İki şey insanı kaşif yapar; 1- Nitelikli çevre. 2- Biraz delilik...
Rijkaard'ın iyi bir kadrosu ve çevresi vardı ama sakatlıklar belini büktü. Yukarıda saydığımız ikinciyi deneyip delilik yapmaya kalktı (Servet'i kenarda tutmak gibi) ama tutmadı. Zaten tutması da beklenemezdi.
Forvet oynayanların ortalama boyları 1.70 metre civarı ama sürekli kanattan orta yaptılar. Rijkaard bu deliliğe, 'Hop ne yapıyorsunuz beyler' diyemedi. Uğur, Keita ve Caner'in anlamsız şutları, varyetelerini seyretti. Düşünün koca Galatasaray ancak 42. dakikada Lucas Neill'la kaleye şut atabildi. Oysa Kayserispor hücum hattı, Cangele, Makukula, Gökhan Emreciksin ve Mehmet Eren gibi isimlerle bir Ferrari'yi andırıyordu.
Galatasaray savunması bunalım geçiriyordu adeta. Peki niye Servet kenarda oturuyordu acaba! Sorduk grip dediler. Oysa Servet'in burnu kırıldı, omzu çıktı, ayak parmağında, dizinde, her yerinde problem olduğu dönemde bile çıkıp oynuyordu. Allah'tan Lucas Neill iki kişilik oynadı.
Galatasaray ancak Hakan'ın 64. dakikada kırmızı kart görmesinden sonra hareketlenebildi. Ancak Emre Güngör gibi tecrübeli bir futbolcunun maçın sonlarına doğru, Saidou'yu ceza yayı civarında düşürüşü öylesine acemiceydi ki.
Kaleciyi zaten saymıyorum ben. Her geçen gün daha da komikleşiyor! Güven vermiyor. Sorarsanız 47 kere Arjantin Milli Takımı'nda oynamış. Ama herhalde ümitler, gençler dahil olmak üzere! Aslında kaleciye kafayı takmış değilim. Galatasaray, dün Giovani dos Santos başta olmak üzere galibiyeti çok kovalayan taraf değildi.
Özür dilerim bazı internet ulemaları yorumlar yazacaklar ama Galatasaray'ın kazanacak, ne psikolojisi, ne de fiziki durumu müsait değildi. Sizi bilmiyorum ama ben takımda bir gerginlik sezdim. O gerginlik yöneticiler arasında da yaşandı. Koskoca Galatasaray başkanını yanlış anlayanlar tavır koydu. O da gitti arkadaşlarının locasından maçı seyretti. Kısacası Galatasaray şampiyonluk yolunda önemli 2 puan kaybetti. Jo'suz, Milan Baros'suz, Kewell'sız ancak bu kadar!