Aksam Online
www.aksam.com.tr
20 Mayıs 2001 Pazar


40 yıl susan kadın

Şadan Aydemir...
21 Mayıs Olayları'nın sonucunda idama mahkum edilen, Kurmay Albay Talat Aydemir'in büyük aşkı, biricik eşi, çocuklarının anası... 3 Mayıs 2001'de, sessiz sedasız ayrıldı aramızdan. Parmağından hiç çıkarmadığı alyansıyla, 38 yıl onu bekleyen Talat'ına doğru yıllar sonra belki ilk kez içten bir gülümsemeyle çıktı son yolculuğuna. 40 yıl süren suskunluğunu, iki oğluna vasiyeti üzerine sadece 'Ölüm' bozabildi. Yıllar boyunca acılarla mücadele eden onurlu bir kadının ilk ve
son hikayesidir bu...
Sessizliğini ölüm bozdu
ir kelime daha. Anneme ve kız kardeşlerime yazın, ulakla ya da başka bir yolla. Savunmam basılınca, bir yolunu bulup yollayın. Nasıl öldüğümü anlatın onlara. Böyle bir ölümün şerefsiz olmak şöyle dursun, şanlı bir ölüm olduğunu anlatmaya çalışın, o iyi insanlara. Canım ciğerim dostlarım, bir defa daha... Allahaısmarladık, son bir defa. Erdemli bir uykunun koynuna dalıyorum!..
Gracchus Babeuf'un 'Devrim Yazıları' adlı kitabı, cezaevindeki Albay Talat Aydemir'e gazeteci Ergin Konuksever tarafından ulaştırılmıştır. İdamından önce sevgili eşine, biricik oğluna, nazlı kızına kavuşma hayallerini belki ilk ve son kez bu kitabın son sayfasındaki metnin altında, kendi el yazısıyla şöyle ifade etmiş Talat Aydemir:
'Büyük Allah, bu sayfadan beni mahrum bırakacak inşallah.
İnancım, ümidim tamdır. Yeni bir kurtuluş mucizesi doğacaktır.
Bu kitap tam beni anlatan ve bugünkü Türkiye'yi iyice canlandıran şekilde yazılmış. Bu kadar benzerliğe şaşmaktan başka bir şey diyemeyeceğim.
Kritik bir günümdü o kadar. Fakat Gracchus Bebeuf kadar candan sarsılmadım. Şu anda demir gibiyim. Geleceğe her zamanki gibi ümitle bakıyorum. Allaha güveniyorum. İnşallah kurtulacağım. Geride kalan sevdiklerime gözyaşı döktürmeyeceğim.'
2 Temmuz 1964- Saat 18:45
Büyük aşkta son perde
Ne yazık ki, tüm umutlarına rağmen aynı yılın, aynı temmuzunda idam edildi Talat Aydemir.
Malum ölüme iki gün kala, eşi Şadan Hanım'la cezaevi müdürünün odasında son kez konuştular.
Şadan Aydemir, Talat Albay'ın o gün, o odadaki sözlerine 40 yıl boyunca sadık kaldı.
Henüz 17'sindeyken tanışıp, evlendiği yegane aşkının sözünden hiç çıkmamıştı ki zaten.
Ne büyük bir aşktı yaşadıkları...
Şadan Hanım ve Talat Aydemir yürüyünce tüm gözler üzerlerine dönerdi. Nasıl da yakışıklı görünürdü Talat Aydemir üniformasıyla.
İlk çocukları Tülin ile mutlu yuvaları bir kez daha taçlandı. İki yıl sonra Metin geldi dünyaya. Şadan Hanım oğlunun da babası gibi asker olmasını diliyordu. 'Çakı' gibi bir delikanlı olacaktı Metin.
'Haftaya saçımı Çankaya'da tararsın'
Hoş, bakımlı bir kadındı Şadan Hanım. 1962 yılına kadar da böyle devam etti. 22 Şubat 1962'de, Harp Okulu Komutanlığı görevini üstlenen eşi, Kurmay Albay Talat Aydemir, darbe harekatının başını çekene kadar yani.
O günlerde Metin Toker imzasıyla yayınlanan bir yazıda, Şadan Aydemir'in Orduevinde görevli bir kuaföre 'Haftaya gelir saçımı Çankaya'da tararsın' iddiası yer aldı. Oysa Şadan Hanım, bırakın kuaförle sohbeti, tanışık bile değildi.
Bu acımasız yazının Metin Toker'in kendi iradesiyle yarattığı bir öykü olup olmadığı kuşkusu, ölene dek Şadan Hanım'ın içini kemirdi.
60'lı yıllarda ülke henüz 'Kirli Çamaşır Magazinciliği' ile tanışmamıştı. En küçük 'Fiskos' lar bile 'Çamur at izi kalsın' mantığıyla dudaklardan kulaklara büyük bir hızla yayılıyordu o dönemde.
Şadan Aydemir'in başına gelen de, belki küçük, klasik bir kuaför dedikodusuydu ama yankıları umulandan uzun sürdü. Zaten nahif yapılı olan Şadan Hanım'ın bu sakız misali uzatılıp, olur olmadık sohbetlere katık edilen ismi, yüreğinde derin yaraların açılmasına neden oldu.
Yaralı kalbine inen tek darbe bununla da kalmadı. Çok kısa bir süre sonra 21 Mayıs'ta Talat Albay ikinci kez ihtilal girişiminde bulundu. Ancak tıpkı 22 Şubat'ta olduğu gibi bu da başarısızlıkla sonuçlandı. O sabaha karşı radyo başında ihtilal girişimini dikkatle dinleyen Şadan Hanım'ın yüreği 'küt küt' atıyordu. Olaylar saat başı yön değiştiriyor ve nihayetinde İhilalcilerin teslim olması çağrısında bulunuluyordu. Harbiye Marşı kesildiğinde anlamıştı zaten akıbetlerini. Ardından kapısı çalındı. Gelenler Türk Silahlı Kuvvetlerindendi. Talat Aydemir üzerinde Albay üniformasıyla teslim olmuştu. Bu nedenle eşinden sivil kıyafetlerini istediler. Eli ayağı birbirine dolanmıştı. Ne vermeliydi acaba? Ne kadar arzu ediyordu o an Çankaya Karakolu'na gidip eşini görmeyi. Ama ertesi gün gazetelere konu olmak da vardı. Nitekim, 22 Mayıs 1963 tarihli Tercüman Gazetesi ihtilal girişimini saat saat anlatırken; yeşil pantolonlu sarışın güzel bir kadının karakolun yakınlarına sokularak, sessizce ağladığını yazıyordu. Bu güzel kadının yakalanan Turgut Alpagut'un çok yakını olduğu iddia ediliyordu. İyi ki, gitmemişti. Allah korusun Talat'ı ona ne kadar kızardı böyle bir durumda.
Şadan Hanım tüm kadınlar gibi hep eşinin safında yer aldı. Her ne olursa olsun bunun aksi onursuzluktu zaten. Her durumda sevgisi ve şefkatiyle yürek kattı eşine. Ama bu kez elinden hiçbir şey gelmiyordu. Tarih 5 Eylül 1963'ü gösteriyordu. Mamak Sıkıyönetim Mahkemesi tarihi bir ana sahne oluyordu. Mahkemenin verdiği karardan henüz haberi yoktu Şadan Hanım'ın...
Evinde çocuklarının yanındaydı. İçindeki tuhaf huzursuzluğa rağmen eşine verilecek cezanın diğerleri kadar az olacağına inanmak istiyordu.
Mamak'ta Talat Aydemir'in idamına karar verilirken oğlu Metin 17'sinde, kızı Tülin 19 yaşında fidan gibi bir gençkızdı. Şadan Aydemir'in yıllarca sürecek acısı, bitip tükenmeyen gözyaşları bu kararla onandı...
İdama mahkum bir eş, iki genç çocukla yeni bir hayat mücadelesine başladığında 39 yaşındaydı. Etrafında dönen, onlarsız olamayan dostları birer birer kayboldu ortadan. Yaşadıkları bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden.
Hani neredeydi Harp Akademileri Komutanı Faruk Gürler? Hani hiç bitmeyecekti dostlukları.'Sakın bizden habersiz program yapmayın' diyen kendisi değil miydi?
Neredesiniz dost geçinenler
Ya Faruk Güventürk. Sevgili Talat'ı onun kızına veli olmamış mıydı? Nasıl bunca yakınlıktan sonra 'Ben böyle megalomanyaklıkları tasvip etmiyorum' diye beyanat verebilmişti?
Ah, Talat Albay bir izin verse, gidip İsmet İnönü ile konuşmaz mıydı? Böyle önemli bir konu onur meselesi haline getirilebilir miydi? Hele söz konusu çocuklarının babası, hayatlarının temel direğiyken... Hem niye bu kadar düşman olmuştu ki, İsmet İnönü?.. Harp Okulları Komutanlığı döneminde, öğrencilerle görüştürmediğine kızgındı bunu biliyordu.
22 Şubat 1962'de Talat Albay ve arkadaşlarının ihtilal girişiminin ertesi günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay'ın imzasıyla kendilerine ulaşan mektuptan da haberdardı.
'Derhal herkesin normal vazifelerine dönmeleri şartıyla şimdiye kadar kan dökülmesine meydan verilmediğinden dolayı hadiselere katılanlar hakkında kanuni takibat yapılmayacağına hükümet ve devlet başkanlarından aldığım teminata dayanarak ben de söz veriyorum.' yazıyordu mektupta.
Şadan Hanım'a çok samimi gelmişti bu satırlar. Bir kadının tüm içtenliğiyle inanmıştı verilen söze. Ertesi gün mektubun hiçbir değeri olmadığı anlaşıldı. Olaylara katılanların hepsi emekliye sevkedildi.
'Keşke sözlerinde dursalardı. Keşke bu düşmanlık hiç başlamasaydı' diyordu Şadan Aydemir. Yine de içten içe bu emeklilik işine sevinmiyor değildi. Ne de olsa eşi artık yanıbaşında olacaktı.
Şadan Hanım'ın umduğu kadar sakin geçmedi emeklilik günleri. Bu gelişmeden sonra İsmet İnönü'ye karşı resmen savaş ilan etti Talat Albay.
Hatta 'İsmet İnönü'nün ismi tarihi kişiliğinden daha büyüktür' demek cesaretini bile gösterdi. Bu yüzden ilk kez ayrı kaldı kocasından Şadan Hanım. İlk kez bir cezaevi ile tanıştı onu ziyaret ederken. Allahtan çok sürmedi bu ayrılık. 15 gün içinde kocası yine evinde, çocuklarının başındaydı.
İkinci mahkumiyet acı gelmişti ama. İçindeki ses onu rahatsız ediyordu.
Kimsenin elini ayağını öpmeyeceksiniz
Kafasında binlerce soru ile hayata devam etmek gerektiğini biliyordu. Eşi Şadan Hanım'a dirayetli olmasını öğütlemişti çok kez. Zaten başka çaresi de yoktu. Yine aynı öğütler içinde şu iki cümle hiç aklından çıkmayacaktı 'Asla kimsenin kapısına gitmeyeceksiniz. Benim için kimsenin elini ayağını öpüp af dilenmeyeceksiniz.'
Şadan Hanım 1923'te, Cumhuriyetin kurulduğu tarihte dünyaya gelmişti. Türkiye yepyeni umutlara yelken açmıştı. Asker babasının uğurlu kızıydı o. Metin olmayı ilk kez babasından öğrenmişti.
Talat Aydemir'in bir vasiyet hazırladığını öğrendi. Devrim Yazıları kitabının üstüne küçük notlar almıştı Talat Albay. Altını çizdiği satırlarda şu ifadeler yer alıyordu: 'Eşimden istediğim, çocuklarını bağrına basması; çocuklarımdan istediğim de analarını sayıp, sözünden çıkmamaları, şefkatine layık olmalarıdır. Karımın çocuklarımın eğitimi için elinden gelen herşeyi yapması ve bunun için tüm dostlarını yardıma çağırmasını diliyorum.' Talat Aydemir kitabın 94. sayfasındaki bu satırların üzerine düştüğü notta, kendi vasiyetiyle olan benzerliği işaretleyip 'Bu yazılanlarla oğlum Metin'e bıraktığım vasiyet bandımı karşılaştıranlar hayrete düşecekler' ifadesini kullanmıştı.
Sevgiliyle son konuşma
3 Temmuz günü Şadan Aydemir özel bir izinle Mamak Cezaevine giderken, küçük de olsa bir umut götürüyordu yüreğinde.
Cezaevi Müdürü'nün odasında sadece ikisi... Aylardır bakmamışlar birbirlerinin gözüne... O delice özlem ve heyecan bile içinde bulundukları durumu unutturmaya yetmemiş ama. Talat Albay, Şadan Hanım'ın yaşlarla dolu gözüne uzanıp silmiş. 'Her zaman başınız dik yüreyeceksiniz. Çocukları iyi yetiştirmeni istiyorum. Kimseye muhtaç olmayın. Kimseden hiçbir şey dilemeyin. Bir gün kitlemiz ihtilal yapıp da başarıya ulaşırsa, beni gömüldüğüm yerden çıkarıp, Harp Okulu'nun bahçesine gömsünler.'
Büyük aşkın kahramanları arasındaki bu son konuşma tam 38 yıl Şadan Hanım'ın yüreğinde kazılı kalmıştı. 5 Temmuz 1964 sabaha karşı saat 02:30'da Talat Aydemir'in hücresinin kapısı açıldı, üzerinde Şadan Hanım'ın ördüğü siyah kazak, gri bir pantolon vardı. 'Memleket için hayırlı olsun' deyip kendi tekme attı idam sehpasına.
Hiç sormadı Şadan Hanım eşinin son sözlerini.
Ölümünden sonra henüz toprak halindeki mezarını ziyaret ettiğinde saatlerce üzerine kapanıp ağladı yalnızca. Oysa o an ne kadar istemişti gözyaşlarının sevgili eşinin omuzuna akıtmayı.
Talat Aydemir'in günler önce kaydettirdiği vasiyetinde sadece nasihatlar vardı . Ölümünden önce ailesine bıraktığı mal varlığı, Tereke Hakimliği tarafından kendilerine iletildi. 60 lira, 50 kuruş...
Aşkını ve ıstırabını kalbine gömdü
Şadan Aydemirin büyük sessizliği böyle başladı. Hiç konuşmadı, hiç şikayet etmedi. Hiçbir davete katılmadı. En yakınlarının düğünlerine bile gitmedi. Kocasından kalan maaşı kızı Tülin'in almasını uygun gördü. Acı bulaşmıştı o paraya. Subay babasından kalan maaşla birlikte kimseye muhtaç olmadan yaşadılar. Metin büyüyüp eli ekmek tutunca anacığına bir de küçük ev aldı. Aşkını ve ıstırabını kalbine gömdü. 'Oğlum' dediği gazeteci dostumuz Ergin Konuksever'e bile röportaj vermedi. 'Acılarım bana yeter. Gazetelere çıkıp rezil olamam. Hiçbir şey söylemediğim halde hakkımda neler yazdılar. Ben hayattayken tek satır istemem. Öldükten sonra ne isterseniz yapın' diye vasiyet etti.
Hastalanıp akciğer yetmezliği teşhisi konulduğunda Ergin oğlu onu GATA'ya götürmek isteyince yalvardı, yakardı 'Başka hastaneye götür' diye. 'Orada kim olduğumu öğrenirlerse bana bakmazlar' diyordu. Hiç düşündüğü gibi olmadı. Çok iyi bakıldı tanındığı halde. 3 Mayıs günü Talat'ının yanına doğru yolculuğa çıkarken biricik aşkının simgesi alyansı hala parmağındaydı Şadan Aydemir'in. 40 yıldır susan kadın, 5 Mayıs günü sessiz sedasız Ümraniye Mezarlığında defnedildi. Yaşamı kadar suskundu her şey... Sadece ona 'Anne' diyenlerin duyulmayan feryatları yükseliyordu yüreklerden...


Talat Aydemir kimdir?
  • Kurmay Albay Talat Aydemir'in 1917'de Söğüt'te başlayan hayatı 1964'te Ankara'da idam sehpasında son buldu.
    Harp Akademisi'ni bitirdikten sonra 'Kurmay' rütbesiyle görev yaptığı Kore'den 27 Mayıs 1960'tan sonra Türkiye'ye dönen Albay Talat Aydemir, Harp Okulu Kumandanlığı'na getirildi.
    Bir grup albay ile birlikte 22 Şubat 1962'de kalkıştığı darbe hareketi başarısız olunca emekliye sevk edildi.
    Başarısız girişimin ardından boş durmayan Albay Talat Aydemir ve arkadaşları, ikinci kez ihtilal için tarih belirledi: 21 Mayıs 1963. Ancak tıpkı 22 Şubat gibi 21 Mayıs hareketi de başarısız bir darbe girişimi olarak tarihe geçti. Kendisini idama götüren bu girişimleri, 'Bizler kana susamış ihtilalciler değildik. İsteseydik, 22 Şubat'ta da 21 Mayıs'ta da Ankara'da taş üstünde taş bırakmaz, derya gibi kan akıtırdık' diye değerlendiren Talat Aydemir, yargılama sonucu Mamak Askeri Mahkemesi tarafından idama mahkum edildi.
    Albay Aydemir, 'ihtilale teşebbüs' suçundan 5 Temmuz 1964'te asılarak idam edildi.


    Kaybedilen ihtilal
  • Türkiye'de 'ihtillaller döneminin' başını çeken 27 Mayıs hareketinin ardından, orduda etkili olan ve 'siyasal alanda' görev yapmak isteyen grubun girişimleri, büyük acılarla sonuçlandı. Başarısız iki darbe girişimi, 'ihtilal yapma cesaretini kırmak' bakımından ciddi bir örnek oluşturdu. 22 Şubat, Albay Aydemir ve 69 arkadaşı için itibar değil, emeklilik getirdi. 27 Mayıs hareketinin hazırlayıcısı ve kurucusu olan Talat Aydemir, bunu hiçbir zaman kabul edemedi. Siyasi partilerin orduyu tahkir eden açıklamaları, parlamentonun 27 Mayıs'ı tasfiye girişimleri, başkaldıran irtica ve tahriklerin giderek tırmanması, kısacası, hazırladığı 27 Mayıs'ın hedefine ulaşmaması onu yeni planlara itti. Yeni darbe tarihi olarak belirlenen 21 Mayıs'ta, Harp Okulu ve Ankara Radyosu'ndaki gergin saatler, ihtilalcilere ateş açan jetlerle hafızalara kazınan olaylardan geriye 8 ölü, 26 yaralı kaldı. Kaybedilen ihtilalin kahramanlarından Talat Aydemir'in teslim olması, Fethi Gürcan'ın yakalanması darbeciler için sonun başlangıcı oldu.

    Ana Sayfa     Geri


    © 1997-2001 Aslı Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.