Önden hatırlatalım... Recep İvedik 2'yi ilk hafta 2 milyondan fazla kişi izlemiş. AROG'un 'ilk hafta rekoru' kırılmış... Ben film piyasaya girmeden çok önce 'İki'ye Bir'den daha fazla kişi gitmez' dedim ya... Açılış haftası da iyi gitti ya... İddiaya girdiğimiz 10 kişiye karşı kaybetmek üzere olduğumuz izlenimi yaygın ya... Vurun bakalım abalıya... Ama unutmayınız 'çıkmadık candan ümit kesilmez.'
Yazdıklarını ilgiyle okuduğum, yaz(a)madıklarını yazdıklarından çok daha fazla sevdiğim kadim dostum Dücane Cündioğlu, cumartesi günü Yeni Şafak'taki köşesinde bize dokundurmuş...
Dücane Bey, İvedik'i izlemeye annesiyle birlikte gitmiş. Cesaret işi... Şu sıra ABD'de okuyan ikisi de birbirinden pırıl kızlarını 8-9 yaşlarındayken götürür müydü bu filme acaba?..
Sen de mi Brütüs!
Ruhumu, senatörlerden aldığı bütün kılıç darbelerine rağmen ayakta kalmayı başaran Roma İmparatoru Julius Sezar'ın son sözlerinin 'aydınlık karanlığı' sarıverdi: 'Sen de mi Brütüs! O zaman yıkıl Sezar'...
Sevgili Kardeşim Cündioğlu önce benim yazının finalini hatırlatıyor:
'Bu mu Türk halkının ortak ruhi şekillenmesi ve mizah anlayışı?.. Batsın bu dünya...'
Sonra devam ediyor:
'Yani dostumuz demek istiyor ki: Türk halkının ortak ruhi şekillenmesi ve mizah anlayışı böyle mi olmalı! Ben de cevap veriyorum: Elbette böyle olmamalı, ama hoşumuza gitsin gitmesin gerçek bu!'
İşte zurnanın zırt dediği yer burası... Çünkü, gerçek bu değil...
İvedik 'aurası'...
Anadolu insanının kültürünün derinliklerinde, ortak ruhi şekillenmesinin özünde, olağanüstü büyük bir insanlık kültür mirasının yattığını göz ardı etmek; zaman zaman ortaya çıkan kamu vicdanı dediğimiz şeyin referanslarını o derinliklerden aldığını görmezlikten gelmek; mizahın ise tüm diğer ifade biçimleri gibi bu 'hakikatin' dışında düşünülebileceği zehabına kapılmak için, gerçekten Recep İvedik'in 'aurasının' içine düşmüş olmak gerekli herhalde...
Kemal Tahir'in Nazım'a yazdığı iddia edilen mektupta sözünü ettiği yaklaşımı bir kez daha ibretle yad etmenin tam sırası: 'Anadolu Türk'ünü, çoğu zaman işlediği kötülüklerle değil, ruhunun derinliklerinde acı çeken büyük insanlığı ile ölçmeli... Yolumuzu aydınlatacak şaşmaz ışık bu acı çeken insanlığımızdır...'
Hangisi hakikat hangisi gerçek?
Bu noktada Dücane Bey'in yazısından bir paragrafı olduğu gibi aktarmamak size haksızlık olur:
'Gerçek başka, gerçeklik daha başka! (Ben hakikat ve gerçeklik, diyorum. Ecnebi aydınlarımız için küçük not: İngilizce karşılığı Truth ve Reality)
Saydam, kendisinin pek iyi bildiği bu kuralı yine bizzat kendi ihlal edip gerçekliği tahayyül edi-yor ve sonra da kendisinin bu gerçeklik (hakikat) kavrayışı açısından gerçek üstüne konuşuyor.
Tebessüm ederek -müsaade ediniz tadını çıkarayım- kendisine diyorum ki:
Sayın Saydam! Sizin söylediğiniz gerçek değil, gerçeklik (hakikat) sadece! Tahminlerinizi hakikate göre değil, gerçeğe göre yapmalıydınız.
'Türk halkının ortak ruhi şekillenmesi' Recep İvedik pazarına uygun. Daha evvel Kemal Sunal filmleri de aynı vasıftaydı. (Bugün Kemal Sunal'ın filmleri niçin biplerden geçilmiyor dersiniz?)Türk halkının mizah anlayışı böyle...'
Peki, Cem Yılmaz ne?
Kibar olmak ve saygılı olmak farklı şeylerdir, sevgili dostum. Kemal Sunal filmlerindeki tiplemeleri belki kibar değildi; ancak son derece saygılıydı. Seninki ise sadece kibarlıktan fersah fersah uzakta değil; saygıdan da bir nebze nasibini alamamış...
Mizah referanslarımızda Hoca Nasreddin, Dümbüllü İsmail falan yok mu? Kala kala 5'inci sınıf edepsiz varoş kültürüne mi kaldık?...
'Rating' değil mi? Çok izleni-yorsa, realite bu... Hakikati boş ver... Peki Cem Yılmaz'ı ne yapacağız?... Geçen hafta Acun Ilıcalı'nın 'Var mısın Yok musun?' programına Cem Yılmaz konuktu. TV izleyicisi sinema izleyicisinden çok daha alt düzeyde bir sosyo-kültürel yapıya sahiptir: Rating %20, Share: %49... Rekor!... Milli maçlardan çok daha fazla... Ortak ruhi şekillenmenin realitesi, sizin deyişinizle 'gerçekliği' içinde hangisini referans olarak alacağız?...
Kehanetimin arkasındayım
Burada iletişim danışmanı arkadaşımız Cemil Basa'nın bir mesajına göz atalım:
'Dün akşam Cem Yılmaz'ın katıldığı 'Var mısın Yok musun?' yarışmasını bir kez daha izledim. Çok sevdiğim bir filmi tekrar izlemek gibi oldu.
Şahan Gökbakar'ın kendi kimliğini bir tarafa bırakıp Recep İvedik üzerinden gişe hesabı yaparken Cem Yılmaz Türkiye'nin sevgilisi (sweetheart) olmuş. Sosyal medya ağzı ile 'sağlam bir ayar vermiştir'.
Yurtdışında olsa böyle müstesna bir gösterinin DVD'si yapılır ve çoktan satışa çıkardı. Acaba Show TV ya da Acun Ilıcalı (Acun Medya aracılığı ile) böyle bir yapımı hayata geçirip gelirini de Elif ve benzer durumda olanlar için kullanmayı düşünür mü?
Yarışmayı izlerken kendi kendimi defalarca 'İşte bu nedenle Cem Yılmaz' derken buldum. Bu yüzden de 'Recep İvedik 2' nedeniyle kaybetmeniz muhtemel olan iddialarda size destek vermek iste-rim... Çünkü ortada haksız bir durum var; eğer Turkcell reklamları sayesinde Recep İvedik tiplemesi neredeyse zorla sempatik yapılmasaydı Şahan Gökbakar'ın işi zor olurdu. 'Zafer benim' çığlıkları atacağına Cem Yılmaz'dan ne kadar çok öğreneceği şeyi olduğuna bakması lazım. Tüm zamanların en büyük gişe başarılarından birini elde eden 'Titanic' filmi hala tüm zamanların en iyi aşk filmi değil... Saygılarımla... M.Cemil Basa.'
Dücane Bey çok hoş bir laf etmiş: 'Önceden beyan edilmemiş kehanet, kehanet değildir.' Ben hala 'kehanetimin' arkasındayım; kaybettiğim kesinleşene kadar... Dücane Kardeşim'e gelince... Sevgi anlaşmak değildir... Onu seviyoruz...