Aksam Online
  Superonline  
02 Temmuz 2001 Pazartesi
  Güncel
  Politika
  Dünya
  Ekonomi
  Para-Borsa
  Spor
  Yazarlar
  Yaşam
  İnci
  Yıldız Falı
  Sinema
Turkcell
  Bize Ulaşın
  Arama-Arşiv
  Marmara
  Ege
  Akdeniz
  İç Anadolu
  Karadeniz
  Güney Doğu
YAZI DİZİSİ

Açık açık

Polat Holding kurucusu İbrahim Polat'ın büyük oğlu Adnan Polat, grubun sanayi işlerinin başındaki isim. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığıyla İstanbul'a hizmet vermek için iradesini göstermiş, aynı iradeyi Galatasaray Kulübü asbaşkanlığıyla gönülden bağlı olduğu sarı kırmızı renklere hizmete çevirmiş bir isim. Şimdiyse, bir yandan Türkiye'nin içinden geçtiği ağır ekonomik bunalımı bir sanayici olarak göğüslemeye çalışıyor, diğer yandan da aktif olmasa da siyasete bulaşmış olmanın verdiği deneyimle 'Ankara'da' olan bitenden sonuçlar çıkarmaya çalışıyor Adnan Polat. Siyaset için önerisi başkanlık sisteminin tartışmaya açılması. Yanlışın kişilerden ziyade sistemde olduğunu düşünüyor Polat. Polat Grubu şirketlerine ve krize gelince... Polat'ın kulağı Ankara'da. Zira, uzunca bir süredir seramikte haksız rekabetle karşı karşıya kaldıklarını anlatabilmenin savaşını veriyor Adnan Polat. Ege Seramik ihracat ağırlıklı çalıştığı için pazar kaybı riski nedeniyle kapasiteyi düşüremiyor. Krize rağmen tam kapasite çalışıyor. Bunun sonucu ise çok açık: İnşaat ve turizmden gelen kar, sanayi şirketlerine aktarılıyor. Bütün bunlara rağmen, yine de Türkiye'deki en büyük yanlışın 'hep kötü şeylerden konuşmak' olduğunu düşünüyor Adnan Polat. Holding kurucusu babası İbrahim Polat'la kendisini 'Otobanda ilerleyen bir arabayız biz. Ben arabanın gazı, o ise freni' diye tanımlayan Adnan Polat'la 'açık açık' konuştuk.




'Kriz reel sektörü dayaktan öldürdü'

İbrahim Polat Holding Sanayi Grubu Başkanı Adnan Polat'a göre sanayide bıçak kemiğe çoktan dayandı. Yabancıların 'kelepir' şirket arayışlarını ulusal bağımsızlığa gölge düşürecek kadar büyük bir tehlike olarak gören Polat, siyasi istikrar ve güvene yüksek morali de ekleyince zorlukların aşılacağına inanıyor

Programda reel sektörün adının geçmediği söyleniyor. Sizin düşünceniz nedir?

Kriz özel sektörü, reel sektörü dayaktan öldürdü. Şu anda hep beraber suyun altına girdik. Nefesini tutan kazanacak, tutamayan boğulacak. Ama bu arada krizden önce de suyun altına, yani belli risklere girenler vardı. Bunların durumu daha korkunç. Krizin bu kadar uzun sürmesi Türkiye'deki sanayi hayatını çok kötü etkiliyor. Firmalar çok zor durumda. Ben programda reel sektör ismine rastlayamadım. Önce bankaları düzeltmeye çalışıyorlar. Sıra sonra reel sektöre gelecek. Ama o zamana kadar reel sektörün ne kadarı kalacak? Krizin süresi uzarsa şirketlerin çok azı ayakta kalabilir. Onlar da yok pahasına satılacak gibi görünüyor. Yabancılar kapıda.

Yabancıların Türk firmalarına karşı artan ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Batı Avrupa, Kuzey Amerika hatta Uzakdoğu'dan teklif geliyor. 'Şirketlerinizi satın, ortak olalım' diyorlar. Bu, şirketlerin değerinin ucuzladığını gösteriyor. Böyle giderse reel sektörün önemli kısmı yabancılara geçecek. Ulusal bağımsızlık diyoruz ama onun bir kısmını kaybediyoruz. Yabancı sermaye gelip yeni yatırım yapsın, ama şirketlerin ucuza kapatılması yabancı sermayeyi çekiyoruz demek değil. Aksine sermaye ihraç ediyoruz. Bu da tehlikeli bizim için.

Grupta krize karşı esnek bir yapı var mı?

Biz 5-10 yıllık hedefler belirliyoruz. Onları plan dahiline koyup, uygulamaya çalışıyoruz. Türkiye gibi çok oynak zeminli bir ülkede hedef belirleyip ona göre davranmak, istikrarı korumak kolay değil.

Kriz sonrası ertelenen yatırımlarınız var mı?

Sanayide başlayacaklarımız vardı, durdurduk. Turizm alanında başladıklarımız vardı. Onları bitirmek zorundaydık. İnşaatta da başladıklarımızı devam ettiriyoruz. Ama yeni bir yatırım düşünmüyoruz.

Grubun stratejisi açısından turizm mi yoksa inşaat mı lokomotif olacak?

Biz İstanbul'da 45 yıldır inşaat yapan bir grubuz. Buna muhakkak devam edeceğiz. Ama turizmde de Erzurum'u istediğimiz seviyeye getirdiğimizde ikinci, üçüncü, dördüncü otel planlarımız var. Yeni girdiğimiz tek proje rüzgar enerjisiyle ilgili. Ama Enerji Bakanlığı'nda Beyaz Enerji operasyonundan dolayı işler yavaşladı. Şimdilik bir şey yapamıyoruz.

RÜZGAR ENERJİSİ ÖNEMLİ

Rüzgar enerjisi üzerinde duruyorsunuz...

Ülkenin milli güvenliği açısından enerjide dışa bağımlı olmak doğru değil. Alternatif kaynaklar var. Türkiye rüzgar enerjisinde Avrupa'nın en kaliteli rüzgarına sahip. Ege ve Marmara bu konuda çok verimli. Sanayimiz de Ege ve Marmara'da çok yoğun. Dolayısıyla rüzgar enerjisi üretim yeriyle tüketim noktasının yakınlığı açısından taşımacılıkta avantaj sağlayacak. Zaten Avrupa Birliği de 'Enerjinizin hiç olmazsa yüzde 20'sini alternatif enerjiye kaydırın' diyor. Bu tamamıyla güneş, rüzgar enerjisi gibi çevreci enerji demek. Türkiye'ye çok yönlü katkısı olacak.

Türkiye'nin siyasi tablosunu nasıl buluyorsunuz? Program ve Derviş'in önünde engel var mı?

Güçlü bir koalisyon iki senedir hükümette. Koalisyonun devam etmesi memmuniyet verici. Ama değişik haberlerden dolayı piyasalar ürkek, tedirgin. Bakanlarımız bazen hiç olmadık çıkışlar yapıyorlar, bu da piyasalarda ürküntüye neden oluyor. Belki de hiç konuşmasalar piyasalar çok yatışacak, sakinleşecek. Şu ortamda kendilerine ters düşen şeyleri bile düşünüp ona göre söylemeleri lazım.

Sizce krizi aşmada en önemli unsur nedir?

Siyasi istikrarı Türk toplumuna aşıladığınız zaman biz bu krizi aşacağız diye düşünüyorum. Hükümet üyeleri bu istikrarı gösterebilirse Kemal Derviş işin gereğini yapacak. Ve hızla sükunete kavuşacağız, bence yangın sönecek. Sonra yangında yıkılan ekonominin nasıl ayağa kalkacağı üzerinde çalışılacak.

Kendinizi siyasetin neresinde görüyorsunuz?

Siyasete girince anladım ki, orada başka bir dünya varmış. Normal vatandaş gibi değil de, daha detaylı izliyorum. Siyasette tekrar olmayı düşünmüyorum. Şirketlerimizi şu yangından yara almadan nasıl geçireceğimize konsantre olmuş durumdayım.

ÇÖZÜM YOLU ANKARA'DA

İşadamlarının siyasete ilgisi yeterli mi sizce?

Mücadeleyi Ankara'da vermek lazım. Siyasete kim atıldı? Cem Boyner, Sedat Aloğlu, Cefi Kamhi, ben. TÜSİAD'ın 500 üyesi varsa, 200'ü girsin bu işe. Bakın o zaman işin rengi, standardı ve etkisi çok farklı olacak.

İşadamları siyasete neden mesafeli davranıyor?

Bilgi birikimi, uluslararası niteliği, vizyonu olan bir kişi mevcut sistem içinde gidip bir genel başkanın askeri olmayı kabul edemiyor. Yine de geminin kaptan köşküne çıkmak lazım. Hep söyleniyoruz ama lafı söyleyecek yere çıkmıyoruz.

Siyasetteki yeni arayışlara ne diyorsunuz?

Türkiye'de yeni partilerin çıkacağına çok inanmıyorum. Mevcut siyasi yapı değişmeli. Yeni bir model kurmalıyız. Başkanlık, yarı başkanlık veya mevcut sistemin daha iyi hale getirilmesi tartışılmalı.

SAYGIYA DAYALI BİR İLİŞKİ

İbrahim Bey'le nasıl bir baba-oğul ilişkiniz var?

Aile içinde hep ataerkil bir aile yapısı, büyüklere karşı son derece saygı vardır. Öteden beri samimiyet çok fazla yoktu. Sürekli bir mesafe vardı.

Peki iş ilişkisinde nasıl bir ikilisiniz?

Otoyolda giden bir araba düşünün. Ben gazıyım, babam freni. İnsan yaş ilerledikçe duruluyor. Gençken insanın kafasında yeni projeler oluyor. Geçmişe baktığımda arabanın frenini bazen unutmuşum. Tecrübe kazandıkça daha temkinli olmayı öğreniyor insan. Babam da yaşı gereği daha temkinli.

Polat'ın seramik sektörü hakkındaki düşünceleri...

  • Ege Bölgesi'nde doğalgaz olmadığı için LPG ile üretim yapılıyor. Aradaki fark son iki yılda yüzde 200'e çıktı. Bir buçuk senedir uğraş veriyoruz. Şu anda yasa Cumhurbaşkanı'nda, onayını bekliyoruz.

  • Hüsamettin Özkan, Mesut Yılmaz, Devlet Bahçeli Bey'ler konuya hassasiyetle yaklaştılar. Aşağı yukarı 27 fabrika kapanmaktan, yüzbinlerce insan işsiz kalmaktan kurtuldu. Kendilerine teşekkür ediyorum.

  • Yasa aradaki farkın tamamını değil, ama önemli bir bölümünü kapatıyor. Sayın Derviş şiddetle karşı çıktı. Haklı olduğu bir şey var, o da bir program uyguluyor. Bir sübvansiyon gibi görünüyor. O da hak verdi.

  • Ege Bölgesi'ne doğalgazın gelmesi için Başbakan da, BOTAŞ da destek veriyor. Bence Ege'de yaşayan bütün vatandaşlarımız seramikçilere teşekkür borçlu.

  • Sektör olarak dünyanın 5'inci büyük üretici, üçüncü büyük ihracatçı ülkesiyiz. En büyük rakiplerimiz İtalya ve İspanya'ya karşı maça en az bir-sıfır mağlup başlıyoruz. Çünkü burada finansman, enerji çok pahalı, bürokrasi çok fazla.

  • Sektör olarak ihracatımız 300 milyon dolar. Ben eminim ki, beş yılda milyar dolar civarına çıkacağız. Maalesef krizlerden dolayı epeyce zaman kaybettik.

    'Galatasaray'a da Derviş modeli lazım'

    Siyaset mi, kulüp yönetimi mi daha zor?

    Kulüpçülük siyasetten daha kolay çünkü daha sınırlı bir toplulukla ilgili olduğundan neyin, nereden gelebileceği belli. Siyasette öyle değil. Siyaset çok dikkat gerektiren bir ortam. Kulüpçülükte öyle değil, biraz daha toleranslı.

    Başkanlık için adaylığınız konuşuluyor...

    Galatasaray'da 1996'da dört senelik görevden sonra seçime girmedim. 'Tekrar dönecek misiniz?' diye sordular. '2004'ten önce dönemem' dedim. İşlerimle ilgili programlarım vardı. Hala o düşüncedeyim. Neden? Çünkü Galatasaray'da görevliysem, biraz orayla biraz burayla ilgileneyim olmuyor. Kolay iş değil. O işi yapacaksam kendimi vakfetmem lazım. İşlerimi istediğim yere getirmeden göreve talip olmam. Eğer olursam hem Galatasaray'a hem de kendi işime iyilik değil, kötülük yapmış olurum.

    Kulübün mali durumundan endişeli misiniz?

    Galatasaray çok iyi bir imaj yakaladı ama şimdi ödeyemediği borçları, çekleri bütün Avrupa'da konuşuluyor. O da kulübü yıpratıyor. İnşallah yeni gelecek yönetim daha akıllı davranır, mali sorunları ilk plana alır. Galatasaray Yönetim Kurulu'nda olan arkadaşların Galatasaray'ı çok sevdiğini biliyorum. Ama her yönetim kurulu da en iyi yönetimi oluşturacak diye bir şey yok. Bence mali meseleler iyi yönetilemedi. Şampiyonluğun ilk yılından bu yana yanlış bir mali yönetim olduğu açıktı. Sportif başarılardan dolayı Galatasaray Kongresi bunu biraz gözardı etti. Bizler eleştirdiğimizde belki yanlış anlaşıldık ama bugün maalesef şartlar bizi doğruladı.

    En büyük sorun nakit akışı mı?

    Galatasaray'ın nakit akışında önemli bir boşluk var. O boşluk giderilmeli. Yoksa Galatasaray'ı daha zor günler bekliyor. Kulüp bu duruma düşmeyebilirdi ama düştü. Geçen sene gidip 50 milyon dolara dört futbolcu alıp, borçlandılar. Belki de 50 milyon dolar gelir elde edebilecekleri 3-4 futbolcuyu da kaybettiler. İkisini üst üste koyduğunda 100 milyon dolar ediyor. Bugün borcun ne kadar olduğu bilinmiyor açıkçası. Ama Galatasaray'ın toparlanması için yeniden bir yapılanma, belki de Derviş'in yaptığı gibi ortaya bir proje, model koymak lazım.

    Yine de Galatasaray hem şirketleşmede hem de kurumsallaşmada önemli adımlar attı...

    Bakın Faruk Süren'in başkanlığındaki Galatasaray'ın felsefesine ben de katılıyorum. Yani kulübe bağlı şirketleri oluşturmak, stratejik ortak bulmak, hisseleri halka arz etmek, bir noktada ticarete girip sermeyeyi tabana yaymak doğru politikalar. Bu başladı. Şimdi bunun oturması belli bir zaman alacak. En az 10 yıl sürer.








  • Güncel -  Politika -  Dünya -  Ekonomi -  Para-borsa -  Spor -  At yarışı -  Futbol_1.lig -  Yazarlar -  Yaşam -  İnci -  Sinema -  Marmara -  Ege -  Akdeniz -  İç Anadolu -  Karadeniz -  Guney Doğu -  Wap -  Yazı dizisi -  Yıldız Falı -  E-mail -  Arama Arşiv -  Künye -  Reklam

    © 1997-2001 Aslı Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.