Kendi kendimizi ayağımızdan vurmayı severiz! Önce IMF anlaşması yapılmayacak veya yapılacak tezleri çerçevesinde ortalığı belirsizliğe sürükledik. İşin suyunu çıkardık. Halbuki yapacağız veya yapmayacağız şeklinde bir kesin tutum piyasaları çok daha az etkilerdi.
Sonra da Anayasa Mahkemesi kararı ile ortalığı ve özellikle yabancıları stopaj kararı ile iyice tedirgin ettik. Onlar da kar realizasyonu yapıp yatırımlarından çıkmaya başladılar. Bu tür şeyleri geçmişte de yapmış ve çok zarar görmüştük, ama nedense hiç öğrenmiyoruz. Bedelini de ödüyoruz.
Bu arada ülke içinde Merkez Bankası'nın faiz indirimlerinin sonuna yaklaşmış olması olasılığı medya tarafından sık sık tartışılır olmaya başladı. Bu da ülke içinde kısa vadede döviz mevduatına kayma olgusu yarattı.
Üstelik Brezilya giren paraya Tobin vergisi koydu diye biz de koyalım şeklindeki görüşler ortalığa döküldü, ideoloji hortladı. Sanki tasarruf fazlası olan bir toplumuz da,yatırımları finanase edecek fonumuz fazla da! Buyurun cenaze namazına!
Merkez Bankası Başkanı dün kamuoyuna sunulan enflasyon raporunu basına tanıtırken yaptığı konuşmada reel toparlanmanın henüz güçsüz olduğunu ve 2010 yılına kadar faiz indirimlerinin devam edeceğini söylüyor.
Bu arada Deloitte de büyüme için gerçekten gerekli dış finansmanın dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini raporunda vurguluyor.
Halbuki IMF toplantıları çerçevesinde ve ilan edilen Orta Vadeli program çerçevesinde geleceğe dönük bakışlar biraz düzelmişti.
Kafamızı kaldırıp biraz dünyaya baktığımız zaman göreceğiz ki aslında dünyada durum karışık. ABD toparlanacak ama Avrupa tekliyor ve Asya'nın toparlanması da henüz tüm dünyayı toparlayabilecek düzeyde değil.
Krizi çıkartan ve tüm dünyanın başını belaya sokan ABD, daha ekim ayında, seçilmemiş Obama ile henüz işten atılmamış olan Bush'un pragmatik davranması ve uzlaşması ile dev bir ekonomi politikası girişimi yapmış, paranın ve harcamanın musluklarını sonuna kadar açmıştı. Sonuçta krizden en önce çıkan ve en az tahribat gören ülke olacak.
Bu perşembe, 29 Ekim öğleden sonra saat 14.30 civarında ilan edilecek olan ABD üçüncü çeyrek reel büyüme sayısı pozitif ve yüzde 3 civarında bir sayı olacak ve ABD'nin resesyondan çıkışın ilk adımını gerçekleştirmiş olduğu görülecek. Tabii piyasalar azacak, ertesi gün de bizim piyasalar oynar! Ama biz Avrupa'ya daha çok endeksli bir ekonomiyiz ve Avrupa toparlanana kadar bize dışarıdan talep etkisi ya gelmez ya da az gelir. Bu nedenle esas Avrupa verileri önemli.
İngiltere geçen cuma ilan eden verilerde üçüncü çeyrekte büyümede yüzde 0.4 reel daralma yaşadı ve bu da peş peşe altıncı eksi büyüme çeyreği. Yani İngiltere sürünmeye devam ediyor.
Halbuki Fransa ve Almanya koşmasalar da, daha ikinci çeyrekte sıfıra yakın da olsa, küçük pozitif büyüme sergilemişlerdi. Buna rağmen Merkel iki gün evvel son derece kötümser bir konuşma yaptı.
Halbuki kafaları dünyanın öbür tarafına çevirsek, mesela G.Kore'nin üçüncü çeyrek reel büyüme verisi yüzde 2.9 büyüme olarak ilan edildi. Bu artış 2002 yılının ilk çeyreğinden bu yana en büyük reel büyüme zıplaması.
Çin ise üçüncü çeyrekte bir yıl evveline göre yüzde 8.9 reel büyüme sergilemişti. Üstelik ilk çeyrekte yüzde 6.1 ve ikinci çeyrekte yüzde 7.9 büyüme sergilendiği için hızlanan büyüme Çin'i şimdi enflasyonu kontrola doğru politika değişikliği yapmaya götürecek ve belki de bütçeden büyüme için verilen destekler kısılmak zorunda kalınacak.
Dünyada böyle karışık bir durum varken, biz ekonomik maceraya girmesek iyi olur!
Halbuki ne yapıyoruz? Siyasi kavga ve kutuplaşmanın dozunu artırarak gidişatı daha da bozuyoruz! Bravo!