Beynim, yani mantığım, son soruşturmalara olumlu yaklaşıyor. 'Hakikatler ortaya çıksın; kimse devleti arkasına alarak illegal işler yapamasın' diyor. Yaşanan gelişmeler ve bulgular, birilerinin devlet adına birtakım illegal örgütlenmelere yeltendiğine dair işaretler taşıyor. Kalbim, yani duygularım ise bazı kuşkular taşımam için dürtüyor. 'Yaşların yanında kurular da alınarak aslında psikolojik bir iç harbin aleti mi oluyoruz' diye endişeleniyor.
Gerçekte devlet idaresi, siyasetçi kanat ile bürokrat kanat arasında paylaşılır. Bürokrat kanat ise kendi içinde idari, askeri ve yargı bürokrasisi olarak ayrışır.
Bir süredir, büyük devletlerin varlığını tehdit eden büyük çaplı riskler oluştu. Örneğin ABD'nin devlet güvenliğini tehdit eden El Kaide, Fransa'nın enerji bağımsızlığını tehdit eden Greenpeace gibi radikal, çevreci örgütler. Bunlar deprem gibi öngörülemez riskler taşıyor. Batı ülkelerindeki mevcut hukuk sistemi, anayasal düzenini koruyabilmek için bu tür öngörülemez risklere karşı koyabilmeye göre dizayn edilmemiş. Bu tür risklere karşı koyabilmek ve ulusal güvenlik gibi devletin çekirdek anayasal temellerini koruyabilmek için, alternatif ve sürekli bir koruma mekanizmasına ihtiyaç duyuluyor. İşte 'derin devlet' böyle doğuyor. Bu yapılanmadaki kilit nokta, 'gelip geçer' yani 'yolcu' niteliğinden ötürü siyasetçi kanadın değil, statükonun güvendiği ve 'hancı' bürokrat kanattan gelenlerin yönetiminde olması. Ancak siyasi kanat tarafından rasyonel bir denetim altında tutulması zorunlu. Bu son nokta, derin devletin 'meşru' olup olmamasının ana ölçütü. Meşru derin devletin bazen mevcut hukuk düzenini 'zorlamasına' sistem tepki veremeyebiliyor. Nitekim ABD yargısı Guantanamo'daki işkencelere, orasının ABD ülke sınırları içinde olmadığı gibi bir gerekçeyle kayıtsız kaldı. Fransız hukuk sistemi, Fransa'nın nükleer denemelerini engellemek isteyen Greenpeace üyelerin Fransız güvenliğince öldürülmelerini görmezden geldi.
Meşru derin devlet ütopik ve illegal derin devlete dönüşmeye çok elverişlidir. Bu tehlikeye karşı siyasetçi kanadın denetim rolünü gereğince yapması yaşamsal önemde. Bir de bu yapının 'işletiminin' akıllı insanlara emanet edilmesi. Susurluk ve Ergenekon'dan anlaşılan, 90'lı yıllarda bu işin yönetiminin yeterince akıllı insanlara bırakılmadığı ve emanet edilenlerin bu işi 'ellerine yüzlerine bulaştırdıkları' veya kontrolden çıktıkları. Siyasetçi kanadın da denetim görevini gereğince yapamadığı. Sonuçta bu işin 'patlamasına' şimdi olduğu gibi en çok da üniter yapıyla ve laik düzenle sorunu olanlar seviniyor.
Siyasetçi kanat iktidara geldiğinde o ya da bu şekilde bu derin yapılanmadan haberdar olur. Bu noktada sadece 3 seçeneği vardır: Olduğu gibi rıza göstermek ve göz yummak; tamamen reddederek tasfiye etmek; bu yapıyı kendi anlayışına göre yeniden dizayn etmek. Özal, Demirel, Çiller, Yılmaz, Ecevit iktidarlarına bakıldığında, bazı küçük 'rötuşlar' dışında, esas olarak ilk seçeneğin benimsendiği görülüyor. Son 20 yılda meşru derin devletin ana hedefinin üniter yapı ve laik düzen düşmanlarıyla -gerektiğinde yeraltı yöntemleriyle- mücadele olması siyasetçi kanadın zımni onayını fikri bazda da kolaylaştırmış olabilir.
Yaşananlar Erdoğan iktidarının bu ilk seçeneği benimsemediğini gösteriyor. Ancak henüz yanıtını bilmediğimiz, amacın 'tasfiye' seçeneği mi, yoksa 'yeniden dizayn etmek' seçeneği mi olduğu.
Akıllı ve düzgün insanların elindeki meşru derin devlet herkes için 'genel risk sigortası'dır. Aptalların veya 'kasaba kurnazlarının' yönetimindeki derin devlet ise acilen sigorta edilmesi gereken büyük bir risk.