomi -  Para-borsa -  Spor -  At yarışı -  Futbol_1.lig -  Yazarlar -  Yaşam -  İnci -  Sinema -  Marmara -  Ege -  Akdeniz -  İç Anadolu -  Karadeniz -  Guney Doğu -  Wap -  Yazı dizisi -  Yıldız Falı -  E-mail -  Arama Arşiv -  Künye -  Reklam

© 1997-2001 Aslı Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.