Şakir Süter
'Sevinelim!'
ZAGREP
Cumhurbaşkanı Demirel'le Hırvatistan Devleti'nin kurucusu Tudjman'ın cenaze töreni için katılmak üzere Zagrep'e gidiyoruz.
'GAP' uçağında Sabah'tan Yavuz Donat, Hürriyet'ten Sedat Ergin'le birlikte Demirel'e sorduk:
-Efendim, AB üyeliği konusunda farklı görüş ve tepkiler var. Sevinen var, üzülen var.
Soru biter bitmez, 'Sevinelim' dedi Demirel.
-Nasıl 1997 yılında Lüksemburg'da üyelik talebinin reddedildiğinde üzülüp infial gösterdiysek, bugün de sevinmeliyiz. İki yıl önce tepkiliyken ne kadar haklıysak, bugün de sevinmeyi hak ettik.
-Efendim şartlar?
-Ne şartları? Onlar şart değil...
-Ya ne efendim?
-Onlar bir tavır. Adam tavrını koyuyor, ortaya şart sürmüyor.
- Efendim, açıklanan metinde midenizi bulandıran, rahatsız edici bir şey yok mu?
- Yok... Olmasaydı daha iyi olurdu ama, sorduğun manada bir şey yok.
Daha sonra Avrupa Birliği üyeliğindeki sürece dikkat çekti Demirel...
1959'dan alarak, 'devlette devamlılık esasına' gönderme yaparken de şöyle dedi:
-Çünkü, Türkiye'nin çıkarı söz konusu...
Devam ediyor:
-Cumhuriyeti kuranlara bakın... Hepsi Avrupa fikri ve kavramına angajedirler. Çünkü, geri kalmışlığın acısını çekmişlerdir. İmparatorluğun dağılmasının kökeninde yatan da budur.
Atatürk'ün 7 düvelle el sıkıştığını...
İsmet İnönü'nün kapitülasyonları kaldırdığını, Lozan'ın mimarı olduğunu hatırlatıp, 1963'te imzalanan Ankara Anlaşması'ndan sonra bugünün AB'sı bağlamında İsmet Paşa'nın şu sözlerini hatırlatıyor:
'Müstakbel nesillere bırakılacak en zengin mirastır bu...'
Yine Atatürk'ün arkadaşlarından Celal Bayar'ın İmralı'da idama götürülen arkadaşlarıyla birlikte, feribotta 'Ortak Pazar'ı tartıştıklarını anlatıyor Demirel.
Cumhurbaşkanı tekrar iki yıl öncesine dönüyor:
-Lüksemburg'ta bize ne demişlerdi?
-Ne demişlerdi efendim?
-Türkiye olarak bize 'İktisadi, sosyal ve siyasal sebeplerle müsait değilsiniz' denildi...
Ve noktayı koyuyor:
-Demek ki, bugün 'müsait duruma' gelmişiz. Canım buna üzülmek niye? Sevinelim... Demek ki, o olumsuz şartlar ortadan kalkmış, sevinelim...
Cumhurbaşkanı'na AB üyeliğinin anlamını tekrar soruyoruz. Bir kalemde sıralıyor:
-Maddi, manevi bakımdan yücelmek için...
-Uygarlık için, çağdaşlık için...
-Devlet ve milletçe güçlenmek için...
-Bu istikameti tutturduğumuz için üye olursunuz...
Demirel, 'Kimse sizi yüceltmez, zenginleştirmez, kendiniz yapacaksınız. AB üyesi olmadan da yaparsınız bunu ama disipline olmak var burada' diyor:
-AB üyeliği ile bu hedeflere ulaşmak kolaylaşacaktır.
Demirel, 'Kimse sizi mecbur etmiyor AB'ye girmek için ama herkes üşüşüyor' dedikten sonra 'o halde' deyip bağlıyor:
-Sevinelim. Çünkü, sevinmek için çok sebep var.
-Ama üzülenler, endişe edenler.
-Canım, bize bir şey söylenecek, bir şeyler istenecekse, bizim de verecek cevapımız var. Kıbrıs konusunda, Ege konusunda da, diğer konularda da var.
-Efendim, Milli Güvenlik Kurulu'nun bu süreçte gündemden kalkması?
-Hayır! Ben 6 yıldır MGK'nın başkanlığını yapıyorum. Ülkenin meseleleri burada ayrıntıları ile ele alınıp tartışılıyor. Hem bu konuda bize bir talep yok, ihtiyaç da yok...
-Askerin AB üyeliğine soğuk baktığı iddiaları var.
-İlk defa duyuyorum, asla yok. Hem neden olsun ki... Kesinlikle böyle bir şey yok. Her şeyin içine mutlaka askerin katılması, askerle ilişkilendirilmesi de çok yanlış...
Demirel, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Tudjman'ın cenaze törenine 'Cumhurbaşkanı düzeyinde' katılan tek devlet adamıydı:
'Hiç kimse katılmasa bile ben gelirdim' dedi:
-Çünkü, Balkanlar'da zorlukların aşılmasında, birlikte çok mesaimiz oldu. Dostumdu.'
Demirel Zagrep'e inişte 'Türkiye'ye dönerken devam ederiz' deyip ekledi:
-Turp'un büyüğü heybede!
Yarın bu konuya devam edeceğiz..
Şerbetli!
KKTC Başkanı Denktaş, sıkıntılı imiş...
Ooooo...
Denktaş ne zaman 'sıkıntısız' oldu ki?!.
Aşama!
'..Avrupalı olduk; geriye kaldı üç nalla bir at!'
* Kurthan Fişek - Hürriyet yazarı.
Hırvatistan devletinin kurucusu
Dün büyük bir törenle toprağa verilen Hırvatistan devletinin kurucusu Franjo Tudjman, 14 Mayıs 1922'de Veliko Trgovisce köyünde dünyaya gelmişti.
Eski Yugoslavya'da İkinci Dünya Savaşı sırasında 19 yaşındayken Nazi yanlısı Ustaşi rejimine karşı savaşmak için komünist partizanlara katıldı.
Yugoslavya ordusunda 1960'da, 38 yaşındayken general olan Tudjman, 2 yıl sonra ordudan ayrılıp, İşçi Hareketleri Enstitüsü Başkanlığı görevini yürüttü.
Tudjman bu dönemde komünizmden miliyetçiliğe dönüş yaptı.
Yugoslavya içinde Hırvatistan'a daha fazla bağımsızlık arayan faaliyetlere katıldığı gerekçesiyle 9 ay hapse mahkum edildi.
1981'de tekrar 3 yıl hapse mahkum olan Tudjman, 1990'da yapılan ilk çok partili seçimde devlet başkanı seçildi.
Tudjman, 1991 Haziran'ında Hırvatistan'ın bağımsızlığını ilan etti.
Bağımsızlık ilanı Sırplar'ın isyanına yol açtı ve çıkan savaşta 10 bin kişi öldü.
Tudjman daha sonra Bosna'da yaşayan Hırvatlar'ın özerkliklerinin sağlanmasında da etkin rol oynadı.
1 Kasım 1999 tarihinden bu yana, Zagrep'teki bir hastanede yatıyordu.
77 yaşında hayata gözlerini yuman Tudjman, eşi Ankica, bir kızı ve 2 oğluyla birlikte yaşıyordu.
'O bizim Atatürk'ümüzdü!'
Tudjman'ın cenaze töreni tam birbuçuk saat, hiçbir aksaklık yaşanmadan sürdü.
Kilisenin bahçesi kalabalık ama cenazenin geçtiği yollar daha da kalabalıktı.
Binlerce insan, cenaze törenini izlemek üzere kilisenin çevresindeydi.
Bir ara, kalabalık bir kahveye girdik. Yakamızdaki karttan 'Türk olduğumuzu' anlayan bir Hırvat, TV'den naklen verilen cenaze törenini göstererek, 'O da bizim Atatürk'ümüz idi' dedi.
Oturduğum masaya biri hanım iki Hırvat daha geldi.
Televizyonda gördükleri Demirel'i gösterip 'bravo' dediler!
Cenazedeki tek Cumhurbaşkanı idi ve Hırvatlar, kendilerine gösterilen bu 'önemden' çok mutlu görünüyorlardı.
Televizyonlarda sürekli Demirel ekrana geliyor ve övücü sözler söyleniyordu.
Radyolarında ise sürekli Demirel'den söz ediliyordu.
Törende, Devlet bakanı Fikret Ünlü ile birlikte eski Dışişleri Bakanı ve Demirel'in Başdanışmanı Hikmet Çetin de hazır bulundular.
Balkanlar'daki 'Türkiye ağırlığının' gereği olarak bu törende hazır bulunmamızın son derece yararlı olduğunu söylemeliyiz.
Demirel'e Chirac'tan mektup
Türkiye'nin AB'ye aday üye olmasından sonra Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Cumhurbaşkanı Demirel'e, memnuniyetini ifade eden bir mektup yazmış.
El yazısıyla 'Aziz Dostum' diyerek başladığı mektupta Chirac şöyle devam ediyor:
'Avrupa Birliği oy birliği ile Türkiye'ye aday ülke statüsünü tanıyarak kardeşlik eli uzatmaya karar vermiştir.
Kanuni Sultan Süleyman ve 1. François döneminden beri, tarihin ördüğü çok yönlü ilişkilerin sonucu olarak bu sonuca varmak için Fransa hiçbir gayreti esirgememiştir.
Tüm Türk milleti bu 10 Aralık 1999 tarihini bir sonuç olarak değil, bir başlangıç noktası olarak görmelidir.
Yeni bir dönem başlamakta, bu adaylığa götürecek bir ortaklıktır.
Bu zorlu fakat umutlu yolda, Fransa saygı ve dostlukla Türkiye'ye eşlik edecektir.
Bu duyguları; davetinize cevaben, gelecek ilkbaharda yapacağım devlet ziyareti esnasında Türk milletine ifade etmekten mutluluk duyacağım.
Sayın Cumhurbaşkanı'na en derin saygılarımla...'
Acemi doktor
Temel yolda yürürken Dursun'a rastlayınca şaşırır:
- Ula Dursun sen hastanede yatmıyor muydun?
- Yatıyordum.
- Niye çıktın?
- Çıkmadım, kaçtım.
- Niye kaçtın da?
- Hemşire, 'bu çok basit bir ameliyattır, niye heyecanlanıyorsun' dedi.
- Sen sakin olasın diye söylemiştir.
Dursun kaşını kaldırarak 'bana söylemedi' dedi:
- Operatöre söyledi!..
NOKTA...İşin içine çok aşçı girdi mi, çorbanın tadı tuzu kalmaz. (İngiliz Atasözü)
|