Kenan Işık
Kavanoz dipli Dünya
11 Eylül'den bu yana sürekli aynı cümleyi işitiyoruz.
Dünya eski dünya olmayacak...
Aslında 11 Eylül'deki terör eyleminden önce de dünya eski dünya değildi...
5000 yıl öncesine göre de değildi.
1000 yıl, 1 yıl 1 gün öncesine göre de.
Değişimin şaşmaz yasaları her an yürürlükte, her an sürdürmekteydi hükmünü...
11 Eylül'de dünyayı değiştirdiği iddia edilen terör; bir gün önce İstanbul'da Taksim'de vardı örneğin.
Hem de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne saldıran aynı mantık, aynı yöntemle vardı.
Bir canlı bomba, kalabalığa dalarak ve bedenine yerleştirdiği bombaları patlatarak iki polis ve evlenmek için iki aydır ülkemizde yaşayan bir Avusturyalı gelin adayını canından etti...
Mavi Çarşı'da vardı terör. İki buçuk yıl önce...
11 Eylül New York'undaki fotoğrafların küçültülmüş bir fotokopisiydi sanki Mavi Çarşı görüntüleri...
Ya da Bakırköy'deki Çetinkaya Mağazası'nın...
Sabancı Holding'in Maslak'taki gökdeleninin yönetim katında vardı terör bir kaç yıl önce...
Polis otolarını tarayan otomatik silahlar, gazetecilerin, otomobillerine konan bombalar.
Bilim adamlarının evlerine gönderilen paketler olarak vardı... Bu olmaz olası terör, gündelik hayatımızın bir rutini haline gelmişti neredeyse...
Doğu ve Güneydoğu Anadolu terörle yatıp, kalktı yıllarca...
Kendi ülkemizde, kendi doğduğumuz şehirlere gidemez, giremez olduk...
Terör bütün yaşamımızı, ruhumuzu zaptetti...
Dara düştük... Dipsiz karanlık kuyulara... Ekonomik darboğazlarda sıkışıp kaldık...
Çepeçevre kuşatıldık hain, acımasız tuzaklarla, mayınlarla...
Köylerimiz yakıldı...
Köylülerimiz naçar kaldı...
Gelinlerimiz, kızlarımız, aslan gibi delikanlılarımız, kundaktaki bebelerimiz telef olup gittiler niye, niçin gittiklerini bilmeden...
Biz 11 Eylül'de New York'da yaşananları yaşadık...
Bu cehennemi gördük, biliyoruz...
Dünya da bizimle birlikte gördü...
Bir bilim kurgu filmi seyreder gibi seyretti bizi TV ekranlarında...
Bir dehşet, felaket filmi seyreder gibi.
Sanki Dünya'ya ait bir yer değildi Türkiye...
Dünya'ya benzeyen bir başka dünya...
Kimse bu dünyaya yakın hissetmek istemedi kendini... Bu insanlarla aynı soydan olduklarını, aynı atmosferde yaşayıp, aynı havayı soluduklarını anlamak istemedi.
Bu nedenle kayıtsız kalındı... Televizyonların kapatılması gazetelerin okunup katlanması ile unutuldu her şey...
Dehşet, ölüm, kan, yangın, enkaz, enkaz kaldırma vb. sözcükler sanki sadece Türkçe'de olan sözcüklerdi...
'İmdat' sözcüğü.
'El verin', 'yardım edin' sözcükleri...
Bu nedenle kayıtsız kalındı...
Damdan düşmenin ne olduğu bilinmediği için damdan düşenin halinden de anlamadı kimseler.
Kendi sözcükleri ile konuştular...
Terörist, yurtsever gibi algılandı.
'Mazlum' sözcüğü ile yer değiştirdi 'zalim'.
Bir 'masal devi' ile karşılaşmanın verdiği korkuyla karışık hazla kucak açıldı zulme, el üstünde tutuldu, ağırlandı...
Bir Zümrüt-ü Anka kuşu gibi 'gak' deyince et, 'guk' deyince su verildi.
Böylece beslenip, büyüdü zulüm...
O denli büyüdü ki kendi sınırlarından, kendi güvenlik alanlarından uzak olduğu sanılan bu 'masal yaratığı' ait olduğu, yakıştırıldığı yere sığmaz olup dal budak saldı...
Derken az gidip, uz gitti ve bir arpa boyu yol giderek bu güvenlik alanının tam kalbine...
New York'taki...
O güzelim kentteki,
Sadece teknoloji değil, bir sanat harikası da olan o güzelim ikiz binalara uzandı iki kolu...
İki dehşet uçağı şekline bürünüp...
İki cehennem topu gibi gerçek yüzünü gösterdi hünerli bir illüzyonistin akıl almaz, havsalara sığmaz bir el çabukluğu numarası ile...
Masal gerçekle örtüştü.
Söcükler gerçek anlamlarıyla...
Dehşeti tanıdı bütün diller... Acıyı, umarsızlığı...
Masumiyet'e bulaşmış kanı.
Enkaz'ı, enkaz altında kalmayı, kurtarma çalışmalarını...
New York'ta yaşananları, New Yorklular'ın yaşadıklarını kimse bizim gibi anlayamaz...
Kimsenin yüreği yanmaz onlar için bizim gibi.
'Ah' keşke böyle olmasaydı.
Keşke bu zulüm yaşanmadan kavransaydı bu gerçek... Keşke bizim çığlıklarımıza kulaklar tıkanmasaydı da...
NATO, o 5. Madde'yi çok önce ciddiye alsaydı.
Henry Kissinger; 'Türkler haklı...' kelimeleri ile başlayan cümlesini, bu felaket yaşanmadan geliyorum, değil 'geldim' demişken söyleseydi yıllar önce...
Çünkü dünya; 11 Eylül'den sonra değil o zamanlarda da aynı dünya olmadığını haykırıyordu...
'Ben değişiyorum ve değişmeye de devam edeceğim. Olumlu anlamda değişmem için hepinizin sağduyusuna ihtiyacım var...'diyordu,
Kavanoz dipli Dünya...
Cam gibi kırılgan Dünya...
|