Emin Pazarcı
Bakış
Gelin abartmayalım
Türkiye'nin AB adaylığı tescil edildi. 'Eyvah' diyenler çoğaldı. Herkesi bir telaştır aldı:
- İşimiz zor. Bütün mevzuatımızı baştan aşağı değiştireceğiz.
Hep aynı sözleri dinliyoruz:
- Siyasi alanda önemli adımlar atmamız gerekli...
Söz, dönüp dolaşıp, belli bir noktaya getiriliyor:
- Güneydoğu meselesini mutlaka çözmeliyiz.
Böyle giderse, önümüzdeki günlerde 'PKK'yı yasallaştırmamız gerektiğini' söyleyenler bile çıkacak.
Oysa, durum çok farklı.
Elbette bazı değişiklikler yapmamız gerekli. Ancak, 'AB'ye giriyoruz' diye, terör ve bölücülüğe prim vermek zorunda değiliz.
Hiçbir mecburiyetimiz yok.
Çünkü, Türkiye'ye yönelik dayatmalar AB mevzuatından kaynaklanmıyor. Bu dayatmaların amacı belli.
AB üyesi ülkelerin bizden çok daha katı kuralları var.
Örnek mi istiyorsunuz?
İşte size örnekler içinden birkaç örnek:
Alman Anayasası'nın 21. Maddesi'nin 2. bendi:
'Gayeleri veya üyelerinin tutumu itibariyle hür ve demokratik temel düzeni zedelemek veya devirmek, yahut Federal Almanya Cumhuriyeti'nin varlığına zarar vermek için çalışan partiler, Anayasa dışıdır. Anayasa dışı olma hali, Federal Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanır.'
Madde çok net.
Almanya'da bir siyasi partinin kapatılması mümkün.
Nitekim, Almanya geçmişte bunun örneklerini verdi. İki Nazi ve bir komünist partisini kapattı.
Gelelim İspanya'ya...
Geçmişte 9 parlamenter, bir toplantıya katıldı. Toplantıda ETA terör örgütünün bayrağı asılıydı.
Hemen haklarında dava açıldı. Bir kısmı mahkum edildi.
Bitmedi:
ETA'nın gazetesi ve radyosu kapandı. Gazetenin iki muhabiri ETA üyesi oldukları gerekçesiyle 39'ar yıl hapse mahkum edildi.
Devam edelim:
Fransa'da 13 Mayıs 1991'de 91-428 sayılı bir yasa kabul edildi. Yasanın birinci maddesi, 'Fransız ulusunun bir parçası olan Korsika halkı' diye başlıyordu.
Hemen Anayasa Mahkemesi harekete geçti.
Yasa masaya yatırıldı. Sonunda, 'Fransız ulusunun tek ve bölünmez olduğu ilkesine aykırıdır' gerekçesi ile iptal edildi.
Bitmedi...
İtalya'da da benzer olaylar yaşandı.
Savcılık, ayrılıkçı lider Umberto Bossi'nin siyasi dokunulmazlığının kaldırılmasını ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasını istedi.
İşin asıl ilginç tarafına gelince:
Bossi'ye karşı ilk resmi şikayet Yeni Komünist Parti'den geldi.
Peki kim bu yeni komünistler?
Türkiye'deki DEP'lilerin avukatı kesilenler. Türkiye'nin Güneydoğu'sunda ayrı bir devlet kurulmasını hararetle destekleyenler...
Hatırlarsınız...
Bu partinin bir üyesi, PKK gösterilerine katılmıştı. Bu yüzden de Türkiye'de tutuklanmıştı.
Bir de 'fikir hürriyeti' üzerine örnek verelim...
Irkçı Fransız Le Pen, bir açıklama yaptı:
- Yahudi soykırımı, İkinci Dünya Harbi'nin küçük bir ayrıntısıdır.
Avrupa ayağa kalktı.
Yer yerinden oynadı.
Alman Adalet Bakanlığı başvuruda bulundu. Bunun üzerine Avrupa Parlamentosu, 6 Ekim 1998'de Le Pen'in dokunulmazlığını kaldırdı.
Yargılanmasının yolu açıldı.
Niye?
Le Pen, sadece ve sadece fikrini açıkladı diye!
Gelelim bize...
Terörü öven, dağdaki eşkıyaya selam gönderen Eşber Yağmurdereli'yi cezaevine koyduk.
Türkiye ayağa kalktı:
- Ayıp değil mi? Kör bir insanı nasıl tutuklarsınız?
Sonra serbest bırakıldı.
Ama, ABD bizim gibi yumuşak davranmıyor. Çeşitli bombalama olaylarından sorumlu tuttuğu 'Kör İmam'ı serbest bırakmıyor.
Biz, Avrupa'nın mevzuatını bilmiyoruz. Zaman zaman da 'maksatlı' açıklamaların etkisi altında kalıyoruz.
Böyle olunca da hatalar içinde kıvranıyoruz.
Elbette mevzuatımızı AB'ye uyduracağız. Elbette, kanunlarımızda bazı değişiklikler yapacağız.
Ancak, demokrasimizi ve toprak bütünlüğümüzü de koruyacağız.
Her konuda olduğu gibi, bu işi de abartmak zorunda değiliz!
|