Hakem, Güiza’nın çekip indirilmesine penaltıyı veremedi. Can derdine düşen Diyarbakır’ın “Sert oynayarak Fenerbahçe’yi yıldırıp oyundan düşürme” ve arkasından “kart göstertme tuzağına” hakemin hoşgörüsü, ikili mücadelelerdeki kararsızlığı da tartışılabilir.
Ama kaybedilen iki puanın sorumlusu kim!
Hakem mi, yoksa sahada oynamak istemeyen aslar mı!
Bir hafta önce göklere çıkardığımız, demiri delen matkap gibi övdüğümüz Semih ne yaptı!
Alex kaç haftadır ortada yok.
Oysa bu maç kaptanın gemisini kurtaracağı bir oyun formatındaydı.
Özer’e hiçbir şey söyleyemem. Haftalardır, sol ayak tarağındaki vida ile acılar içinde sahaya çıkıyor. Ameliyatla aldırmaya kalksa, üç hafta oynayamayacak. Fedakârlık yapıyor.
Peki Cristian ne yapıyor!
Emre’nin dışında orta sahada savaşan, mücadele eden oyuncu olmadığı için Diyarbakır etkili oldu.
Fenerbahçe karşısındaki takımın sert futboluna baş kaldıramadığı için çöktü.
Daha önceki maçlarda, “topu yere indirip, ayağa paslarla dikine oynayan” takım bu kez bocaladı.
Doldur boşalt anlayışı ile yeneceğini zannetti, yanıldı.
İnanan, hırslı olan Diyarbakır, Fenerbahçe’nin mabedinde hem futbol oynadı hem de puan aldı.
Bu futbolla bir puan da Fenerbahçe için başarıdır.
Eğer Volkan, Tazemeta’nın o golünü kurtarmasa, skor asla böyle olmazdı.
Deniyor ki, Galatasaray puan kaybedince Fenerbahçe de kaybediyor.
Oysa şampiyon olacağına inanan takım aradaki puanı artırmak için tersini yapar. Rakibinden çok koşar, ondan daha fazla inançlı olur, maçı kazanmak için her şeyi yapar.
Arka arkaya alınan üç galibiyet, iyi futbol herkesi rahatlatmış.
Takım oyununun yerini stres, panik almış.
Daum’un “Ayaklarınız yere bassın” sözünü kimse ciddiye almamış.
Sonuç mu!
Hani kendim ettim, kendim buldum derler ya, Fenerbahçe de futbol oynamadan, koşmadan kazanacağını zannettiği maçta bir puanı zar zor aldı.
Kimse zemin kötü bahanesinin arkasına sığınmasın. Diyarbakır maçında ruh yoktu.
Onun için de puan farkını açacağı maçta, bu avantajı değerlendiremedi.
FENERBAHÇE KAPILARINI AKŞAM'A AÇTI
DETAYLAR İÇİN TIKLAYINIZ