Amerika'nın çok önemsediÄŸim bir özelliÄŸi vardır. DüÅŸünce kuruluÅŸları...
Küresel ve bölgesel fallar açmakta pek mahirlerdir.
Askeri, ticari, siyasi, kültürel ve ekonomik trendleri okurlar.
Bu veri denizinde boÄŸulmadan ve aslında o denizin hacmine katkı da sunarak meseleleri ABD çıkarları ekseninde deÄŸerlendirip, gene bu aygıtın kolektif bilincine sunarlar.
Fakat Türkiye'yi okumakta kesinlikle çaresizler diye düÅŸünüyorum.
Mesela dün... 'Ermenistan açılımı'na dair bir takvim ve çerçeve açıklandı.
George Friedman, CIA'in yan kuruluÅŸu STRATFOR'un kurucusu...
'Önümüzdeki 100 Yıl: 21. Yüzyıl İçin Öngörüler' adlı bir kitap yazdı.
Öngörüleri hayli ilginç...
Türkiye ile ilgili öngörülerine baktığımızda belli tespitleri var.
İlki ÅŸu: Türkiye’nin sınırları istikrarsız bir hal alacak.
Ermenistan-Türkiye sınırının 'kaçınılmaz' olarak açılacağını öngörüyor Friedman...
Ancak bu açılımın çatışmayı davet edeceÄŸini de belirtiyor.
2040 gibi Türkiye'nin gerçek bir küresel güç olacağı iddiasında yazar...
Friedman, bu güç ekseninin yerel, bölgesel ve hatta 2050 gibi küresel bir çatışmaya yani yeni bir dünya savaşına yol açacak önemde olduÄŸunu savlıyor.
Burada durup ÅŸunu hatırlamak gerek. DışiÅŸleri Bakanı Ahmet DavutoÄŸlu aslında Uluslararası İliÅŸkiler Profesörü'dür. Ve, bilen bilir, 'Stratejik Derinlik' adında bir kitabı vardır. Ve çok mühimdir.
Kitap ortaya bir teori atar. O da ÅŸudur:
Türkiye, soÄŸuk savaÅŸ sonrası oluÅŸan yeni düzende yani küreselleÅŸme sürecinde basit bir 'köprü' deÄŸil, OrtadoÄŸu ve Orta Asya'nın yeniden ÅŸekillenmesinde 'katalizör' olan bir güçtür.
Bu gücün DNA'sında Türkiye'nin 'tarihi derinliÄŸi' yatar. Ve bu aslında bir fırsat alanıdır.
Neden?
AK PARTİ'nin varoluÅŸ dinamiklerinden biri de Amerika'nın OrtadoÄŸu, Balkanlar ve Orta Asya'daki 'Soft power: YumuÅŸak güç' ihtiyacına yanıt verecek bir ideolojik/pratik arka plan sunabilmesidir.
Ancak, konjonktür, genel itibarıyla sadece AKP'nin deÄŸil Türkiye'nin iÅŸine de geliyor. Bu sahici ve önemli bir gerçek.
Siyasetten bağımsız yalın bir veri...
Yani iktidarda kimin olduÄŸundan bağımsız olarak...Türkiye'nin son yıllardaki 'öngörülemeyen' dış politika salınımı (1 Mart tezkere reddi, Halid MeÅŸal ziyareti, Sezer’in Åžam ziyareti, One minute ÅŸoku, Tahran’la yakınlaÅŸma, Nabucco’yu imzalayıp bir yandan Güney Akım’ı devreye sokmak) aslında sürekli marka imajına ve hatta kimliÄŸine yansıyor.
Ermeni açılımını da bu çerçevede okumak gerek...
Bu tartışma büyük kıyamet kopartacak... AKP içeride, tıpkı Kürt açılımında olduÄŸu gibi, dayak yiyecek ama atılan adım Ermenistan’la iliÅŸkilerimizde; soykırım baskısında Türkiye’nin elini rahatlatacak.
İktidarda kim olursa olsun bu mahallenin artık bir 'haÅŸarı çocuÄŸu' var...Türkiye...
Her taşın altından çıkan, maraza çıkartan, çok kimlikli, çok kültürlü, etkin...
Yani demem o ki...
DavutoÄŸlu, vakti zamanında tam olarak bunu mu kastetti...Yoksa Washington, 'Aman da bunları kullanalım...' mı dedi... Önemli deÄŸil...
Bu kaotik dış politika kalıplara sığmıyor ve iÅŸin özünde Türkiye'nin etki alanı muazzam geniÅŸliyor.