Edebiyat dünyamızın özgün isimlerinden ve Türkçe'yi de güzel ve yetkin kullanan yazar Muhsin Kızılkaya geçen hafta TV'de anlatıyordu.
'Yatılı okula gitmek zorunda kaldım, oraya gittiğimde anadilimin yasak olduğunu bilmiyordum, Bize bildiğiniz dili unutun dediler.
Hiç konuÅŸmadığım üç aylık bir dönem geçirdim. Çünkü Türkçe'yi hemen öÄŸrenemedik.
Sonra bir gün annem ziyarete geldi beni. Kürtçe konuÅŸtu benimle. MeÄŸerse arkada bir öÄŸretmen varmış, annemin gözü önünde beni çok dövdü. Annem 90 yaşında halen ve o günden beri aÄŸzından Türkçe tek kelime çıkmış deÄŸil. O öfkeyle ben de kendime bir söz verdim. O sarkık bıyıklı, faÅŸist öÄŸretmenden bu dili daha iyi öÄŸreneceÄŸim dedim. Hayata atıldığım günden beri hayatımı Türkçe üzerinden yazarak kazanıyorum. Türkçe'yi çok ÅŸiir bir dil olarak görüyorum. Hiçbir zaman da Türkçe'ye kızgın deÄŸilim.'
Küçük bir oÄŸlanın, annesi üzerinden yaÅŸadığı büyük öfke, dönüÅŸüp ona bir ozanca yazarlığın yollarını döÅŸerken, oÄŸlunun ÅŸiddet görmesine dayanamayan ana, yıllardır dilini mühürlüyor, konuÅŸmuyor Türkçe'yi.
TRT ÅžeÅŸ'in yayına baÅŸlaması böyle binlerce hikayenin ardından bir milat gibi görünüyor.
Ama bütün küçük çocukların analarıyla konuÅŸtukları dilini basan ve yasaklayan gücü, aynı yüreklilikle bir yaratıcılığa dönüÅŸtürebildiler mi acaba?
Küçük varlıklarında ne yaralar açtı ve o yaralar nelerle ikame edildi tahayyül edemeyiz!
Bu yüzden devlet kanalımızdan Kürtçe yayını son yılların en büyük zihniyet deÄŸiÅŸimi olarak büyük umut yarattı.
Devletin bir zamanlar yasakladığı yine devlet tarafından kaldırıldı.
Nazarımızda ana sütüyle anadili arasındaki ayrım devlet tarafından sonlandırıldı.
Bu yaklaşımın ülkemize çok ufuk açacağına inanıyoruz.
Dil özgürlüÄŸün kendisidir, varlığınızı capcanlı ve sürekli kılabildiÄŸiniz özgürlük alanıdır.
Dünyayı dille kurarız, dünyayı dille deÄŸiÅŸtiririz, onun üzerinden aktarırız geçmiÅŸi, bugünü ve bizi.
Gün olur kaçacak bir mekan ararsak o mekan da yine dil olur.
DüÅŸlerimiz anadilimizle düÅŸer uykumuza.
Muhsin Kızılkaya, saÄŸduyulu görüÅŸlerini açıklamaya yüzyılların bilgeliÄŸiyle devam ediyor,
Türkiye'de Kürt sorunu olmadığını, Kürtçe sorunu olduÄŸunu ifade ediyor...
Devletin Kürtçe meselesini çok ince bir noktadan yakaladığını söylüyor.
Åžimdiye kadar devletin böyle bir hamle yapacağının kimsenin hayalinden bile geçmediÄŸini ve doÄŸru olanın da bu yasağın devlet tarafından kaldırılması ve kamu yayıncılığının gereÄŸi hizmet vermesi olduÄŸunu belirtiyor. Ve ekliyor;
'Bir kere Kürtler bundan sonra siyasetin dilini terk etmelidirler, siyasetin dili ayrıştırıcıdır, keskin bir dildir, yaralayıcıdır.
Diplomasinin dili öyle deÄŸildir, köÅŸeleri belli deÄŸildir, incitmeden kendini ve derdini anlatırsın'.
Kültürümüzün dil ustasının sözlerine hepimizin kulak açması gerekiyor.
Siyasetin ayrıştırıcı, dost/düÅŸman ayrımı yaptıran diliyle her gün biraz daha uzaÄŸa düÅŸmüyor muyuz birbirimizden?
Diller ve kültürler insanlar gibidir, yaÅŸarlar, anlatırlar, birbirleriyle karşılaşır ve birbirlerinden etkilenirler, etkilerler ve bundandır büyürler, çoÄŸalırlar. Büyük sözlü gelenekler ve yazılı metinler kalır bize.
Biz de o sözlü anlatılar ve yazılı metinlerle tarihe yerleÅŸirken, kendimizi daha insan duyarız.
Böyle insanların yaÅŸadığı ülke de büyür ve çoÄŸalır.