İkoncan Eda için demediğini bırakmayan ve son günlerin 'vur abalıya' figürü olmuşken söyleyeyim, Nurettin Hasman tarzı adamlara sahiden de gıcık oluyorum. İnsanların gençliğini güzelliğini sömüren, onların enerjisinden beslenen, posası çıkınca da bir kenara fırlatıp, taze kana doğru seğirten vampirler gibi görünüyorlar bana. Ne açıdan mı, pardon... Boşandıktan sonra ilk iş yakın arkadaşının gencecik kızını sevgili yapıp yıllarca kolunda gezdiren Bey değil miydi bu? Aa tabii AŞK! Aşk deyince akan sular durur, değil mi... Gönül ferman dinlemez... Bla bla bla. Yok efendim. Kimse kusura bakmasın. 'Aşk olsun da çamurdan olsun' diyenlerden değilim. Aşk olacaksa da, ilişki olacaksa da adam gibi olsun. Eh Hasman eğri de, Eda çok mu doğru?
Değil tabii. Eğer o halkla ilişkilerci arkadaş aklı, gazetelere haber uçurma tezgahı doğruysa, gerçekten de mide bulandırıcı. Amaan al birini vur birine. Fakat yine de yeni sevgilisi, Eda Taşpınar'a yakışmış. Bunu da şu açıdan önemli buluyorum ki; ikoncanların hayatını medyadan takip eden genç kızların, o ikon kadınların yanında, geçkin para babaları yerine, sportmen genç adamlar görmeleri, genç kız kafalarında oluşan gelecek imajinasyonu açısından çok daha sağlıklı.
'Kloncan' Efe
Herkes fok 'Badem'in maceralarını konuştuğundan ve kendisi yaza damgasını vurduğundan gölgede kalan biri var... Dört senelik uğraş sonunda bir hafta önce dünyaya gelen ilk yerli klon buzağı, Efe! Son zamanlarda gördüğüm en tatlı 'şey'. Ona gözü gibi bakan personele karşı hoppidi hoppidiliklere girişmesi de cabası... Sezaryenle doğum yaptırılan danacık annecik bir tarafta 'Ay bu başıma gelen de ne?' diye oturmuş bakınırken, biberondan süt içip kameralara şımarıyor 'Efe'. Olsa da sevsek... Şu Zonguldaklı çiftin 'zuzu'ya yaptığı gibi ben de, Efe'ye altlı üstlü bir pijama giydirip kucağımda uyutsam ya bi gececik...
İnternet araştırmasının vahim sonucu
Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonucuna göre; her 100 evin 30'unda internet erişimi varmış. Bireylerin %72.4'ü interneti, e-posta için ve gazete, dergi okumak için kullanıyormuş. Bir yandan çok büyük başarı, bir yandan da fiyasko bir sonuç. Başarı olan, elbette evlerdeki internet erişim oranı. Fiyasko olan ise alınıp-satılan bilgisayarların pahalılığı... Gidip tek tek o evlere baksak 12 ay vadeyle alınmış, çift işlemcili, son jenerasyon bilgisayarlar çıkar karşımıza. Neden peki? Ne gerek var? Daha vasat bir makine de haydi haydi iş görürdü. Ama öyle olmuyor. Yapacağımız iş, e-posta atmak/almak ve gazete okumak bile olsa, alışveriş esnasında, satıcının saydığı özellikler bizi uçuruyor. Bir kademe aşağısı kesmiyor. İlle en ama en hızlısına kayar gönlümüz. Bilgisayar, telefon gibi araçlar özellikle erkekler için 'araba'nın yerine geçiyor bir nevi. En yenisi, en hızlısı, en pahalısı... Arabada zor tabii de, kredi kartları sağ olsun telefon ve bilgisayar da mümkün en iyiye ulaşmak. Ama gel gelelim sonuç; e-postalaşmak ve gazete okumak olunca o bilgisayarda... Daha ucuzu, bir ya da iki alt modeli alınsa da olurmuş pekala, değil mi? Siz siz olun, paranızı sokağa atmayın. İyi hafta sonları.