Coşkun Kırca
Günün İçinden
Şaştım kaldım!
Milli Güvenlik Kurulu'nun son toplantısına sunulan bir rapora göre, 'Tarikat ve mezheplerin önde gelenleriyle kurulan diyaloglar ve bu çerçevede sürdürülen çalışmalar sonucu, bu grupların Devlet ve hukuk sisteminin içerisine çekilmesi ve Devlet'in yanında yer almaları noktalarında önemli mesafeler alındı' deniliyormuş.
Tarikatları Atatürk kapatmıştı. Kapatma sebebi, bu kuruluşların laiklik düşmanı irtica yuvası olmalarıdır. Anayasa, bu konudaki kanunun Anayasa'ya aykırıymış gibi yorumlanamamasını emreder.
Tarikat, sırf İslam ülkelerine has bir örgütlenme tarzıdır. Emirlerinde dernek, vakıf ve şirketler vardır; ama kendileri ne dernektir; ne vakıftır, ne de şirket! İç yapıları hiyerarşik bir kademelendirmeye ve tarikat reisine körü körüne itaat esasına dayanır. Bu vasıflarıyla, bunları, demokratik sivil toplumun açık ve tescilli örgütlerine banzetmek mümkün değildir. Tarikat, gizliliği esas tutar ve sırf bu açıdan olsun, hukuk dışıdır ve hukuk düzeni içerisine çekilmesi imkansızdır.
Tarikat diye tanınan yapılanmalardan sadece bektaşilik ve mevlevilik ideolojik açıdan tarikat sayılmayabilir. Çünkü, bunların ilki, 'serbest düşünce' (libre penseur) felsefesine; diğeri de panteist felsefeye dayanır.
Mezheplere gelince... Sünnilik zaten Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyle laik Devlet'in kontrolü altındadır. Tarihi kaynağı itibarıyle şiilikten doğmuş olmasına rağmen laik Devlet fikrine tamamıyle bağlı olan aleviliğin ise irtica yuvası tarikatlerle ilişkisi zaten yoktur.
O halde, şunu sormak gerekiyor: Devlet'in hangi sorumlusu, Devlet'in varlığını tanımadığı hukuk dışı birtakım toplulukların liderleriyle-iyi niyetle de olsa-temasa girişmiştir? Bu tarikatların 'Devlet'in yanında yer almaları' ne demektir? Bunun anlamı, söz konusu kuruluşların irtica ilahiyatından ve şeriat hukukuna dönme gayesinden vazgeçip reise kayıtsız şartsız itaat dogmasını da terk etmiş oldukları; kısacası, tarikati kendi elleriyle yok ettikleri midir? Çünkü bir tarikat reisi ve üyesi için laik Cumhuriyet'in yanında yer almanın başka bir anlamı olamaz. Böyle bir gelişme varsa bu gelişmeyi ilk açıklayacak olanlar, Devlet mercileri değil, kendilerini tarikat reisi diye tanıtan veya öyle tanıtılmalarına karşı çıkmayanlardır. Kaldı ki bir pek meşhur şıkta da görüldüğü gibi, bu kişiler, laik Cumhuriyet'e yaklaşmayı son derecede aldatıcı ve tehlikeli bir takkiyye yöntemi olarak uygulayabilmektedirler. Tarikat uygulamasını Cumhuriyet tanımaz ve bu uygulamaya dayanan hukuk dışı kuruluşları Devlet, yanına çekmekle değil, yok etmekle ödevlidir. Gönüllü yok edilme söz konusu oluyorsa-tekrar edelim-bu durumu açıklamak, hatadan dönenlerin kendilerine ait olmalıdır ki takiyye ihtimali-tamamiyle ortadan kalkmasa bile-azalmış olsun.
Çok-partili rejime geçtik geçeli, orta-sağ partilerimiz tarikatlerle iç içe olmayı, oy toplamanın gereği sanmışlardır. Atatürk'e 'gardırop devrimcisi' diyebilecek kadar laik Cumhuriyet'in özünden uzaklaşmış Ecevit'in temsil ettiği sözde solculuk da bu yola girmekten çekinmemiştir. Nitekim, Ecevit bugün de nurculuğa dayanan bir tarikat reisine açıkça destek vermektedir. Bu tutum, tarikatçilere Devlet'i mayınlamak için büyük bir imkan veriyor. Bu sebepten ötürüdür ki bu satırların yazarı, hiçbir zaman, bu konuda kurulmuş olan -siyasetçi zümresinin maiyetindeki-takip kurullarının başarılı olabileceğine inanmamıştır. Son raporda verilen rakamlar da, aslında köktendinciliğin yeterince gerilediğini göstermiyor; aksine, 28 Şubat'tan sonra bu konuda alınan tedbirlerin ne kadar yetersiz kaldığını ya da bırakıldığını ispatlıyor.
Şimdi yapılması gereken, Genelkurmay Başkanlığı'nın ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'nin bu raporun hangi maksatla kaleme alındığını açığa çıkarmalarıdır. Rapor irticayla mücadeleyi saptırmak için yazılmamış ve bu faaliyetlere iyiniyetle girişilmiş olsa bile, hata meydandadır. Bu hata bir daha asla tekrar edilmemelidir.
|