AKŞAM | GUNCEL | 19 KASIM 2009, PERŞEMBE
Sabancı Üniversitesi'nin önceki gün kamuoyuna sunduğu Dindarlık
Raporu'nu akademisyenler değerlendirdi. Prof. Keyman, Türkiye'de farklı olana tahammülsüzlüğün arttığını, muhafazakarlığın yükseldiğini söyledi. Prof. Nilüfer Narlı ise siyasal İslam'ın düşüşe geçtiğini savundu
Sabancı Üniversitesi'nin yaptığı 'Dindarlık Raporu'nun kodlarını sosyal bilimciler değerlendirdi. Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Nilüfer Narlı, araştırmanın 'şeriat düzeni isteyenlerinin oranının 1999 yılında yüzde 26'lar düzeyinde bu oranın bugün yüzde 10'lara düştüğü' sonucu ile
ilgili olarak, Türkiye'de son 10 yılda İslam dininin öneminin artıyor gibi görünse de dindarlık anlayışının katı ve bağnaz bir anlayış olmaktan uzak olduğunu belirtiyor. Şeriat isteyenlerin sayısındaki düşüşe dikkat çeken Narlı, şunları söyledi: 'Bu durum Türkiye'de siyasal İslam'ın düşüşe geçtiğini göstermekte. Bu verilerin ışığında, Türkiye'deki dindarlığın, her ne kadar kamusal alanda hoşgörü açısından başka dinlere karşı sınırlama içinde olsa da dindarlık anlayışının son derece faydacı bir yaklaşım ile içselleştirildiğini görüyoruz. Türkiye'de dindarlık folklorik kültür ile iç içe geçmiş bir din anlayışına bürünmüş gibi görünüyor. Bu da dinin içindeki çeşitliliği gösteriyor. Türkiye'deki din anlayışında bir çeşitlilik var.
Katı anlayıştan uzak bir din anlayışı görülüyor. Türkiye'deki dindarlık bağnazlıktan uzak olsa bile, dini vecibeleri yerine getirmek için kamusal alanda bir baskı olduğu algısında yükseliş var' şeklinde konuştu.
AVRUPA'DAKİ ENDİŞE
Avrupa'nın Türkiye'ye dindarlık açısında bakışında olumsuz görüşlerin olduğunu belirten Narlı, 'Avrupa'da bu durumun bir endişe yarattığını görüyoruz. Avrupalılar Türkiye'deki dini kimlik açısından dindar muhafazakarlığın yükseldiği algısından çekiniyor. Ama buna rağmen Avrupa'ya baktığınızda beni umutlandıran sonuç genç Avrupalıların Türkiye'ye daha büyük bir sempati ile baktığını görüyoruz. Türkiye içinde ve yurt dışında din konusunun bir baskı olduğu algısının düşünülmesi ve bu algının ortadan kaldırılması için hem siyasetçilere hem de sivil toplum kuruluları ile aktörlerin bu konuyu tartışması ve bu algının ortadan kaldırılması yönünde birlikte çalışma yapması gerektiğini düşünüyorum' dedi.
Her kesimde muhafazakarlaşma artıyor
Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fuat Keyman da, söz konusu araştırmada Türkiye'de şeriat rejim tehdidinin olmadığını, Türkiye'nin bir İran olamayacağını göstermekle birlikte son yıllarda özellikle Sünni İslam temelinde muhafazakarlığın ciddi bir yükseliş içinde olduğunu gösterdiğini ifade etti. Keyman, şöyle devam etti: 'O yüzden bugün tartışmalarımızda odak yapmamız gereken nokta, muhafazakarlık sorusu olmalıdır. Eminim ki, Türkiye'de farklı alanlarda da, laiklik alanı, etnik kimlik alanı gibi benzer araştırmalar yapılsa, bu alanlarda da muhafazakarlaşmanın, yani farklı olana karşı kapalılığının ortaya çıktığını göreceğiz' diye konuştu.
Keyman, konuyla ilgili olarak şöyle devam etti: 'Türkiye'de kimlikler arası ilişkilerde, giderek birbirine karşı tahammülsüzlük, muhafazakarlık tanımlıyoruz. Kendine yakın olanı hoşgör, farklı olana tahammülsüzlük ilişkisi olarak bu temel sorun olarak ortaya çıkıyor. Bence şeriat ve rejim değiştirme korkularından ziyade, farklı olanların birbirine karşı tahammülsüzleşme var. Bu noktanın altını çizmek gerekir.'
Hoşgörü sözde kaldı
Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, 2008-2009 yıllarını kapsayan ve Türkiye İstatistik Kurumu verileri kullanılarak, örnekleme yöntemiyle bin 453 denekle, 53 ilde gerçekleştirdikleri araştırmanın sonuçlarını önceki gün bir toplantıyla açıkladı.
O araştırmadan bazı çarpıcı sonuçlar ...
- Deneklerin yüzde 82'si “Allah var olduğu için hayatın anlamı olduğuna',
- Yüzde 28'i 'hayatın akışını kendisinin değiştirebileceğine' inanıyor.
- Yüzde 50'lik bir grup ise 'hayatı değiştirebilmek için yapabileceğimiz çok az şey vardır' görüşüne katılıyor.
- 'Bilimin insanlığa yararlı olup olmadığı ve dine olan inancı aşındırıp aşındırmadığı'na ilişkin soruya da yüzde 50 oranında bir kesim bilimin yararlı olduğunu düşünüyor.
- Yüzde 37'si başka dinden olan birinin oy vermeyi düşündüğü partiden aday olmasını 'kesinlikle kabul etmem' diyor.
- Yüzde 36'sı yukarıda tanımlanan kişinin kamuya açık toplantılar düzenlemesine karşı çıkıyor.
- Yüzde 18'i cemaatlerin gücünün olması gerekenden az olduğu görüşünde.
- Yüzde 90'ı Müslümanlara hoşgörüyle yaklaşırken, bu oran Hristiyanlara karşı yüzde 29, Budistlere yüzde 18,7, Hindulara yüzde 19,4 ve Musevilere ise yüzde 21,9 düzeyinde.
- Yüzde 35'i nazara inanıyor. Yüzde 10'u büyü ve yıldızlarının konumunun insanın geleceğini tayin ettiği görüşünde.
- 'Dini ilkelerinize uymayan bir kanunun Meclis tarafından kabul edilmesi durumunda nasıl davranırdınız?' sorusuna yüzde 35 oranında 'kesinlikle kendi dini ilkelerime uygun davranmaya devam ederim' yanıtını verdi.
n 'Devlet memuru kadınlar isterlerse başlarını örtmelerine izin verilmeli' diyenlerin oranı 1999'da yüzde 74 iken, bu yıl
yüzde 69'a gerilemiş
- 'Üniversite öğrencisi kızlar isterlerse başlarını örtmelerine izin verilmeli' diyenlerin oranı da 1999'da yüzde 76 iken 2009'da yüzde 70'e inmiş.
''İnsanlar Müslümanlığın gereği olan ibadetlerini serbestçe yerine getirebiliyor mu? şeklindeki soruya 1999'da 'Evet' diyenlerin oranı yüzde 65'ten 2009'da yüzde 78'e çıkmış.
- 'Türkiye'de dindar insanlara baskı yapılıyor mu?' sorusuna da 1999'da yüzde 50 'Hayır' diyenlerin oranı 2009'da yılında yüzde 71'e çıktı.
- 'Laik kesimden insanlar hayatlarını serbestçe yaşıyor mu?' sorusuna karşılık olarak da 2006 yılında yüzde 79 olan 'evet' oranı, 2009'da yüzde 86'ya çıktı.
- ' Türkiye'de laik kesimden insanlara baskı yapılıyor mu?' sorusuna verilen yüzde 83 'Hayır' cevabı yüzde 87'e çıkarken, 'Evet' yanıtı da yüzde 8'den 9'a yükseldi.
- 'Türkiye'de 'şeriat düzeni' isteyenlerin oranı ise 1999'da yüzde 26'larda iken şimdi yüzde 10'lara düştü.
CHP geleneğinde kırılma: Eleştirileri Atatürk'e yönlendirmek...
Türkiye'de demokrasinin engellerinden biri manevi hayatı nasıl yaşadığımızla ilgilidir...