Cenk Koray
Cenk Meydanı
İnsan manzaraları
Otogar, karınca yuvası.
Koşturanlar, bağıranlar, ileri, geri hareket eden otobüsler, kırmızılı, mavili, yeşilli, şu isimli, bu isimli otobüsler.
Her saat başı Ankara'ya hareket edecek firmalar, dolmuşçu telaşı içinde. Yoldan alınacak 'ördek' tabir edilen muhtemel yolcuların hesabı tutuluyor.
Yavaş yavaş yürüyor kendi otobüsüne doğru. Acelesi yok, çünkü erken geldi. Daha 45 dakika var harekete. Ama İstanbul trafiği bu, belli mi olur? Geç kalınacağına erken gitmek daha iyi. Zaman nasıl olsa geçer.
Zaman!
Nedir zaman?
Şairin dedikleri geliyor aklına: 'Yalnız mısın, ört üzerimi bak ben yolcuyum. Kapıda, zamanı çeken atlar, beni sabaha ulaştıracak geceden.'
Kapıda zamanı çeken atlar, şairi geceden sabaha, otogardaki otobüs ise yolcuyu sılaya ulaştıracak. Heyecan, çiğnenmekten yorulmuş bir sakız gibi, tadını kaçırıyor insanın.
Tren yolu ile kesişmişti karayolu. Tam geçite yaklaştığında karayolunu trafiğe kapatan ve demiryolunun iki yanında uzanan geçiş kapatma direklerinin indiğini fark etti. Demek ki tren geliyordu. Yavaşladı ve durdu. Arkasında diğer arabalar kuyruk oldular.
Bekleme uzadı. Ortalıkta tren miren yoktu. 'Neden bu kadar erken kapatırlar, ben 10 kere geçerdim' diye düşündü. Bir sigara yaktı. Camı araladı. Dışarısı soğuktu. Sigaranın dumanı, pencereden uzadı gitti. Uzaktan bir lokomotif çığlığı duyuldu önce. Sonra da katarın kendisi. Yorgun bir su aygırı gibi, iki yanından dumanlar püskürterek önünden geçti ve arkasından birbirine eklenmiş vagonlar.
Sonra direkler kalktı. Geçip gitti rayların üzerinden. Otomobilinin radyosunu açtı. Cızırtılarla karışık bir şarkı çalındı kulağına. Az sabretti ama değişen bir şey olmadığını gördü ve radyoyu kapattı. En iyisi kaset çalmaktı. Elini uzattı ve kaseti teybe yerleştirdi.
Şehirlerarası yolda iki başıboş köpek. Bu ıssız, kuş uçmaz, kervan geçmez yere nereden ve neden geldiklerini bilemezdiniz. Ama oradaydılar. Üstelik bir otomobil kendilerine yaklaştığında, önce gözlerini büyük dikkatle araca dikiyorlar sonra da tam yanlarından geçerken büyük havlamalarla saldırıyorlardı. Bir süre peşinden koşuyorlar, sonra vaz geçip yeniden eski yerlerine dönüyorlardı.
Acaba neden koşarlardı arabaların peşinde? Otomobil, o sırada dursa ne yapacaklardı. Hemen yemek için harekete mi geçeceklerdi yoksa toprağa gömüp ilerde mi yemeyi planlayacaklardı?
Şehrin en kalabalık caddesinde kendisini yapayalnız hissetmek ne demek, bilir misiniz?
Elbet de bilirsiniz.
Her insan en az bir kere böyle hissetmiştir kendisini hayatı boyunca. 'Hayır, hissetmedim' diyorsanız, bir gün hissedersiniz mutlaka.
Bu ya bir yağmur sonrasıdır, ya hüzünle biten bir gecenin sabahında ya bir sevdiğinizin şu ya da bu sebeple elinizden alındığında. Böyledir. Onlarca insan geçer sağınızdan solunuzdan. Siz ise, bir çölün ortasında yolunu kaybetmiş bir gezgin gibi yapayalnız hissedersiniz kendinizi.
Oysa hep yalnızlık duygusu ile yaşayamaz insan. Bazan ve birden o kadar kalabalık olursunuz ki, çevrenizde kuş bile uçmasa, binlerce insanın nefes alışını hissedersiniz damarlarınızda.
Yeşilin yeşil, güzün güz, gecenin gece olduğunu fark edersiniz.
Ama sadece fark edersiniz.
İşte hepsi bu!
GÜNÜN ŞİİRİ
Hal
Bir tencere kaynar ocakta,
Et mi kaynar, dert mi kaynar
Bilinmez.
Bir adam gezer sokaklarda
İşi var mı gücü var mı
Sorulmaz.
Ekmek umar, aş umar evdeki
Bulunsa da, bulunmasa da
Darılmaz.
Çağırırlar, çağırırlar da dostlar
Karlı dağlar ara yerde
Varılmaz.
Mehmed KEMAL
MEVLANA...Saman çöpü gibi her yelden titrersin. Dağ bile olsan, bir saman çöpüne değmezsin.
|