Çok ünlü bazı rock grupları Broadway'de müzikalleri sahneye koymak için çalışıyorlar ve bu müzikaller başarılı olduğu takdirde Türkiye'yi de içine alan dünya turları da daha şimdiden planlanıyor. Bu tabii ki ülkemizde de fırtınalar estirmiş olan High School Musical hayranları için çok güzel bir haber olmalı.
Kendisine özgü ve zor değişecek sanılan bir şov anlayışı bulunan Broadway'i geleneksel çizgisinden hayli farklı yönlere götürecek rock müzikalleri yaratmak için çalışmalarını sürdürenlerden yapacaklarına en fazla ümit bağlanmış olanı U2 grubundan Bono ve Edge'in birlikte müziğini oluşturdukları Spider-Man Turn of The Dark adlı müzikal. Bunun sahneye konulmasını Lion King'in yönetmeni Julie Taylor yapacakmış. Lion King adlı mega prodüksiyonun mentalitesini Edge ve Bono ile bir araya getirirseniz ve onlara bir de Spider-Man gibi popüler bir marka teslim ederseniz ortaya müthiş bir müzikal çıkacağını bekleyebilirsiniz.
Tabii bu işler her zaman beklendiği gibi gitmeyebiliyor da. Başarı için her unsuru bir araya getirdiğiniz halde sonuç hayal kırıklığı ve fiyasko olabiliyor. Örneğin 1998 yılında Paul Simon'un 'The Capeman' adlı şovuna büyük umutlar bağlanmıştı ama olmadı, bir türlü havasını bulamadı müzikal ve 2 ay içinde perdelerini kapattı. Sonuç 11 milyon dolar zarardı.
Bu geçmişi çok iyi bildiklerinden dolayı Broadway müzikallerinin yapımcıları bu kez çok daha dikkatli adım atmak zorundalar. Broadway müzikallerinde geleneksel bir şarkı söylenmesi ve dans biçimi vardır ve bunlar hemen her şovda aynen kullanılırdı. Ama şimdi şovun ana fikrini ve müziğini rock sanatçılarına emanet ettiklerinden dolayı tamamen yeni ve radikal biçimde farklı bir şov biçimi deniyor olacaklar. Tutmama riski tabii var. Broadway şovlarının geleneksel izleyicisinin ortalama yaşı 41 buçuktur. Ancak şimdi bu yeni şovlarda sadece ortalama yaşı 41 buçuk olan grubun değil çok daha genç, liseli-üniversiteli insanlara durgunluk içindeki bir ekonomide fiyatı 120 dolara varabilen biletler satmaya çalışmak zorundalar. Bono, Edge ve Spiderman markalarıyla birlikte çalışınca daha düşük fiyattaki bir biletin maliyeti kurtarması mümkün olmayabiliyor.
Dolayısıyla müzikallerin yapımı için parasını bastıranlar radikal kararlar alıyor gözükseler de aynı zamanda çok temkinli olmak zorundalar.
SOYKIRIMI MÜZİKAL
YAPACAK OLMASINLAR DA
Müzikal oluşturmak için çalışmakta olan bir başka isim ise System of Down grubunun baş vokalisti Serj Tankian.
Bilindiği gibi bu grup Ermeni gençlerden oluşuyor ve siyasi konularda çok da aktifler. Serj Tankian insan hakları konularında aktif olarak siyasi çalışma yapıyor.
Bu nedenle onun sahneye koyacağı müzikal hakkında benim kafamda 'acaba Ermeni soykırımı' meselesini müzikal haline mi getirecek sorusu oluştu. Üzerine çalıştığı müzikalin içeriği de bu konuya hayli uygun.
Prometheus adlı Yunan trajedyasına modern bazı temaları da içeriğine ekleyerek sahneye koyacakmış. Bu modern temaların ne olduğu gizli tutuluyor. Yani Türkiye olarak bir bu müzikalde bir sürpriz ile karşılaşabiliriz. Türkiye'de de seveni hayli bulunan System of Down'ın baş vokalistinin bu projesi başarılı olduğu takdirde gelecek kış Broadway'de de gösterilmesi düşünülüyor, sonra dünya turuna çıkar da Türkiye'ye de getirilirse enteresan olabilir değil mi?
Yıllar önce yine Broadway'de izlemiş olduğum oyuncularının sahneye çırılçıplak çıktığı Hair müzikalinin direktörü Diana Paulus, Prometheus'un da yönetimini üstleniyormuş. Başarı şansını artıran bir başka öğe de bu.
21'İNCİ YÜZYILIN ÇÖKÜŞÜ
3 elemandan oluşan Punk-Rock grubu Green Day'in sekizinci albümü olan '21st Century Breakdown'ı büyük bir pazarlama harekatı eşliğinde 5 gün sonra piyasaya sürülüyormuş. Bu grup ayrıca 2004 tarihli 'American Idiot' adlı rock operası albümlerini müzikal olarak sahneye koymak için de çalışıyorlarmış. Grateful Dead grubunun müzik sözü yazarı Robert Hunter'ın da müzikal yapma projesi varmış.
BU İŞ TUTAR
Hayli büyük riskler taşısa da bu yeni girişimin hayli başarılı olacağını düşünüyorum. Çünkü krizin ilk vurduğu aylarda bile New York'ta gözlerimle gördüm. Manhattan'ın güneyinde iş arayanları kuyrukta beklerken görmek mümkünken bile birkaç blok ötede Broadway'de şovlara birkaç ay sonrasına bile bilet bulmak mümkün değildi. Şimdi gelecekten beklentiler daha iyi, iyimserlik oluşmaya başladı. Yani yeni projenin tutması için ortam çok daha müsait olacak. Ayrıca Broadway'in geleneksel şovlarından bir çıkış yolu bulunması için yeni bir şeyler denenmesi zamanı çoktan gelmişti. Dolayısıyla büyük rock starlarının bu işe el atmaları bu açıdan da iyi oldu. Ben bu nedenle çok ümitliyim bu işin tutacağından ve şovların bir an önce dünya turuna çıkıp Türkiye'ye de gelmelerini heyecanla bekliyorum.
Yoksa Oprah
Winfrey mi geliyor?
Mayısın geldiğinin bir başka göstergesi de ünlü doktor Mehmet Öz''ün ayın 20'si civarında geleneksel Türkiye ziyaretinin başlamasıdır. Her yıl ya yeni bir kitabıyla ya da yeni bir projeyle gelir Mehmet Öz. Bu yıl da geliyor tabii ki ama bir söylentiye göre yanında arkadaşı ünlü talk şovcu Oprah Winfrey'i de getireceği konuşuluyor. Onu tanıyanlar ve her yıl onun Türkiye programını izleyenler arasında bu söylenti dolaşıyor. Bu dönemde Oprah'ın Türkiye'ye gelmesi çok da güzel olur. Doktor Öz eğer bu gerçekleşirse büyük ihtimalle ABD'de Oprah'ın programında tanıttığı yeni sağlık iksirini Türkiye'de bu kez Oprah ile birlikte tanıtırlar.
Gençlik iksirinin tarifi şöyle (Ben de deneyeceğim denildiği gibi faydası olmasa da en azından zararı olmayacağı da açık): Bol su ile yıkanmış 2 demet ıspanak, 1 orta boy kereviz, bir tatlı kaşığı zencefil kökü, 2 orta boy salatalık, 1 demet maydanoz, yarım limon, bir yemek kaşığı ıhlamur, 2 elma karştırıp suyunu sıkın, günde 3-4 bardak için.
BİR ÖZÜR
Pazar yazılarımda farklı bir üslup ve farklı bir kavram deniyorum. İlgi de hayli fazla oldu bu pazar yazılarıma. Bunları güzel fotoğrafların kullanıldığı bir kitap haline getirme projemiz de var. Pazar sayfalarını hazırlayan arkadaşlarım benim en çok güvendiğim yazı işleri elemanlarıdır ve çok da yeteneklidirler. Ancak tabii ki ben son zamanlarda hazırlanan sayfanın son halini hiç görmüyorum. Sizler gibi ertesi gün görüyorum. Çoğunlukla mutlu oluyorum gördüklerimden ama arada bir hayal kırıklığı da olabiliyor. Örneğin dünkü yazımda içerikte çok az yer kaplıyor olmasına ve konuyla dolambaçlı bir alakası olmasına rağmen Özge Uzun'un fotoğrafının sayfanın en büyük fotoğrafı olarak kullanılmasını doğru bulmadım açıkçası. Bu bir suçlama değil yanlış anlamayın. Arkadaşlar da sayfanın estetiğini düşünerek hangi fotoğrafı büyüteceklerine karar veriyorlar. Özge Hanım'ın mini etekli fotoğrafı da güzel olabilir tabii ama çok kullandık artık baydı beni. Eminim ki okuyucuyu da baymıştır. Halbuki o yazının konusu itibarıyla isteseler büyütebilecek, çok daha farklı estetik katabilecek fotoğraf bulabilirlerdi diye düşünüyorum. Fotoğrafını ortada fol yok yumurta yokken büyüttüğümüz için meslektaşımızdan da sayfadaki imza benim olduğundan ben özür diliyorum.
Bu yazıdaki bilgiler Wall Street Journal'ın hafta sonu ekindeki haberden alınmıştır.