Fatih Altaylı'nın dün Habertürk gazetesinde yazdığı yazıdan yola çıkarak verimli bir gazetecilik tartışması yaÅŸayabileceÄŸimizi düÅŸünüyorum. Altaylı, Hürriyet'in geçen Pazar günü yaptığı yazıiÅŸleri haberinden yola çıkarak bir gazetenin kendisini haber yapmasının sakıncalarına deÄŸiniyor. Ve iki sonuca varmış: Ya bu gazete aşırı megaloman, ya da artık haber yapamadığı için kendi içine döndü.
Sektör lideri olmak, üstelik yıllardır bu pozisyonda kalmak belli bir dozda megalomani yatabilir. Nitekim, bu megalomani medyada ÅŸöyle bir algının yerleÅŸmesine de sebep oldu: Hürriyet'te yoksa haber deÄŸildir!
Ancak bu megalomaniyi sadece Hürriyet'e indirgemek de doÄŸru mu? Amerikan Basını'nda New York Times'ın baÅŸka rakipleri tarafından sevilmemesinin sebeplerinden biri de bu megalomani ve kendi içine kapalı halidir. NYT de sık sık kendisinden bahseder ve kendi yazarları ön plana çıkarır, onlardan ÅŸöhret yaratır.
Geçenlerde 80'lerin meÅŸhur Spy dergisinin tarihini anlatan bir kitap okudum. Daha kuruluÅŸ aÅŸamasında derginin adını duyurmak ve sık sık medyada konuÅŸturmak için basına çakacakları bir medya-eleÅŸtirisi köÅŸesi koymaya karar vermiÅŸler. Sonra bir toplantıda Rolling Stone'un sahibi Jann Wenner öneriyi patlamış: 'Medya üzerine deÄŸil, sadece New York Times üzerine bir köÅŸe açın.'
Spy'ın efsane bir dergi olarak anılmasında kuşkusuz NYT'le yaşadığı polemiklerin katkısı var.
Türk Basını'nda her dönem Hürriyet tartışma konusu olmadı mı? Yer yer öfkeyle, yer yer yergiyle, eleÅŸtiriyle, kıskançlıkla, hasetle, bazense övgüyle... Ama öyle ya da böyle bu gazete kendisinden hep konuÅŸturmayı baÅŸardı.
Bu durum bana birkaç sene önce New York Observer'da okuduÄŸum bir Tina Brown röportajını hatırlattı ('Metaphysics of a Magazine, 22.05.05). Amerikan Basını'nın hakkında en çok haber yaptığı iki-üç gazeteciden biri olan Brown'ın lakabı 'queen of buzz'dır; yaptığı iÅŸlerde en büyük hedefi kendisinden konuÅŸturmak olan bir editöre daha uygun bir isim bulunamaz zaten.
Brown, Vanity Fair'e hamile Demi Moore'u kapaÄŸa çıkaran, New Yorker'a bir hasid'le Afrikalı'nın öpüÅŸmesini koyan, Roseanne'a konuk yayın yönetmenliÄŸi yaptıran bir dergiciydi.
Brown bir iÅŸ 'buzz' yaratmazsa, yani yankı bulmaz, kendisinden söz ettirmezse reklam da alamayacağını iddia ediyor. Kısacası, giderek haber yapmak 'buzz' yaratmanın gerisine düÅŸüyor.
Brown'ın günümüzde buzz yaratmanın en baÅŸarılı örneÄŸi olarak verdiÄŸi dergiyse US Weekly. Haber olmayan kareleri habermiÅŸ gibi sunan US Weekly, Amerikan Basını'nda bütün magazin dergilerini geride bırakarak lider oldu. Herhangi bir ÅŸeyin fotoÄŸrafının çekilmesi bu dergide haber olması için yeter. 'Star'lar aynı bizim gibi yaşıyor' sayfaları, sıradan, haber deÄŸeri olmayan fotoÄŸraflarla dolu: Ünlülerin süpermarket otoparkında, CD reyonunda, parkta çocuk gezdirirken çekilen kareleri...
Fatih Altaylı, Hürriyet'in haber yapmadığından ÅŸikayetçi. 'YazıiÅŸleri toplantısı' tıpkı US Weekly'nın fotoÄŸrafları gibi belli bir bakış açısına göre haber olmayabilir; ama sonuçta konuÅŸmuyor muyuz? Tıpkı masabaşında kotarılan 'En Seksiler Listesi' gibi tartışmıyor muyuz?
Bu meslekte en önemli kriterin kendinden konuÅŸturmak olduÄŸuna inanıyorum. Bunu telaffuz etmeyenler bir tür ikiyüzlülüÄŸün pençesinde bana kalırsa. Akademik bir yayına ya da kapalı bir derneÄŸin bültenine çalışmıyoruz hiçbirimiz: Kendimizden söz ettirmek, kendimizden konuÅŸturmak için bu iÅŸi yapıyoruz ve bu sayede para kazanıyoruz. Gazeteler de aynen bu ÅŸekilde satıyor, bu ÅŸekilde ilan alıyor.
Habertürk gazetesinin kısa ömrüne raÄŸmen bir anda kabul görmesinin altıdan bu konuÅŸulma sihri yatmıyor mu? 'Ya beÅŸ gazete veriyorlar', 'Abi boyu küçük bu gazetenin' veya 'Sizce tutar mı, tutmaz mı', 'BeÄŸendin mi beÄŸenmedin mi' diye orada-burada konuÅŸulması deÄŸil mi Habertürk'e iliÅŸkin merak uyandıran.
Bu 'buzz' yaratma konusunda Hürriyet'in yaptıkları hoÅŸuma gitmekle beraber, bu aÅŸamada ErtuÄŸrul Özkök'ten tek bir beklentim olabilir: Tıpkı Vanity Fair, New Yorker ya da baÅŸka kendisinden söz ettiren dergilerde olduÄŸu gibi 'buzz'ın beraberinde iyi yazıyla gelmesi. İyi yazının da bir tanımı yok; kendisini hemen belli eder zaten.
Altaylı'nın 'Haber yapamıyorlar' sözü de uzun uzun tartışılmaya gebe: Ancak kısaca 'Hangimiz haber yapabiliyoruz ki' deyip günümüz iktidar ortamını iÅŸaret etmek ÅŸimdilik yeterli olacaktır sanırım.
Sabah'a el konmasını da gördük. En ufak bir itirazda, en ufak bir muhalefette, en basit bir yolsuzluk haberinde medya grupları batırılmakla tehdit ediliyorsa varsın gazeteler kendilerini haber yapsınlar, 'buzz'a hapsolsunlar... Bu dönem de illa bitecektir...
Gürsel Tekin'i neden seviyorum
Devlet partisi olarak bilinen ve yüzde 20'lik oy oranının dışındaki herkese kapılarını kapatmakla suçlanan CHP'nin çehresinin de deÄŸiÅŸeceÄŸini gösterdiÄŸi için... Açılım çabalarının kozmetik deÄŸil samimi olduÄŸuna inandığım için... Önce türban, sonra eÅŸcinseller, ÅŸimdi de metalciler derken maÄŸduriyette herhangi bir dil-din-ırk-cinsiyet ayrımı gözetmeden herkese sahip çıktığı için... İstanbul'da sokak sokak gezerek, herkesi örgütleyerek, hiç siyasi bilinci olmayanlarda bile 'oy verme' arzusu uyandırdığı için... 'Bu adam iÅŸ yapar' algısını oturttuÄŸu ve kendisini kabul ettirdiÄŸi için... CHP'de de vitrin olunabileceÄŸini gösterdiÄŸi için...
Peki sizce Gürsel Tekin'in bireysel çabası mı bunlar, yoksa CHP'deki bir politika deÄŸiÅŸikliÄŸinin iÅŸareti mi?
Herkes Deniz Baykal'ı bu partiyi tek adam diktatoryasına hakim etmekle suçlayıp dururken son zamanlarda CHP'den Kemal KılıçdaroÄŸlu, Gürsel Tekin gibi adamlar çıkıyor.
DüÅŸünün, dışlanan Mehmet Sevigen bile Türkiye'nin Harvey Milk'i olmaya oynuyor ve eÅŸcinsel hakemin haklarını savunuyor; Meclis'te ve dışarıda, konferanslarla, soru önergeleriyle...
Bunlar herhalde Baykal'dan habersiz, korsan particilik yapmıyor. Belli ki Baykal bu isimleri destekliyor, onların arkasında.
Yapılacak tek ÅŸey bu isimleri daha fazla vitrine çıkarmak, daha fazla kullanmak ve CHP'nin üzerindeki ölü toprağını attığına ve dinanizmine seçmeni ikna etmek.