Yalçın Pekşen
Buradan Bakınca
Para'nın tersi Arap...
Dünya Bankası ve IMF bu kez bizi can evimizden vurdu. Eskiden bizden sadece niyet mektubu alıyor, verdiğimiz sözleri tutacağımızı varsayarak paraları veriyorlardı.
Bizim de parayı görünce aklımız başımızdan gidiyordu; para bitince akıl gittiği yerden geriye dönüyor ama her ihtimale karşı 'bir karış kadar havada' duruyordu.
O yüzden aklımıza gelen tek çözüm 'Yine para isteyelim' oluyordu.
Bir, iki, üç, beş...Neredeyse 20 yıldan beri bu formül işliyordu.
Sonunda adamlar kuşkulandılar; Türkiye'de neler oluyordu? Neden parayı verince sözler unutuluyordu?
Büyük olasılıkla Dünya Bankası'nda çalışan ama bizden biri olan Kemal Derviş'e sormayı akıl ettiler.
Kemal Derviş şu bilgileri vermiş olabilir:
- Çok basit... Sizden para alabilmek için söz veriyorlar. Parayı alınca verdikleri sözleri tutmalarına gerek kalmıyor.
- O halde ne yapabiliriz Mr.Derviş?
- Çok basit...Türkçe'de bir söz vardır: 'Para peşin, kırmızı meşin' diye...Bunu biraz değiştireceksiniz: 'Yasa peşin, dolar yeşil' gibi..
İşte bu nedenlerle son günlerde 'Yasa yoksa para yok' demeye başladılar.
Ancak durum bizim için o kadar kolay değildi.
Zira bizimkiler Telekom özelleştirilirse bazı bilgilerin yabancıların eline geçmesinden korkuyorlardı...
'Hangi bilgileri?' diye sorunca akla bir şey gelmiyordu.
Çünkü yabancılar hakkımızdaki bilgileri bizden daha iyi biliyorlardı.
Telefonları dinlemeye gereksinmeleri yoktu. İstedikleri her bilgiyi en yetkili ağızlarımızdan anında alıyorlardı. Olmazsa uydularıyla tepemizden alıyorlardı.
Bizim uydularımızı bile yabancılar yapıp, yabancılar yörüngeye oturtmuşlardı. Bizimkiler sadece 'uyduya bakar gibi' bakmışlardı.
Öyleyse neden korkuyorduk?
Sonunda korkunun nedeni anlaşıldı. Türk Telekom'dan sorumlu Ulaştırma Bakanı Öksüz, kardeşlerini, akrabalarını, hemşerilerini, köylülerini, partililerini ve tanıdıklarını oraya yerleştirmişti.
Bunların iletişim konusundaki tek bilgileri telefonla konuşmaktan ibaretti. Ancak herbiri kuruluşun etkili makamlarından birinin başına geçmişlerdi.
Peki bu haliyle Türk Telekom nasıl işliyordu?
İşte yabancıların öğrenmesinden korkulan bilgi buydu.
Gelişmiş ülkeler bu türden incelik ve uzmanlık isteyen işlerin başına yerleştirilecek kişileri uzun testlerden geçiriyorlar, uzman kişiler arasından en iyi eğitilmiş olanları seçiyorlardı ve çuvalla para ödüyorlardı.
Oysa bizde doğal seçim sistemi vardı. Örneğin 'Uydu Bakım, Onarım ve İşletme Grup Başkanı' olabilmek için Öksüz'le akraba olmak yetiyordu.
Öyleyse yabancı ülkeler yüksek maaşlı uzmanlardan vazgeçerek büyük bir tasarruf sağlayabilirlerdi.
Bu bilgiler yabancılar için çok değerliydi ve o yüzden Telekom'umuzu satın alıp öğrenmek istiyorlardı.
|