Serdar Turgut serdarturgut@superonline.com

kategori2

Hafta sonunda derin düşünceler

Dün gece çok çok ama çok kötü bir rüya gördüm. Rüyamda tellak olmuştum. Hamama durmadan şişman adamlar gelip keselenmek istiyorlardı. Haykırarak ve ter içinde uyandım. Sakinleştikten sonra 'Rüyamda bari, güzel kadınlar keselenmek için gelselerdi' diye düşündüm. Ondan sonra da bu düşünce nedeniyle sabaha kadar uyuyamadım.
***
Aniden içimde kolbastı oynamayı öğrenip, bunu kamuya açık alanlarda oynama yolunda müthiş bir arzu oluştu. Umarım bu, arkadaşlarımın benim yakında tamamen delireceğim hakkında yaptıkları tahminin gerçekleşmiş olduğu anlamına gelmiyordur.
***
Neden delireceğimi söylediklerine gelirsek... Memlekette bütün bu karmaşalar yaşanırken bir de üstüne üstlük taşındım. Şimdi artık kendime ait odam bile var.  Hayatta kalabilmem için gerekli her şeyi bu odaya yığdım. Kitaplarım, internet ve televizyon bağlantılarım ve viski stoğum hazır. Pencerem bile var ama manzaram yok. Bunu da dert etmiyorum. Hatta birçok insana can sıkıcı gelebilecek bu durumu bir fırsata çevirmeye kararlıyım. E. M. Forster'a inat ben de 'Manzarasız Oda' (A Room Without a View) adlı bir roman yazmayı düşünüyorum.
Bu arada roman yazmaya başlamadan önce bir de mutlaka bir şeytan kovucu (exorcist) bulup odamdan şeytan kovdurmam gerekiyor. Belki bu sadece bir detay ama olsun beni yine de rahatsız ediyor işte.
Doğrusunu isterseniz bu işe kalkışmaya çok üşeniyorum ama artık tahammülüm de kalmamış durumda. Bir gün internetim kesiliyor akşama yaptırıyorum. Ertesi gün bu sefer de televizyon yayınım kapanıyor. Bu düzenli ve istikrarlı bir şekilde sürüp gidiyor. Odamdan çıkmamaya da kararlı olduğumdan kalan tek alternatifi yapıyorum, viski içip kitap okuyorum.
Bu gidişle çok bilgili bir alkolik olmam da kaçınılmaz gibi gözüküyor. Artık pencerem olduğu için bazen şafağın sökmeye de başladığını hissedebiliyorum. Şimdi gel de kolaysa Nazım Hikmet'i hatırlama;
Şafak söküyor
Odam
Geceden ibaret.
***
Hayatta bazı insanlar var. Onlar yaşadıkları semt konusunda çok burnu büyük tavırlar alıyor. Genelde ukala olan bu insanlar çoğunlukla Nişantaşı, Levent ve Cihangir'de oturuyor.
Manzarasız odanın bulunduğu evin kapısından çıktıktan sonra 15 dakikada iki köprüye de ulaşmama rağmen bu insanlara göre ben artık İstanbul'dan taşraya taşınmış durumdayım.
Bazılarına 'Beni ziyarete gelin' diyorum. Bunu yapamayacaklarını çünkü bana gelmek için işyerlerinden şehir dışına çıkacaklarını söyleyip birkaç gün izin almaları gerekiyormuş. Bana böyle konuşuyorlar... Aralarında prensip itibariyle kırsal alana çıkmayı reddettiklerinden dolayı benim evime gelemeyeceklerini söyleyenler bile oldu.
Böyle konuşmakta olan insanların ortak kanısı; benim çok kısa süre içinde tamamen delirmeye başlayacağımdı. Ve tabii ki bunu da bana net ifadelerle ve gözle görülebilen bir keyif alarak söylediler.
İstanbul dışına çıktığım ve köye yerleştiğim iddiasında tabii ki haklı değiller ama ortak düşüncelerinde yani benim bir süre sonra tamamen delireceğim konusunda haklı olabilirler diye düşünüyorum.
Sadece kitaplarımla kaldığımda ve yazabildiğim takdirde tecrit koşullarının beni etkilemeyeceğini düşünüyordum. Ama geçenlerde New Yorker dergisinde Atul Gawande tarafından yazılmış olan 'Hellhole' adlı yazıyı okuyunca bu fikrim bayağı değişti.
Aynı zamanda doktor olan yazar uzun süreliğine tecrit altında tutulan insanların ruh sağlığının mutlaka bozulduğunu söylüyor. Bu mahkumları tecrit altında tutma yöntemi, kötülük yapma konusunda her zaman çok da yaratıcı olabilen Amerikalılar tarafından keşfedilmiş. Hatta bir zamanlar Philedelphia yakınlarında tecritte uzmanlamış bir hapishane bile varmış.
Charles Dickens çıktığı Amerika turunda bu hapishaneyi de özellikle ziyaret etmiş ve gördüğü sonuçlar kendisini öyle bir korkutmuş ki; tecrit cezalandırmasına karşı kampanyalar filan düzenlemiş. Haydi onlar mahkum, onlar cezalandırılıyor da, acaba ben kendimden ne istiyorum ki, ne alıp veremediğim var kendim ile?
Bütün bu verileri düşündükten sonra arada bir bütün riskleri mutlaka göze alıp, köyümden çıkarak uzun yol yolculuğunu yapıp ben de şehre (Cihangir, Nişantaşı veya Levent'e) gideceğim inşallah.
***
Kafamda sadece 'Mastürbasyonun Raskolnikov'u olmak' cümlesinden ibaret bir yazı var. Umarım yazının geri kalanını da yakında tamamlayacağım. Çünkü hiçbir şeyi kabul etmeyecekseniz bile şu gerçeği mutlaka kabul etmeniz gerekiyor: 'Mastürbasyonun Raskolnikov'u olmak' cümlesi hiçbir ekleme yapılmadan bile çok ilginç hatta başlı başına bir şaheser...

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3