AKŞAM | CUMARTESI | 04 TEMMUZ 2009, CUMARTESİ
Sıcaklarda zor gelecek belki ama bu filmi sakın kaçırmayın! İlk filminde küçük bir başyapıta imzasını atan yönetmen Philippe Claudel'in filmlerini merakla ve zevkle bekleyeceğim. İnsan ruhu anlamaya çalışıp didikleyenler için eşsiz bir deneyim!

'Yağmurda bir bahçe gibi sessiz kederli, bir gün ölmen gerekirse bunu benden sonra yap!' Buruşuk bir kağıda kargacık burgacık el yazısıyla yazılmış küçük bir not... Yarı buruşuk 6 yaşında bir erkek çocuğu fotoğrafı... Ölümden daha fazla öğretici ne olabilir hayatta? İster bir doktor olsun kapısını çalan, ister bir pop yıldızı, ister bir sinemacı ya da önemsenen bir yazar bile olmuş olsa... Öğrenecek ne çok şey vardır düştüğü yerde ateşin yaktığından. Kimine sonsuz hikayeler yazdırır, filmler çektirir, acır, acıtır, yanar, yakar... Kimini içeri düşürür... 'İçeriden' kasıt sadece hapis damı ya da ev değil! Bir avuç gökyüzüne hasret kalmış kendi içimiz, yüreğimize de döndürür bizi. Susturur konuşturmaz, kapatır, kilitler...
15 yılın ardından hapisten çıkmıştır Juliette; yalnızdır. Kız kardeşinin yaşadığı kasaba onu beklemektedir. Geçmişinde yatan korkunç sır, yaşamını giderek zorlaştıracaktır. Juliette, hem toplumun kendisine biçtiği rolle hem de kendi içiyle hesaplaşacaktır...
'Gri Kumlar' romanının yazarı Philippe Claudel, kendi senaryosundan çektiği ilk filmi 'Il y a Longtemps Que Je T'aime' (Seni O Kadar Çok Sevdim ki) ile 2009 Bafta Ödülü'nü kazanırken izleyende de derin izler bırakıyor. En önemsiz gibi görünen karakterlerde bile insan ruhunu görüyorsunuz. Karakter detaylarında şeytanlar cirit atıyor. Küstah ve muhafazakar iş verenler, maço erkekler, depresyon eşiğinde polis memurları, Alzheimer hastası anneler... Claudel bize öyle bir ziyafet sunuyor ki bu karakterler aracılığıyla, Racine'den Dostoyevski'ye ve Eric Rohmer'e kadar pek çok sanatçıya da saygı duruşunda bulunmadan geçmiyor.
İngiliz oyuncu Kristin Scott Thomas, kendisine çok yakışan hüzünlü dalgın bakışlarıyla müthiş bir kadın kahraman. Oyuncu, bu filmiyle artık sinemanın doruğunda yer bulması gereken biri olduğunu kanıtlar gibi. İnsan bu filmin neden bu kadar geciktirildiğine, sinemaya gitme oranının seyreldiği temmuz ayı başına denk getirildiğine şaşıyor. Sezonun tartışmasız en iyi filmlerinden biri 'Seni O Kadar Çok Sevdim ki'.
Yapışık ikizler
Bu tür Uzakdoğu filmlerinin sayısı giderek arttı ve kendilerine azımsanmayacak bir izleyici kitlesi oluşturdular. Hem tarzı sevenler hem de korku filmi meraklıları rahatça izleyebilir!
Tayland Sineması, Uzakdoğu'nun folklorik özelliklerini kullanarak son derece basit, klişeler ve sahte şoklarla dolu bir korku filmi getiriyor önümüze. Doğuştan birbirine bağlı ikizlerin hikayesi, biraz fal biraz lanetle korku severlerin nefsini körletiyor.
Kore'ye taşınan Pim ve Vee'nin mutlu beraberliği, Pim'in Tayland'da kalan annesinden gelen kötü haberle sarsılır. Genç çift Tayland'a döndüklerinde, annelerinin hastanede yattığını, aslında Pim'in yapışık bir ikizi olduğunu ve ayrılma ameliyatı sırasında öldüğünü öğreniriz. İşin özü, Pim'in sevgilisi Vee, çocukluk yıllarından tanıdığı sevgilisi hakkında bunları bilmektedir. Ama gerçek böyle midir? Önceleri Pim, halüsinayonla gerçek arasında gidip gelir ve Koreli bir doktor bulunur. Ancak, Tayland'daki büyük evde Pim'in ölen yapışık ikizinin saldırıları artar.
İletişim ve sinema okulu mezunu, kısa filmden gelme iki yönetmenin ortaklaşa gerçekleştirdikleri 'Alone' (İçimdeki Şeytan), kendisini izlettiren, temposunu kaybetmeyen ve eğer korku filminden almak istediğiniz biraz korkup kurtlarınızı dökmekse, evet bunu başaran bir film. Klişeleri yerli yerinde kullanıyor ve ortalarından sonra da izleyicisine şaşırtmacalar veriyor.
BARIŞ BARDAKÇI