Oscar Kokoschka (Avusturyalı ressam, şair ve oyun yazarı) 80 yaşına bastığında 'Eğer yeterince uzun yaşarsanız itibarınızın en azından üç kez öldüğünü görürsünüz' demişti. Kokoschka Türkiye'de yaşıyor olsaydı 'itibar' ölümü sayısını çok daha yükseltmek zorunda kalacaktı. Son zamanlarda birey itibarlarına yönelik bir seri katil gibi saldırmaya başlayan Türkiye'deki sistem, kendisine yakın görmediği insanların saygın olarak düşünülmesinden rahatsız. Özellikle Türkan Saylan'ın yaşadıklarında, iktidar sahipleri tüm bakış açılarının ters yüz olduğunun farkına vardı. Türkan Hanım'ın adı akla her geldiğinde, otomatikman onu hatırladığınızda 'saygın' kavramına her fırsatta saldırmaya başladılar. Terbiyeden yoksun adamın başyazarlığını yaptığı yandaş medyanın starında Bedrettin Dalan'ın vakfına ait sahada yapılan kazıda ortaya çıkarılan silahlar ile ilgili olarak 'SAYGIN ŞAHSIN; SAYGIN VAKFINDA, SAYGIN SİLAHLAR' başlığı atılmış. Başlığı atan adeta kendinden geçmiş, Türkan Hanım'ın yaşadıklarından sonra nefret etmeye başladığı 'saygın' kavramına üç kez çakmış aklınca. Başyazarı Mehmet Altan da pek beğenmiştir herhalde. Espri filan yapmış, tüm sevimsizliğiyle gevrek gevrek gülmüştür.
Büyük bir çılgınlık sürecinden geçiyor Türkiye. Ergenekon soruşturması sürecinde yaşananlar ülkenin zaten zor ayakta tutulmakta olan dengesini ciddi şekilde yerinden oynattı. Dün Ertuğrul Özkök de Hıncal Uluç da yazdı konuyu. Sabah gazetecilik mesleği açısından bence bir yüz kızartıcı suç işlemiş durumda. Gözü dönmüş ve yandaşlık yarışında birinciliği kimseye kaptırmak istemeyen bu gazete 'Dalan'ın müthiş cephaneliği' diye başlık attı. Gören sanır ki yapılan kazıda bulunan cephaneliğin üzerinde bir levha duruyor ve 'İş bu cephaneler Ergenekon teşkilatı işlerinde kullanılmak üzere Dalan tarafından saklanmaktadır' diye yazıyor. Biraz durun ya... Bu memlekette işini iyi yapan polisler, olay yeri inceleme uzmanları, savcılar var. Bırakın da izini sürsünler cephaneliğin. Dalan'ın olduğu bilimsel olarak ispatlanırsa o zaman yazın istediğinizi. Ama şimdi yazınca bu yargısız infaz oluyor. Eğer her adım hukuka uygun diyorsanız o zaman ben de yorumumu 'yargılı infaz' olarak değiştirmek zorunda kalırım. Gençliğimizde sol-sağ çatışmalarının ülkeyi ateş gibi yaktığı yıllarda polis, baskın düzenlediği mekanlarda içeriye tıkmak istediği ama bir vukuatı bulunmayan arkadaşlarımızın cebine arama yaparken esrar koyar, sonra da esrar bulundurmak suçundan içeri tıkardı. Bir adamın hayatı boyunca zar zor girdiği kendisine ait bir arazide cephanelik ortaya çıkıvermesi bana o olayı hatırlattı.
SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ?
Şimdi bazı gazeteciler ekrana çıkıyor ve telefonla Amerika'da ulaştıkları Dalan'a 'Ne zaman döneceksiniz, neden dönmüyorsunuz?' gibi absürd sorular soruyorlar. Toplumlarda olması gereken ortak aklın can çekişmesi gibi geliyor bana bu sorular.
Düşünsenize; sizin memleketin bir yerinde çok önceden alınmış bir araziniz olsa, yıllardır görmeseniz (örneğin; benim Rana tarafından çok eskiden alınmış olan ve ortak adımıza kayıtlı arazim var. Bir gün orada da cephanelik bulunursa ve o gün de Sabah gazetesi maazallah 'gazetecilik' yapmaya kalkışırsa... Star için ise artık bir şey söylemeye gerek yok, onlar iflah olabilme imkanını çoktan kaçırdılar. Sabah ise Hıncal büyüklerinin lafını dinlerse bir gün, hala daha iflah olma şansı var bence) bir gün kimin tarafından oraya bırakıldığı bilinmeyen cephaneliğin sizin olduğu dünyaya ilan edilirse, o durumda siz döner miydiniz Türkiye'ye?
İnfaz çoktan yapılmış, adalet sistemine güvenebilir miydiniz?... Evet; Ergenekon soruşturması sürecinde yapılmış olan birçok hata nedeniyle Türkiye'de insanların hukuka inançları tamamen yok oluyor. Yandaş medya ne kadar gayret gösterirse göstersin, insanları ne kadar bölmeye çalışırsa çalışsın, bu inancını kaybetmeye başlayan insanlar arasında AKP'liler ile mütedeyyin insanlar da var.
Ben bu inanç kaybı nedeniyle Ergenekon türü bir örgütün gerçek sorumlularının ortaya çıkarılması şansının tamamen kaybedilebileceğinden korkmaya başladım. Defalarca yalandan 'Kurt geliyor' diye bağıran, sonunda adı yalancıya çıkan, gerçekten kurt gelmeye başladığında bağırmasına rağmen kimseyi inandıramayan masaldaki çocuğun başına gelenler de inşallah soruşturmanın başına gelmez.
Gidişat böyle devam ederse, bir gün tüm Türkiye'de etkili bir gizli örgütün lideri ortaya çıkarılacak ve insanlar o kurt masalında olduğu gibi 'Bu da balondur' diyerek gerçeğe inanamayacak. Korkarım ki bu sona doğru gidiyoruz. Bu arada birçok insanın zar zor oluşturdukları itibarları da lekeleniyor. Bazı insanlar Oscar Kokoschka gibi hayat boyunca en az üç kez itibar kaybetmenin normal olduğunu düşünüyor olabilir ama bazıları da Shakespeare'nin Othello'sundaki Cassio gibi düşünüyor olabilirler. Oyunun bir bölümünde Cassio 'Oh' itibarımı kaybettim! Ölümsüz olan bir parçam artık yok, geriye ise sadece hayvani olan yönüm kaldı' diye haykırır Bu hesaplaşma sadece bireylerin değil Türkiye'nin de itibarını zedelemeye başladı. Ben Ulusal Egemenlik Günü'nde tüm gün bunları düşündüm. İçim hava gibi karardı gün boyunca...