Toscano sokakları Hitler faşizmiyle inlerken 'ölüm'ü oğlundan gizlemeye çalışan bir baba... Savaşı ona bir 'oyun' gibi anlatan; 'Kazanırsak, askerler seni yakalayamazsa çok puan toplayacağız ve bize ödül olarak koca bir tank verecekler' diyen İtalyan Yahudisi Guido... Ve şehir işgalden kurtulduğunda 'oyunbaz' babası Nazi kurşunlarıyla öldürülmüş olan Giosue...
'Hayat Güzeldir'i hatırlıyor musunuz?
Mizahla hüzün arasındaki geçişleri fazla keskin olsa da bir Roberto Benigni başyapıtıydı.
3 Oscar'la ödüllendirildi, izlenme rekorları kırdı ve sinema tarihinde kendine özgü bir yer edindi.
Benigni'nin senaryosu çok zekiceydi, 'oyun' fikri muhteşemdi ama... Asıl sihir; filmin seyirciyi bu kadar kuşatmasının asıl nedeni, acımasız bir savaşın orta yerinde kalmış bir çocuğun yaşaması gerektiği, 'masumiyet'in ölümü hak etmediği gerçeğiydi.
Ama işte... Sonunda 'film'di... Benigni, her şeye rağmen 'hayat güzeldir' demek istedi ve Giosue ölmedi.
Önceki gün, First Lady'lerin İstanbul'daki buluşmasında Emine Erdoğan'ı dinlerken, 'Hayat Güzeldir' geçiyordu zihnimden... Çünkü, Gazze'de ölen Filistinli çocuklardan söz ederken gözyaşlarını tutamayan Emine Hanım, aslında Giosue'yı anlatıyordu, Giosue'ların yaşaması gerektiğini...
Konuşmasına Nazım Hikmet'in 'Hiroşima'sını eklemesi, 'Çocuklar öldürülmesin / Şeker de yiyebilsinler' dizelerini okuması da bu yüzdendi.
Gazze'deki katliam, tam 17 gündür sürüyor. Bilanço şimdilik 885 ölü... Ve ölenlerin üçte biri çocuk... Rakamla 275 yani!
Üstelik ortada ateşkese dair bir umut yok. Ajanslar, sadece İsrail'in gece karanlığını yırtan roket ışıltılarını, darmadağın olmuş yoksul mahallelerinin fotoğraflarını, ölülerine ağıt yakan Filistinliler'in fotoğraflarını geçiyor.
Ve sonunda ötekileşiyor manzara... Çözüm umudu azaldıkça, ölüme alışıldıkça vahşet sıradanlaşıyor. Rakamların 'hiç'leştirdiği bir 'bilanço'ya dönüşüyor her şey: 'Gazze'deki bir evde 12'si çocuk, 30 kişi daha öldü'
Peki nasıl öldü o çocuklar?
8 Ocak 2009... Zeytun'a giren İsrailli askerler, 'Az sonra büyük bir bombardıman olacak. Ölmek istemiyorsanız bu eve sığınmalısınız' ' diyerek Filistinli sivilleri bir eve kapatıyor. Birkaç dakika sonra hava saldırısı başlıyor ve İsrail Ordusu Zeytun'u yerle bir ediyor. Ve 110 kişinin sığındığı o evi de (Nazilerin 'Sizi banyoya götürüyoruz' diye kandırıp gaz odasına gönderdikleri Yahudilere yaptıkları gibi yani)... Saldırıdan sonra Kızılhaç, içeridekilere yardım etmek için ordudan izin istiyor. İzin 4 gün sonra çıkıyor. Kızılhaç yetkilileri enkaza ulaştıklarında 12'si çocuk, 30 kişinin cesediyle karşılaşıyor. Ve açlıktan, susuzluktan kımıldayamayan 4 Filistinli çocukla... En büyüğü 11 yaşında. Annelerinin cesetlerine sarılmış öylece duruyorlar.
Ve sonu hep aynı biten, binlerce dayanılmaz hikaye daha...
Şimdi manzara şu: Filistin, tıpkı daha öncekiler gibi, yine dünyanın gözü önünde ve yine İsrail 'Yeter' diyene kadar bu vahşeti yaşayacak. O güne kadar ajanslar Gazze'ye yağan bombaların, tanklarıyla 'zafer'e koşan İsrailli askerlerin fotoğraflarını geçecek. Gazete başlıklarında sadece ölü ve yaralı sayıları değişecek.
Ve acıklı olan, Filistinliler'in Benigni'leri olmadığı, orada Benigni'lerin yetişmesine izin verilmediği, Benigni'ler çocuk yaşta öldürüldükleri için hikayelerini hiç kimse anlatmayacak.
Şimdi cehennemde yaşıyorlar ya... Cehennemden kurtulduklarında bile 'Hayat Güzeldir' diyemeyecekler.
Savaşta ölen Giosue'lar, filmlerde bile yaşayamayacak. Bu bile çok görülecek?
'Hayat Güzeldir'i hatırlıyor musunuz?
Yönetmeninin 'O acıyı beyazperdede anlatabilmem mümkün değildi' dediği o filmi...
'Hayat Güzeldir' fikrinin önceki filmlerimin benzeri olarak ortaya çıkıp çıkmadığını hiç kendime sormadım. Bu fikri arayıp bulmadım bile; o beni buldu ve bütün benliğimi sardı! Hayal kurmak, küle dönmemizi ve çabuk kırılmamızı önler. Hiç bitmeyecek bir geceyi atlatabilmemiz için bize güç verir. Roberto Benigni