Sabah yazarı Hıncal Uluç günlerdir yazıyor, 'Ankara büroları uyuyor mu, Celalettin Cerrah neden, nasıl Osmaniye'ye vali olarak gitti' diye.
Ancak herkes 'İrtica ile Mücadele Planı'na kilitlenmiÅŸ vaziyette. Kimse Cerrah neden gitti, acaba bu tayinde İstanbul'a tekrar geri dönme planı var mı, diye sormuyor... Ya da soruyor, cevap alamıyor... Daha beter senaryo: Soruyor, bir ÅŸeyler öÄŸreniyor, fakat yazamıyor... Mesela bu tayinde Dink suikastındaki 'ihmaller zinciri'nin rolü ne? Ya da Karabulut ailesi avukatının AyÅŸe Arman'a söylediÄŸi gibi, cinayet gününe ait kamera kayıtlarının 'yok' denilmesi, hatta bir kısımının silinmeye çalışıldığı, ancak avukatların çabalarıyla 36 gün sonra ortaya çıkarılmasıyla baÄŸlantısı var mı? Cerrah, vali olarak atansa bile bu son derecede ciddi suçlamalarla ilgili hesap vermekle yükümlü deÄŸil mi?
'Cerrah'a ne oldu' sorusunu, 'İrtica ile Mücadele Planı' gündemdeyken çok anlamlı buluyorum. Zira herkesin dikkati TSK'ya, TSK'nın 'yıpratılması'na yoÄŸunlaÅŸtı ama gözden kaçan önemli bir detay var:
Polisteki Fethullah Gülenci yapılanma hakkında ileri geri her tür yorum, alenen yapılıyor ama Emniyet TeÅŸkilatı'ndan tek bir yetkili çıkıp 'biz de yıpratılıyoruz' diye ÅŸikayet etmiyor... Neden? Üç ihtimal var:
1. Polis gerçekten Fethullah Gülen cemaatinin elinde.
2. Poliste cemaatçiler de var, cemaatçi olmayanlar da... Ancak yetkili Emniyetçiler 'cemaatçi' diye anılmaktan rahatsızlık duymuyor. Rahatsızlık duyanlar varsa da etkisiz konumda.
3. Türk polisi cemaatle ilgisi olsa da olmasa da, görevini sessizce yapıyor, polemiÄŸe girmiyor...
POLİS NİYE 'YIPRANMIYOR'?
TSK'nın içinde kopan fırtınalar, son 'belge'yle birlikte iyice tartışılır hale gelmiÅŸken, polisin içinde kopan fırtınalardan bihaberiz. Oysa polise yönelik suçlamalar hiç de hafife alınacak gibi deÄŸil: Sadece Ergenekon soruÅŸturmasında defalarca polisin görevi dışında hareket ettiÄŸi, kanunu çiÄŸnediÄŸi iddia edildi, hatta Türkan Saylan'ın evi basıldığında savcılar bile topu polise attı... Yine ses yok!
Benim poliste ne tanıdığım var, ne de kaynağım. Bu yüzden polis içindeki yapılanmayı daha iyi bildiÄŸini tahmin ettiÄŸim bir alıntı yapayım:
'TSK'nın kurumsal zeka'sında çok ciddi sorunlar var iken, Emniyet'in kurumsal zeka katsayısı tam aksi yönde ilerliyor... ÇoÄŸunlukla yaşı 30-45 arasında olan bu Emniyetçiler, istihbarat ve güvenlik iÅŸlerinden baÅŸka bir ÅŸey düÅŸünmeyen, tüm beyinsel faaliyetini buna odaklamış, dünya literatüründeki geliÅŸmeleri takip eden bir kuÅŸağı ifade ediyor... Ve evet bu Emniyetçiler içinde Gülen hareketinin kurumlarından yetiÅŸmiÅŸ, o okullardan, evlerden, dershanelerden gelen ciddi sayıda insan var...' (Rasim Ozan Kütahyalı, Taraf, 17.06.2009)
TSK'nın kurumsal iletiÅŸimde çok ciddi sorunlar yaÅŸadığı ortada. Fakat İçiÅŸleri Bakanlığı'nın ketumiyeti, 'mükemmel kurumsal zeka' ile açıklanamaz. Polisten, Cerrah'ın tayini ve yeni İstanbul Emniyet Müdürü'nün atanması konusunda, beyinsel faaliyetlerini doÄŸrulayacak açıklamalar bekliyoruz...
ASFALT PARASI!
SİZİN de başınıza gelirse hiç ÅŸaşırmayın: Beykoz Belediyesi, 2002 yılında nereye yapıldığı bile belli olmayan 'asfalt dökme' iÅŸlemi için bizim mahallenin sakinlerine ihbarname yolladı. Gariptir, 'asfalt' borcu gayrimenkulun fiyatına göre belirlenmiÅŸ... Aradan yedi yıl geçmiÅŸ, 1 daireden iÅŸtirak nisbeti olarak 550 bin TL isteniyor. Tıpkı trafik cezalarında olduÄŸu gibi, 1 ay içinde ödeme yaparsanız yüzde 25 damping yapmışlar! Yoksa, dörde bölüp taksitler halinde ödeme 'kolaylığı' verilmiÅŸ.
Asfalt parası, ne zamandan beri vatandaÅŸtan kesiliyor? İyi bir ihale imzalanamadığında mı? Yoksa toplanan vergiler yetmeyip, 'açık'ları kapatmak için bulunan yeni bir formül mü? Normal yollarla cevap alamadım, belki Beykoz Belediyesi ÅŸimdi cevap verebilir.