Emin Pazarcı
Bakış
Talep yok, arz var
New York'ta İkiz Kuleler vuruldu. Pentagon'a uçak çakıldı. O gün bu gündür, Türkiye çadır tiyatrosuna döndü.
Daha Amerika kendini toparlamaya çalışıyordu...
Bizimkiler kararı çoktan vermişlerdi:
- Amerika, Dünya Haritası'nı değiştirecek. Saddam'ın sesi kısılacak. Afganistan'da taş üstünde taş kalmayacak...
Bush bocalıyordu ki...
Bizim medya kararı verdi, cepheyi açtı.
Büyük savaş hemen başlatıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne gerekli misyon da biçildi:
- Sınır ötesine gidiyoruz!
İşin garibi ne biliyor musunuz?
Bu süre içinde ABD kılını bile kıpırdatmadı. Bize ne bir mesaj geldi, ne de bir telefon.
Talep yoktu.
Ama, arz çoktu.
Neler yapmadık ki...
Kendi kendimize gelin güvey olduk. Kraldan çok kralcılığa soyunduk. Aramızda, aşırı süratlendikleri için frene basamayanlar çıktı:
- ABD ile birlikte, dünyaya yeni düzen vereceğiz.
Bizde, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak adettir ya... Herkes 'Afganistan uzmanlığına' soyundu.
Hele dün yayınlanan bir yazı, evlere şenlikti.
Afganistan'da erkekler niye 'çömelerek çiş yapıyorlarmış' biliyor musunuz?
Sıkı durun. Uzun uzun anlatmış:
'Mayınlar patlamasın' diye!
Çünkü, Afganistan mayın tarlası gibiymiş. Bu mayınlar, toprakta herhangi bir titreşim olunca patlıyormuş. Afgan erkekleri de bu yüzden 'çömelerek' çiş yapıyorlarmış. Vesaire, vesaire...
Deve misali, neresini düzelteceksin?
Afganistan'da insanlar, çömelerek değil, diz çökerek işerler. O kıyafetler içinde çömelirlerse çiş yapamazlar.
Bu bir.
Diz çökerek çiş yapma İslami bir gerekliliktir. Pisliğin sıçramasını önlemektir.
Bu iki.
Çiş yapmak, panzerden su sıkmak değildir.
Bu üç.
Yazıdan yola çıkarsak, Afganistan'da kimsenin hapşırmadığını varsaymamız lazım. Maazallah, aksi halde bütün Afganistan havaya uçar.
Bu da dört.
. . . . . . . . . .
Boşuna demedik, 'çadır tiyatrosu' diye...
Yazı, Türkiye'nin 'büyük' bir gazetesinde çıkıyor. Yazan da sözüne itibar edilen 'büyük' bir yazar. Çaresiz, biz de durumu düzeltmeye çalışıyoruz.
Varın içine düştüğümüz hali siz düşünün!
Öylesine şaşkınız ki...
'Aman dikkatli olun' diyorsunuz. Ülkenin menfaatlerinden söz ediyorsunuz. 'Gözümüz kapalı ateşe atlamayalım' uyarısı yapıyorsunuz:
- Körfez savaşında başımıza gelenleri unutmayalım. Zaten sıkıntıda olan ülkemizi yeni bir sıkıntıya sokmayalım...
Üzerinize atlıyorlar...
Söylemediklerini bırakmıyorlar:
- Bırakın bu şark kafasını. Teröre karşı mücadele şartlı olmaz. Türkiye kayıtsız ve şartsız ABD'ye destek vermelidir. Terörün ekmeğine yağ sürmeyin...
Gelin, çıkın işin içinden!
Hadi, bütün bunları biz söylesek neyse...
Ama, düne kadar 'insan hakları' diye diye, terörün sırtını sıvazlayanlar söylüyor. Şaşırmamak elde değil!
Demek ki, patron ABD olunca tavırlar da farklılaşıyor!
Günlerce boşa çabaladılar.
Baktılar ki, ortada 'talep' yok. Şimdi de Hükümet'e döndüler. Veryansın ediyorlar:
- Baba Bush, Körfez Krizi sırasında Özal'ı sık sık arardı. Oğlu, Türkiye'yi ciddiye almıyor. Daha bir telefon bile etmedi.
Bre muhterem, Allah rızası için önce haritaya bak.
Irak bizim komşumuzdu.
Afganistan ise, binlerce kilometre uzakta.
Demek ki, bu aşamada ABD'nin bize ihtiyacı yok. Aksi halde, hiç şüpheniz olmasın, Bush on kere aramıştı.
Farketmez ki...
Bunlar, talep olmasa da ABD'ye hizmete talipler. Bu yüzden, bir tutam tuz kapmış, koşuşturup duruyorlar.
Bahse girerim, ellerinden gelse, Türkiye'nin coğrafyasını bile değiştirmeye çalışırlardı!
|