Türkiye Partisi'ni henüz bir hafta önce kuran Abdüllatif Åžener ile Ahmet Hakan'ın 'Tarafsız Bölge'sinde bir araya geldik. Yayın arasında tartıştığımız konulardan biri, DTP'nin Anayasa'nın 3. maddesine 'Resmi dili Türkçe'dir' ibaresi konmasını teklif etmesiydi. (Madde 3'ü hatırlatalım: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir. Bayrağı, ÅŸekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Mill” marşı 'İstiklal Marşı'dır. BaÅŸkenti Ankara'dır.)
İyi de zaten Türkçe, bu ülkenin resmi dili deÄŸil mi? Anayasa'da 'Devletin dili Türkçe'dir denmesinin farkı ne? 'Anayasa'nın ilk üç maddesinin deÄŸiÅŸtirilmesi teklif dahi edilemez' hükmü varken, DTP 'resmi dil'de ısrar ederek neyi amaçlıyor?
Åžener, 'Resmi dil Türkçe'dir demek zorundalar, aksi takdirde kapatma gerekçesi olur' yorumunu yaptı... CHP'nin hukukçu milletvekili Bülent Baratalı da 'Devletin dili Türkçe'dir' ifadesi ile 'Resmi dil Türkçe'dir' kavramı arasında hukuki anlamda bir farklılık olmadığını söylüyor: 'Üniter bir devlette, özellikle emperyalden boÅŸalan bir ülkede, birden fazla ana dil olması doÄŸaldır. Ancak üniter devlet yapısı bunları tek bir yapı altında birleÅŸtirir. Bu da Türkçe'dir. Resmi dilin Türkçe olmasıyla, devletin dilinin Türkçe olması arasında bir fark görmüyorum.'
Sivil deÄŸil, Kürt anayasası
Ancak iÅŸ bununla bitmiyor. DTP ve hemen her Kürt aydınının asıl savunduÄŸu, 'Kürtçe dilde eÄŸitim'i kabul ettirmek, yani devlet okullarında Kürtçe eÄŸitimin yapılabilmesi. Mesela Kürtçe 'seçmeli dil' olarak konsa o da kesmiyor; Kürtçe isimle okul açabilme, eÄŸitimin tümünü Kürtçe yapabilme ve en nihayetinde Kürt üniversitesi kurma hakkını istiyorlar. Bu nedenle Kürtçe dil kurslarının açılması (pek çoÄŸu talep olmadığı için kapandı) veya TRT ÅžeÅŸ'in yayını onları tatmin etmiyor. Anayasa'ya göre Kürtçe yayın yapan özel televizyon kurma hakları da yok; bunun da yolunu açmak istiyorlar.
DTP'nin hazırladığı Anayasa taslağında 'demokratik özerklik' talebi de yer alıyor: Mevcut Anayasa'nın ülkenin idari yapısını belirleyen ilgili maddesindeki, '... illere ayrılır' ifadesi yerine, '... bölgelere ayrılır' denmesiyle 'bölgesel özerklik' isteniyor.
'Sivil Anayasa' hazırlama iddiasıyla DTP'nin yaptığı bu teklifler, henüz ne olduÄŸu belli bile olmadığı halde tepki toplayan 'Kürt açılımı'na yarardan ziyade, zarar veriyor... Evet, Kürtçe seçmeli ders olarak okutulabilmeli, serbestçe konuÅŸulabilmeli (DTP'liler hakkında Kürtçe 'su' istedikleri için bile fezleke hazırlanıyor!), Kürdoloji Enstitüsü açılabilmeli, Kürtçe yayın yapan özel TV'ler kurulabilmeli, bir belediye baÅŸkanı Kürtçe-Türkçe çocuk oyun kitabı bastırdığı için yargılanmamalı, köylere, parklara Kürtçe isim verilebilmeli... Ancak Anayasa'nın deÄŸiÅŸtirilemez maddeleriyle uÄŸraÅŸmak, bölgesel özerklik talep etmek, kafadan çatışma istemek anlamına geliyor. Baykal'ın dahi Kürt açılımına katkıda bulunduÄŸu bir dönemde, gerginlik yaratmanın ne alemi var?
Her ÅŸeyden önce, ÅŸu sorunun cevabını öÄŸrenmeliyiz: Acaba Kürtçe eÄŸitim veren okullar kurulsa, kaç Kürt gitmek ister?
TV'de gazete okumak yasaklansın!
HilafsIz her TV kanalı, her sabah gazeteleri okuyor. Özel haberden alıntı yapmak, yazar yorumlarına yer vermek, hangi gazetenin hangi manÅŸeti nasıl verdiÄŸini incelemek elbette gerekli. Ancak pek çok kanalda iÅŸ, çığrından çıkmış vaziyette: Spikerler resmen saatlerce, satır satır gazete haberi okuyor! Zoom yapılıyor, 1. sayfanın haberleri didik okunuyor! Zoom yapılıyor, köÅŸe yazarları okunuyor...
Peki bu durumda herhangi bir vatandaÅŸ için gazete almasının mantığı ne? Almaz! Gazetelerin tirajının düÅŸmesinden doÄŸal ne olabilir? İnternet yayıncılığından önce, tembellikten ve imkansızlıktan kendi içeriÄŸini yaratamayan televizyonlar, gazeteleri sona sürüklüyor.
Gazete patronları, en deÄŸerli varlıkları olan 'içeriÄŸi' korumak için önlem almalı ve ekranda 'gazete okuma saatini' kısıtlamalı. Gazetelerin internet sitelerine de üyelik koÅŸuluyla girilmeli, hatta paralı yapılmalı.