Deniz Gökçe deniz.gokce@aksam.com.tr

kategori2

Anlaşabildiler mi?

G-20 toplantısı geldi geçti, şimdi IMF-Dünya Bankası 2009 İstanbul toplantılarına sıra geldi.
G-20 toplantısında çok şey konuşuldu ama önemli bir karar çıkmadı. İnşallah IMF-DB toplantıları da boş geçmez.
Dünyada anlaşma zemini oluşmasını ve global çözüm üretilmesini engelleyen bazı konular var. Sorunlar kriz ortamında çeşitli ülkelerin durumlarının farklı olmasından kaynaklanıyor. Ayrıca tabii siyasi nedenler de var.
Krizde ülkeler kabaca iki kategoriye ayrılıyor. Birincisi ABD, İngiltere ve İspanya gibi çok ithal eden ve çok tüketen ülkeler. Hem dış açık hem tasarruf zafiyeti hem de kamu bütçe açığı büyük olan ülkeler bunlar. Bu ülkelerde tüketici zoraki tasarruf ederken, devlet ekonomiyi canlandırmak için harcama yapıyor ve para basıyor, krediyi artırarak iç talebi artırmaya çalışıyor.
Diğer taraftan Almanya, Japonya ve Çin gibi ülkeler ikinci kategoriyi oluşturuyor. Bunlar ihracatı yüksek, tasarrufu yüksek, cari denge fazlası olan ve yüksek döviz rezervi olan ama dış talep öldüğü için durgunluk sorunları yaşayan ihracatçı ve tasarrufçu ülkeler. Bu ülkelerin de kendi iç taleplerini artırarak dünyanın dengelenmesine katkı yapmaları gerek. Ama işte burada sorunlar başlıyor. Çünkü bu ülkeler pek kooperasyon taraftarı değil.
Tasarrufçuların ve genelde Avrupalıların görmek istemedikleri şey, tasarruf fazlası ve cari denge fazlası olan ülkelerin büyük boyutta döviz rezervlerinin birikmekte olması. Bu rezervler ya dışarıda doğrudan yatırım yapılarak denge sağlanacak , ya da bu rezervler finansal sermaye hareketi şeklinde uluslararası piyasalara dökülerek mevcut dengesizliklerin çözülmeden finanse edilmesine yarayacak, yani mali dengesizlikler aynen devam edecek!
Başta Avrupalılar ve özellikle Almanya olmak üzere Çin ve Japonya gibileri global kriz sorunlarının Anglo Saxon kültüründeki 'para açgözlülüğü' nedeni ile gerçekleştiğini, dolayısıyla sorunların ABD ve İngiltere gibi ülkelerde bankaların ve aracı kurumların tamamen kontrol altına alınmasının ve banka ve mali kurum ve şirket yöneticilerine ödenen 'bonusların' sınırlandırılmasının en önemli sorun olduğu kanısındalar. Angela Merkel global sorunlardan bahsederken global reel dengesizliklerin Almanca 'ersatz' yani yedek, ikinci derece önemli sorunlar olduğunu ve esas konunun 'finans kesiminde gözetim ve  denetim olduğunu' vurguluyor. Birikmiş rezervlerin ABD gibi ülkelerin mali piyasalarına akıp toksik denen mali varlıkların boyutunun çok büyümesine neden olduğunu görmek istenmiyor.
Bu 'gönüllü körlük' dört ana nedenden kaynaklanıyor gibi.
Birincisi, ABD'nin kendini düzeltecek tedbirleri alması halinde her şeyin her yerde  düzeleceği şeklinde bir kanı Avrupa'da yaygın.
Halbuki bu pek mümkün değil. Hele basılan para ve büyüyen kamu bütçe ve borç sorunu daha da büyüdüğü takdirde, ABD Doları'nın da daha fazla değer kaybetmesi halinde, euro bölgesi ve diğer Japonya ve Çin gibi ülkelerde meydana gelecek reel dengesizlik artışları göz ardı ediliyor. 
Ayrıca euro bölgesinin homojen olmayan durumu da göz önüne alınmıyor. Euro bölgesi toplamda küçük  bir cari açık vermekte. Ama ulus devletler tek tek alındığında başta Almanya olmak üzere ciddi cari denge fazlaları olan ülkeler var. Bu gerçek de göz ardı ediliyor. Avrupa bütününde federal bir hükümet olmadığı ve ulus devletin parça parça devam ettiği düşünülmüyor. Avrupa gerçek bir Ekonomik Birlik asla değil! Büyük çapta sadece bir parasal birlik! Almanlar cari denge fazlası gündeme geldiğinde hemen 'federal oluyor', savunma için euro bölgesi terimini kullanıyorlar. Fransızlar ise IMF konusu gündeme geldiğinde euro bölgesi kavramından kaçıp ulusalcı takılıp Fransız milleti ve ülkesi olarak konuya giriyor, millet devletin IMF oylarının korunmasını savunuyorlar.
Üçüncüsü, çeşitli ülkelerin ekonomi politikası ihtiyaçları o kadar farklı ki anlaşmak zor. Çin fazladan kurtulmak için Reminbi'nin değerlenmesine razı olmak zorunda. Almanya toparlanmak için büyük bir vergi indirimi yapmaya mecbur görünüyor. İngiltere büyük bütçe açıklarını toparlamak için kamu harcamalarını kısmalı diye düşünülüyor. İspanya vergileri artırmadan kurtulmayacak gibi. Tek ve ortak bir durum ve çözüm yok.
Tabii en önemli konu ortaya örneğin cari denge fazlasının daraltılması ilkesi konsa ve kabul edilse de bunun nasıl bir mekanizma ile izleneceği zor bir konu. Devlet fazla vermiyor, büyük çapta özel sektör faaliyeti cari fazlayı belirliyor. Bu nedenle söz verilir ama tutulması da zor.
Hatırlanırsa Avrupa bütçe açıkları ve borç konusunda limitler koyduğu zaman her ülke söz vermiş ama sonunda hepsinin hile yaptığı veya sözünü tutamadığı ortaya çıkmıştı. En büyük aleni sapmalar da Fransa ve Almanya tarafından yapılmış ve savunulmuştu.

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3