Aksam Online
  NetHaber  
06 Mayıs 2001 Pazar
  Güncel
  Politika
  Dünya
  Ekonomi
  Para-Borsa
  Spor
  Yazarlar
  Yaşam
  İnci
  Sinema
  Tiyatro
  Bize Ulaşın
  Arama-Arşiv
  Marmara
  Ege
  Akdeniz
  İç Anadolu
  Karadeniz
  Güney Doğu
  Yıldız Falı
YAZARLAR

Aydın Boysan       Desek Mi Acaba?

Gülümseme özlemi

Bugün pazar... Başarabilirsek, yüzümüzü buruşturmayalım. Önce bir Karadenizli fıkrasıyla başlayalım.

Şehirlerimizde nazar değmesin, çok katlı apartmanlar yapılır. Bina yükselir. Ondan sonra da cadde yüzüne koskocaman iskele kurulur. Yarım düzine sıvacı ustası iskeleye çıkar. Bir düzine amele de harç karıştırarak yukarı taşır, sıvacı ustalarına yardım eder. Sıvacıların önemli bir bölümü, Karadeniz kökenlidir.

Günün birinde yine sıva yapılmaktayken, ustalar ve ameleler bağıra-çağıra çalışmaktayken, evlerden uzak bir kaza olmamış mı?.. Sandığını iskeleye takan kum kamyonu, koca iskeleyi gümbür gümbür yıkıp, caddeye indirmesin mi?.. Sıvacılarla öteki işçiler, yol üstüne dökülmesin mi?

Kaza yine de ucuz atlatılmış. Ölen yok. Sadece birkaç-kol-bacak kırığı var. Bir ustanın da kulağı kopmuş.

Arkadaşları hemen kopmuş kulağı bulup, ustayla birlikte hastaneye koşturuyorlar. Kulağı derhal yerine diktirecekler ki, kaynasın, eksik kalmasın.

Ama usta şiddetle karşı koyuyor, 'O benim kulağım değildir' diye. Arkadaşları delirecek, başka kulağı kopan da yok, kulak da yok... İnatlaşıyorlar, senindir-değildir diye... Sonunda kalfa haykırıyor:

'Nereden bildin ulan, senin kulağın olmadığını?..'

Usta sakin:

'Benimkinde bir kalem takılıydı' diyor.

Fıkra bitti de, şimdi nereye geleceğiz? Birtakım hamervahlar türedi. Yurtdışından-içinden duydukları her fıkrayı, Karadenizli tipine yakıştırıyorlar. Ayıp oluyor. Örneğin bir yayında şu yakıştırmayı bile yapmışlar:

Karadenizli yıllar süren bir yolculuktan evine dönmüş. Bir de bakmış ki karısı, kapkara zenci bir çocuk doğurmuş. Bunun üzerine:

'Haaa... Demek pozu fazla kaçırmışız.'

Esprinin uluslararası bir yaygınlığı vardır, her dilde hoştur ama yakışması da şarttır. Pek çok yabancı kitapta bulunan bir fıkrayı, olur olmaz etiket yapıştırır gibi yakıştırmakta, edep fukaralığı ve aptallık var. Anlaşılan bu adam başından geçeni yazdı.

Yakıştırma yapılabilir ama esprisi bozulmuyorsa... Bu yazının başındaki sıvacı fıkrası gibi.

Gerçekten de yaşanmış bir olay anlatılıyorsa, bunun adına anekdot denir. Bu çoğu zaman pek tanınmış kişilikler için anlatılır. Anekdotun bile, gerçek olaylara dayanmayanı vardır. Şart odur ki, gerçek değilse bile 'gerçekçi' olsun! Yani yakışsın.




Sansür olmasaydı

Hanımların kapanması gereken yerlerini görmek, beylerin hevesi gibi gözükür. Ama yalnız gözükür. Aslında hiçbir şeyin gizli kalmadığı haller, o hevesi de siler süpürür.

Hanım giyimlerinde açıklığın abartılması, modacıların marifeti... İç gıcıklayıcı giysiye bir şey denemez ama hiç sır bırakmayacak açıklıklar, çirkin oluyor. Unutulmaması gereken nokta, sadece mankenlerde iyi imiş gibi duran giysilerin, istisnasız bütün hanımlarda aynı sonucu yaratmayışıdır.

Sansür de bir yandan iç gıcıklıyor. Brigitte Bardot'nun bomba zamanındaki kocası rejisör Roger Vadim, sansürü zorlamaya çalışmasındaki niyetini şöyle açıklıyor:

'Sansür olmasaydı, pornografinin tadı mı kalırdı?'




Cıvıyan dram

Dram cıvırsa, komediye dönüşür. Tersi de doğru... Komedi de cıvırsa, ağlatır.

Süleyman Demirel hala ortalıkta... Hala her konuda çenesini tutamayan hazret, son olarak Cavit Çağlar'ın tevkifi üzerine içine düştüğü tarifsiz kederleri tasvir eyledi.

Ailesinden iki yakını içeri alınmış. Aile fotoğrafındaki üçüncüsü de girdi. Demirel hala canı-yürekten onları koruma davranışlardan çekinmiyor. Bu haddini aşma hali, ülke tarihine geçecek (ne yazık ki) bir pişkinlik şaheseri.

Onları hala koruyan Demirel'in, görevdeyken vatanı ne kadar koruduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Ve Süleyman Bey, bu 'yakın'larının yaptıkları marifetler konusuna zihinsel olarak bile kendisini katanlar olursa, onlar için: 'Delidir, çıldırmıştır' diyebiliyor. Oysa bu marifetler ve benzerleri, şimdi toplumun içine düşürüldüğü vahim bunalımın ana sebepleridir.

Aklımdan utanmak sözcüğü geçiyor ama diyeceğim ki, en azından mahcup olmak da, vicdanlı insanların borcudur-görevidir.

Süleyman Bey! Hiç olmazsa mahcup olup, çenenizi tutunuz ve bir kenara çekiliniz!.. 'Yettiniz artık!' demek yetmez... Fazla kaçmaya başladınız.




Çuval sorun

Her anlatılanın, ille de doğru olması şart değil... Konu elveriyorsa, hoş olması da yeterli.

İşte böyle hoş bir ülkede, hapishaneler ağzına kadar dolmuş... Çare ne? Af çıkarmak mı? Yoook! Burası hoş ama, ciddi bir ülke... Af çıkarıp da, suça teşvik etmek düşünülmüyor.

Ciddi çareler aranmış ki, hapishanelerde boş yerler açılsın. Ceza kanununda reform önerilmiş: Denmiş ki zina işleyen erkekler, hapse atılmasın... Bir çuvala sokulup, başı bağlansın ve denize atılsın... Adalet bakanı, gözyaşları içinde yakınıyor:

'Ben bu kadar çuvalı nereden bulacağım?..'



3 / 20









Güncel -  Politika -  Dünya -  Ekonomi -  Para-borsa -  Spor -  At yarışı -  Futbol_1.lig -  Yazarlar -  Yaşam -  İnci -  Tiyatro -  Sinema -  Marmara -  Ege -  Akdeniz -  İç Anadolu -  Karadeniz -  Guney Doğu -  Wap -  Yazı dizisi -  Yıldız Falı -  E-mail -  Arama Arşiv -  Künye -  Reklam

© 1997-2001 Aslı Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.